Cumhuriyetimizin Kurucusu ULU ÖNDER
Mustafa Kemal Atatürk’ü
Anlaya Bildik mi?
Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk: ” Beni görmek
demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim
duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir, benim manevi mirasım
bilim ve akıldır.” demişti. Bir ülkenin onurunu, saygınlığını koruyarak, nasıl
değiştirileceğini, dönüştürüleceğini, nasıl çağdaş ve örnek cumhuriyet haline
getirilebileceğini; hem tarih yazarak hem de tarihe not düşerek gösteren
Atatürk’ü özlemle anıyor ve arıyoruz. O’nu hissediyor, seviyor ve
sayıyoruz.
“On’suz
geçen 77 yılda acaba O’nu yeterince anlayabildik
mi? Atatürk’ü önce tanımalı, sonra anlamalı
sonra da kurduğu devrimleri ve Kemalizm idrak edebildik mi” ?
“Gerçek sevgi bilgiden doğar, Atatürk’ü
sevmek bilgiden doğmuyorsa değeri yoktur.” Bir his yumağı olan sevgi çabuk
eskir ve unutulur. Sevgiyi, köklü olgularla beslediğimiz, kendimize ve yaşam
biçimimize uydurduğumuzda ve bir genetik algı haline dönüştürdüğümüz zaman
Atatürk’ün özlemiş olduğu düzeye çıkmış oluruz.
Kişiliğimizi,
bireysel ve toplumsal onurumuzu, uygar yurttaşlardan oluşan çağdaş bir devlet
oluşumuzu ve tüm evrensel değerlerimizi borçlu olduğumuz Dünya Lideri Önderimiz
Mustafa Kemal Atatürk’ü, anlatmak çok kolay, anlamak çok zordur. Özellikle de, çağdaş ve evrensel değerlere erişmemiş
toplumlarda çok daha zordur.
“Her ölümlünün sürecini o da
yaşadı. Ama 57 yıl süren bu kısa ömür içerisinde
yaptıklarının büyüklüğü tartışılamaz”.
Selanik’te orta halli bir ailenin çocuğu
olarak dünyaya gelen Mustafa, Askeri okulda Kemal, Sakarya Meydan Muharebesinde
Gazi, Cumhuriyet’ten ve DEVRİMDEN SONRA DA Atatürk oldu. Devrimci savaşlarla yücelerek,
çağdaş bir devletin kuruculuğuna yükselen Mustafa Kemal’in yaşamında destansı
bir öz vardır. İşte bu destansı gerçek, Atatürk’ün
yaşamından söz ederken duygularımızın ağır basmasına yol açar. Ne var ki,
duygular; toplumsal devinim sürdükçe ve yeni kuşaklar yetiştikçe yıpranır
durulur.
Kocatepe’de Mustafa
Kemal’le birlikte savaşmış, ya da Cumhuriyet Devrimlerini Atatürk’le
algılamış bir yurttaşın torununun; bu olayları yaşamamış, kuşakların duymasına
olanak var mı? İzmir’in işgali ya da Mütarekenin kara günleri bizlere tarihin
derinliklerinde kalmış bir sisli öykü gibi gelmekte. Kurtuluşun kıvancını; o günleri yaşamış ama birer birer tükenerek
toprak olmuş insanların, bugün artık atmayan yürekleri gibi algılamak mümkün
mü?
İşte bu gerçeğin ışığında Atatürk’ten söz
edeceğim: Atatürk, yaşamımızın bir parçasıdır. Okullarda, derslerde
öğreniyoruz. Maalesef bugün günü kurtarma adına ülkemizi bir çıkmaza sürükleyen
bazı siyasetçilerimiz kavgalarını onun
üzerinden yapıyorlar. Evlerimizdeki sohbetlerimizde, yaptıklarını ve
başarılarını, övgüyle ve destansı bir anlatımla anıyoruz. Ancak ne yazı ki; hep
dışımızda tutuyoruz. Bir bohçaya sarıp, evimizin duvarına astığımız kutsal
kitap gibi saklıyoruz, kişiliğimizde yaşatmak istemiyoruz.
Her birimizin zihninde bir Atatürk olgusu
var. Ama bu durağan bir
imaj olmamalı. Çin okullarında Atatürk tanıtıldığı için başarılarına hayran
oluyoruz. Günlük yaşamımızın içinde sürekli olarak
kaldığı, sohbetlerimizin içine sık sık girdiği için de; O’nu her gün yeniden
keşfediyoruz. O nedenle de sürekli ve aynı
tonda bir öykü kahramanı olarak canlı kaldı.
Bugün,
her Türk’ün bilincinde; Atatürk unu, yağı, şekeri mevcut, ancak ne yazık ki
bu bilinçlerde Atatürk helvasını oluşturabilmiş değiliz. “Düşünelim; bir genç olarak, bir yurttaş olarak, bir aydın olarak
Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz”? Ne kadar biliyoruz?
Atatürk kimdir? Neler yapmıştır? Neler
yaptığı için Atatürk olmuştur? Devrimi nedir? Düzeni nedir? İlkeleri nelerdir?
Atatürkçülük nedir? Eğitim, kültür ve ekonomik
yaşamlarımızda emirlerine uymaya çalıştık mı?
Çağdaşlaşma ilkesine uyduk mu? Uyduk mu çağın gidişine? Olayları
Atatürkçü görüşle yorumladık mı? Atatürk’ün söylevini en azından bir kez
okuyabildik mi? Ya ; “Şu çılgın Türklerin? “Dirilişi”? Ayrıca aşağıdaki sorulara
herhangi bir yanıtımız var mı? Parçalanan bir İmparatorluk, Atatürk gibi bir kişiyi nasıl yetiştirebilmiştir?
Mustafa Kemal Paşa, Kurtuluş Savaşı kararını nasıl verebilmiştir?
Kurtuluş Savaşını kazanacağını nasıl ummuştur? Birinci Dünya Savaşı sonrasında, Özellikle Ege Bölgesinde Mustafa
Kemal Paşa’nın hareketinden bağımsız olarak ve daha önce bir direniş
örgütlenmiş olmasına karşın, Kurtuluş Savaşının önderliği neden Mustafa
Kemal’in elinde kalmıştır?
Atatürk’ü anlamak, O’nu masal gibi anlatmak değildir. Atatürk bir gece, Söğüt özü Köyüne iner, yanında İsmet Paşa da vardır.
Köylülere, Atatürk’ü tanıyıp, tanımadıklarını sorar. Köylüler hep bir ağızdan: “Göbeğine kadar inen, sütbeyaz sakallı,
nur yüzlü birisi,” deyince; İsmet Paşa’ya dönerek: “Kalk ismet, gidelim,
buralarda bize yer yok” der. Atatürk’ü anlamak; O’nun
yaptıklarını bilerek, O’nun çağdaş aydınlık yolundan gitmektir.
“Atatürk’ü anlamak; tüm yaşantımızı,
O’nun yarattıkları doğrultusunda düzenlemektir. Atatürk’ü anlamak; O’nun aydınlık yoluna baş koymaktır.
Atatürk’ü anlamak; rozetlerini, yakamıza takarak dolaşmak değildir.
Ama Atatürk’ün amaçlarından uzaklaştırılması da acıklı ve utanç verici bir
gerçektir”.
Mustafa Kemal Atatürk,
Türk Ulusu’nu yalnızca geçmişte kurtarmamış; Türk Ulusu’nun, bu gününü ve
geleceğini de kurmuştur hatta kurtarmıştır. 16 Mayıs 1919 günü İstanbul’dan
Samsuna gitmek üzere Bandırma Vapuru ile yola çıkan M. Kemal Paşa, İtilaf
askerlerinin yolda gemiyi durdurup silah ve cephane arayıp, bulamadıkları için
Boğaz’dan çıkış izni vermeleri üzerine; yanındakilere: ”Biz Anadolu’ya silah ve cephane götürmüyoruz.
İnanç götürüyoruz.” diyerek, UMUT; İNANÇ ve ZAFER azmini ifade ediyordu. “Zafer, zafer benimdir diyenlerindir.”
diyen bu genç subayın kişiliği, devrimci düşünceleri, dünya görüşü, vatan ve
ulus hakkındaki planları, dünya ulusları ile ilgili düşünceleri; devrime
başladığı 40 yaşına kadar, Tüm yaşamını geçirdiği askerlik mesleği içinde
olmuştur.
Mustafa
Kemal, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığında; “ Osmanlı Devleti, Birinci Dünya
Savaşında yenilmiş, Ordusu dağıtılmış ve elinden silahları alınmış,
koşulları ağır bir ateşkes antlaşması imzalanmış, Ulus yorgun ve yoksul düşmüş,
savaşın sorumluları ülkeden kaçmış, Padişah, Kabine ve Sadrazam kendi
çıkarlarını düşünmekte ve çaresizlik içindelerler. İtilaf Devletleri ülkeyi işgale başlamıştır. Azınlıklar, Ülkenin ve Devletin
parçalanmasına çalışmakta. Yunanlılar İtilaf Devletlerinin
tam desteği ile İzmir’e çıkmıştı.
Türk Halkı, 19.yy.
sonlarında başlayan ve 20.yy. başlarında da
süren savaşlardan ve adını söyleyemediği, yerini de bilmediği, cephelere
evlatlarını göndermekten perişan olmuştu. ( Galiçya…) Özetle; Türk ulusu Birinci
Dünya Savaşının sona ermesi ile Bağımsızlığını,
Refahını, Ülkesini, Ülkülerini yitirmiş, korkunç bir gelecekle baş başa
kalmıştı. Milyonlarca insanını, vatanlarca toprağını yitirmiş, Türkler öz
vatanlarında vatansız kalmıştı. İşte bu koşullarda, yeni bir
savaşa kalkışmak ve bu savaş için gerekli örgütlenmeyi yapmak, çetin bir iştir.
Özgürlük
ve Bağımsızlık benim karakterimdir diyen, özgürlük ve bağımsızlığımızın, sembolü, Ulusal Kurtuluş
Savaşımızın eşsiz Komutanı, laik demokratik ve çağdaş Cumhuriyetimizin kurucusu
Mustafa Kemal Atatürk; Dünya tarihine yön vermiş pek çok liderden farklı ve
özel bir niteliğe sahiptir. Atatürk, büyük bir asker
olmasının yanı sıra, aynı zamanda, büyük bir devlet adamıdır. Ulusal Kurtuluş mücadelesinde, bir yandan askeri stratejiler diğer
yandan siyasi stratejiler geliştirip diplomatik taktikler uygulamıştır.
Amasya
Genelgesinden başlayarak, Milli Benlik ve Egemenlik duygu ve uygulamalarını
geliştirmeye çalışmıştır. TBMM’nin açılışı ile birlikte,
”Kayıtsız Şartsız Millet Egemenliği’ni” hâkim kılarak, Cumhuriyete
giden yolu açmış, yeni bir devletin temellerini atmıştır. Kısacası, en çetin savaşlardan
daha zor olan diplomasi savaşlarını başarıyla tamamlamış, onurlu bir Barış
Antlaşmasını imzalamış ve Modern Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş bir devlet
adamıdır.
Atatürk büyük bir reformcudur. Gerek kendi düşüncelerini, gerek diğer
düşün adamlarının düşüncelerini, belli bir program çerçevesinde uygulamıştır. “Ben Manevi Miras olarak,
hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş, kalıplaşmış kural bırakmıyorum diyen
dünya lideri fikren ölümsüz Mustafa Kemal ATATÜRK’TEN
başkası değildir….
Benim
manevi mirasım, BİLİM ve AKILDIR. Diyen ATATÜRK Zaman süratle
dönüyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları
bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia
etmek, aklın ve bilimin gelişmesini inkâr etmek olur… Benim Türk Milleti için
yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni
benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini
kabul ederlerse, manevi mirasçım olurlar…” diyen Büyük Atatürk,
toplum ve devlet yaşamının her alanında, her uygulamasında akıl ve bilimi ölçü
olarak ortaya koymuştur.
Türk Kurtuluş Savaşı tüm olumsuzluklara
karşın, Mustafa Kemal Paşa’nın öncülüğünde, özveri ile KADIN- KIZ ERKEK;
ULUSAL BİLİNÇ VE ULUSAL DAYANIŞMA İÇERİSİNDE, YILMAZ ÇABALARLA VE
KAHRAMANLIKLARLA KAZANILMIŞTIR bu bilinçle kurulmuş olan CUMHURİYETİMİZ bugün kimi güruh tarafından yok
edilmeye çalışılmaktadır bu yetmez gibi kimi gafil bet vahlar ise Fikren
ölümsüz olan Mustafa Kemal ATATÜRKE saldırmayı ve üç günlük seyisliklerinde kendilerini
ATATÜRK’ÜN yerine koymak istemeleri ise tam bir
şekilciliktir ama bu dönek bet vahaların bu cabalar ise tam bir fiyasko dur…. 30.01.2016
DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİ BİRLİĞİ
PLATFORMU Genel Başkanı A.Berham ŞAHBUDAK








