ABD Emperyalizmi Altındaki İslam Dünyası…
Komşularla sıfır sorun düşlerken, zengin kuzey ile yoksul güney
dünyasının paylaşım savaşlarında kuşatmanın tam ortasında sıkıştık kaldık.
Zengin kuzey dünyasına bize haksızlık yapılarak öncelikli alınan, bir biçimde
kucak da açılan Yunanistan, zengin kuzey dünyasının piyasalar krizinde, insan
eksenli gündeme gelmemiş sistemin bedelini, eylemde
suçu olmayan halkına, çalışanına ödetmek zorunda kalınca, dün sokaklar bir kez
daha savaş alanı oldu.
İslam
dünyasında, yoksul güneyin ırklar, aşiretler, mezhepler üzerinden yürüyen kanlı
iç paylaşım savaşlarının ucu Suriye’den topraklarımıza girdi... Suriye
sınırındaki sığınanlar çadırları, yaşanan insanlık dramının bize uzanan aynası
gibi. Ankara’ya çağrılan İslam dünyası büyük elçilerimiz, Arap Baharı olarak
adlandırılan iç savaşların gözlemlerini, bilgi birikim, değerlendirmelerini
aktaracaklar. Seçimden oy zaferi ile çıkan henüz kurulmamış yeni Erdoğan hükumetini bekleyen ilk güncel sorun, bir tür liderliğine soyunulan İslam
dünyasındaki yeni büyük kaos, iç savaşların içinden Türkiye'nin en az zararla,
büyük yaralar almadan kurtarılması..
Türkiye’ye
daha doğrusu Erdoğan hükumetlerine “ılımlı İslam” projesi ile İslam dünyası içinde eş başkanlık,
rol model olma vizyonlarını biçen ABD- AB siyasi odakları kendileri açısından
bu bataklığın içinden nasıl çıkabileceklerinin formüllerinin arayışları için delerken, Türkiye'nin çıkarlarını kollamak gibi bir kaygıları gündemlerinde
olmasa gerek. İç savaşlar bağlantılı Erdoğan hükumetlerinin iki dönem
iktidarda geliştirdikleri ilişkiler ise otomatik koptu.
İlişkiler
ağlarının kurulduğu iktidar odakları bir bir gider ya da yapısal değişiklik
yaşarken, yeni oluşumlara ilişkin öngörüler emperyalist merkezler için bile
sislerin ardında.
Kısa
bir dönem için, Tunus, Mısır.. İlk dönem patlamaları, sokak hareketleri örnek,
diktatörlüklerin devrilmesi, sokaklarda demokrasi arayışları gibi bir vitrin
yok oldu, uçtu. Zaten beyaz, turuncu, karanfil darbelerinde de istenen amaçlara
ulaşılamamıştı. Soros fonlamalı sivil toplum örgütlenmeleri,
demokrasi grupları öncülüğünde ağırlıklı eski Sovyetler iktidar alanlarındaki
ülkelerde milyonların sokağa dökülmesi ile kurulan düşler çoktan düş
kırıklığına dönüşmüş durumda. Batı güdümlü iktidarların kirlilik bulaşmış bir
gelip bir gidişlerinde; halkın akıl almaz hızlarda yoksullaşması,
yoksunlaşması, geçmişin eğitim, sağlık, iş güvencelerinden yoksun kalmasındaki
olumsuz hızlı gelişmeler belirleyici..
Arap
baharları denemelerinde durumlar çok daha vahim gelişiyor.. Çünkü emperyal
odaklarla uzun yıllar ittifak yapmış diktatörleri, sultanları ayakta tutmak ne
kadar olanaksızsa, en kötü modeli ile sandık demokrasisine geçiş de bir o kadar
zor. Petrolün üzerinde emperyal odaklara hizmet eden diktatörlerle
çevreleri ne kadar çok zenginleşmişlerse, halk o kadar yoksullaşmış,
yoksunlaşmış, farklı şeriat yorumlarında cennet vaatleri ile
afyonlanmışlarsa, dünya nimetlerinden pay almadan o kadar ağır insan hakları
ihlalleri ile uzaklaştırılmışlar.
Sonuç
İslam dünyası halkları şimdilerde ancak aşiret, cemaat, farklı mezhep,
şeriat yorumları ile bir diğerlerinin üstüne çıkarak en altta, en yoksul, en
çaresiz olmama savaşlarının peşindeler. Daha önce bu köşeden’de yinelediğim
gibi, bana göre, yoksul güney dünyasının, en altta kalmama içerikli Birinci
Cihan Savaşı’nın kanlı hesaplaşmalarının batağındalar. Tabii parçalanmışlık,
çaresizlik, ilkel savaş koşullarını da üretmiş oluyor..
Erdoğan
iktidarları Doğu Blok’unun parçalanması projelerinde yaşanan olumsuzluklardan
pay almamış, hatta ikili ticari ilişkilerde, ucuz hizmet, ucuz emek, inşaat,
tekstil ağırlıklı göreceli gelişmiş teknolojili firmaları ile ticari
ilişkilerden avantajlı paylar alabilmişti. İslam dünyası savaşın kaosuna
gömülmeden, İslami kimliği ile de baştan avantajlı konuma geçmişti. Bir de BOP
projesi ile Türkiye’ye biçilen rol, Erdoğan iktidarlarının eş başkanlık
vizyonunu gönüllü üstlenmeleri, ataklık adına da Ortadoğu’daki her sorunun
çözümünde öne çıkmaları söz konusuydu. Gerçi bu anlamlı sorun çözme ataklarının
hemen hemen hiçbirinde Türkiye istediği, beklediği rolü üstlenemedi ama olsun,
havası bile karizmatik liderliğe yetiyor da artıyordu..
Şimdi
işler, esen rüzgarlar fena halde tersine dönüyor.. Biz seçimlere dönük
yaşarken, gündeme giren son sıcak gelişmelerde Türkiye hep suçlanan, okkanın
altında kalan ülke konumunda.. İç kanlı paylaşım savaşı iktidarın geçici
askerlere devredilmesi ile bir ölçüde soğutulmuş Mısır, bu haliyle Ortadoğu
pazarlıklarında merkez seçiliyor da, Türkiye neden bir kenara itiliyor? Etkin
rolü boş verin, İslam dünyası ile yılların ürünü bütün ekonomik, sosyal, siyasal
kurulu ilişkilerimiz askıda. İş yapan iş dünyasının sadece
işleri değil, yatırımları da askıda.
Tabii
çok büyük bir mühendislik, işçilik kitlesinin işsiz kalması, şirketlerin
batması, olumsuzluklarda buzulun sadece görünen parçası... A.Berham ŞAHBUDAK…….

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder