19 Ocak 2021 Salı

AKP VE SARAY "ARTIK YOLUN SONUNA" GELDİ?

AKP VE SARAY "ARTIK YOLUN SONUNA" GELDİ? Tam 18 yıldır Türk halkını din iman diyerek adata aldata AKP ve Erdoğan güçlendi, bu yetmedi "milli mücadele sonucunda ebedi başkomutanımız ve kurucu liderimiz ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu bu cumhuriyete “ne kadar fabrika varsa yandaşa ve emperyalistlere sattı... AKP ve yandaşları cumhuriyete ait ne varsa yuttu, şişti engellenemez, durdurulamaz, yenilmez denilen AKP ve çeteleri başta İstanbul ve Ankara olmak üzere 11 Büyükşehirde yerel yönetimlerde yenildi ve halen de yenilmekte. Evet, AKP 18 yıldır iktidarda. Devleti ele geçirdi ve yeni bir rejim kurmaya çalışıyor. Bu doğru. Ama en az bu kadar bir doğru daha var ki o da Atatürk’ün kurduğu bu cumhuriyette kendi istediği gibi bir toplum inşa edemedi. Edemeyecek. AKP ve onda vücut bulan ne varsa ona itiraz eden milyonlar var. Sadece Erdoğan ve partisi değil, 18 yılda bu cumhuriyeti yok etmek için kurdukları her şey artık AKP ve bileşenleri için aşağıya doğru gidiyor! Bunun anlamak için son bir yılda bu cumhuriyette neler yaşandı bunlara bakmak yeterli! İstisnasız her alanda aşağı gidiyor ve her gecen gün aldatıldığını ve kandırıldığını gören bu onurlu ve gururlu halk biraz daha uyanarak artık bundan sonra neler olacağını görüyor olmasıdır… Artık AKP ve bileşenleri cemaatler tarikatlar ve MHP için bu cumhuriyette artık bir gelecek yok demektir. Yıllardır AKP ve bileşenlerinin satın aldığı sözde akademisyenleri ve üç kuruşa satılmış sözde köşe yazarları ve gazetecileri TV'leri ne yaparsa yapsın artık AKP ve çetelerinin sonu geldi!. Artık 2018 sonrasında AKP denilince ilk akla gelen rant, özelleştirme, işsizlik ve borçlanma ekonomisi geliyor! Demek ki artık AKP ve Saray yönetimi yıllardır yarın yokmuş gibi yüksek faizler ödeyerek borçlanan, aldığı borcu da yandaşın rant ekonomisine yatıran bir AKP ve bileşenleri olan cemaat ve tarikatları geliyor, her şeyi özelleştiren 18 yılda tek bir fabrika dahi kuramayan mevcut fabrikaları da yandaşa satan sanayisiz üretimsiz bir AKP geliyor ve artık AKP için yolun sonuna gelindiğini gösteriyor. Tıpkı sular çekilince kıyıya vuran balık misali, sıcak paranın çekilmesiyle AKP’nin de rant ekonomisi krize girdi. AKP ise günahlarının bedelini 83 milyon yurttaşa ödetiyor. 1999 yılında Eichengreen ve Haussmann iktisat literatürüne "temel günah" olarak ün kazanan kavramı tanıttı. Kısaca gelişmekte olan ülkelerin yabancı para cinsinden gittikçe artan oranda borçlanması olarak ifade edilebilir. Bu çerçeveden bakıldığında, 18 yıldır ekonominin dümenini elinde tutan AKP en büyük günahkar olarak tanımlamak mümkün. Gelinen noktada, dış borcun milli gelir oranı cumhuriyet tarihinde bir rekoru kırmış durumda. Başkasının kanatlarıyla uçan ekonomi yönetimi temel günahın sefasını yıllarca sürdü. Sadece AKP döneminde 300 milyar dolardan fazla borç kullanıldı, yaklaşık 65 milyar dolar özelleştirme geliri elde edildi. TEKEL, Türk Telekom, Tüpraş, Petkim, Şeker Fabrikaları ve dahası özelleştirildi, 18 yıllık bir istihdamsız büyüme politikası sonunda Türkiye sanayisiz leşti. Bugün ise AKP'nin geçmiş günahlarının bedelini 83 milyon yurttaş la birlikte AKP’nin yap işlet devret yandaş modelli yıkım projeler için bu ülkeye 50 yıl çıkaramayacak ”bir fore kazık çaktı ”bu kazığın bedellerini henüz daha doğmamış olan torunlarımızla birlikte mevcutta olan Türk halkı ödemek zorunda bırakıldı bugün dahi AKP ve bileşenlerinden olan MHP ve yönetimi çaktıkları bu kazıkların günahlarıyla yüzleşmekten uzak halkı yeni senaryolarla ve kandırmaya devam ediyorlar! Oysaki bu ülke “ Milli mücadele sonucunda emperyalizme diz çöktürerek tam bağımsız olarak ulu önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurularak Tür Milletinin onurlu ve gururlu yaşamaları için Türk Gençliğine emanet edildi AKP 18 yıldır bu Cumhuriyeti adeta patlaması için kapalı bir odaya yanıcı bir gaz doldurursun ya AKP’de 2013 den 2018 tarihlerine kadar bu cumhuriyette bunu yaptı ve halen de yapmaya devam ediyor.) AKP ve bileşenleri olan cemaat ve tarikatları yıllardır cumhuriyeti ve Atatürk Devrimlerini yok etmek için ellerinden bulunan tüm devlet imkanlarını kullandılar. Fed ’in faizleri 0’a indirmesi hükümetin kısa vadede işine gelse de iktisatçıların uyarılarına kulak tıkandı. Zira mevcut parasal genişleme Fed kurmaylarının da dediği üzere geçici ve olağanüstüydü. Türkiye ve AKP halen bu rüyadan uyandı. 22 Mayıs 2013’te Fed Başkanı Bernanke parasal genişlemeyi gelecek dönemde yavaşlatacağını ve faizleri peyderpey yükselteceğini açıkladı. O yıl ABD’li yatırım bankası faizlerin yükselmesinin ardından en çok risk barındıran 5 ülkeyi açıkladı. Daha sonra “kırılgan beşli” olarak anılacak bu listede 6 yıl önce Brezilya, Türkiye, Hindistan, G.Afrika ve Endonezya yer alıyordu. Liste her yıl yenilendi, kimi yeni ülkeler girdi kimisi çıktı ancak Türkiye kırılgan beşli listesinin demirbaşı oldu. Sermaye birikim rejimi inşaat rantı üzerine inşa edilen, her yıl giderek artan büyüklükte borcu döndürmeye çalışan, üretim yapısı ithalata bağımlı olan Türkiye’nin en son ihtiyacı olan şey başına geliyor faizler ve döviz kuru yükseliyordu. Türkiye’nin finansal riskleri giderek artıyor, geçmiş günahlar giderek sürdürülemez bir hale geliyordu. AKP ve Sınır Komşularıyla sıfır sorundan değersiz yalnızlığa gelen AKP yönetimi… Komşularla ‘sıfır sorun’ söylemiyle ve büyük bir uluslararası koalisyonu arkasına alarak yola çıkan AKP’nin dış politikası kabaca 2009’a kadar ufak tefek kusurlarıyla işledi. ABD’yi arkasına alan ve Ortadoğu politikalarının taşeronu haline gelen, ‘model lider’, ‘model ülke’ telkinleri ile sürekli olarak pohpohlanan iktidar ve Erdoğan, “Model değil lider olayım hayali” görmeye başladığı andan itibaren makas kırdı. Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve onun ‘stratejik derinlik’ diye her fırsatta anlattığı çizgi, yeni Osmanlıcı yönelime geçişi başlattı. Yeni Osmanlıcılık yapılacaksa başlanacak tek bir yer vardı; Suriye. İran çok büyük bir güçtü. Irak, hem İran’ın etkisindeydi hem savaştan yeni çıkmıştı. ABD Ürdün’ü kimseye kaptırma niyetinde değildi. Kaçınılmaz olarak hedef Suriye oldu. ‘Arap Baharı’ öncesi Davutoğlu Suriye’ye 62 kez gitti. İki ülke liderleri aileleriyle birlikte ortak tatil yaptı. İki ülke arasında ortak bakanlıklar bile kuruldu. 2011 yılında yaşanan ‘Arap Baharı’ ile Türkiye’nin iştahı iyiden iyiye kabardı. Müslüman Kardeşlerin enternasyonalizmin üzerine, Erdoğan’ı oturtarak, bölgesel lider yaratılacak ve böylece yeni Osmanlıcılık hayali gerçekleşecekti. Tunus’tan El Nahda, Mısırda Mursi, Filistin’de Hamas derken, Suriye’de de Esad’ın düşme ihtimaline tutunan AKP, dış politikada kırmaya başladığı makası uç noktaya getirdi. Ve Suriye, 2011 yılında “iç mesele” haline getirirdi. Bunu 5 Ağustos 2012’de dönemin Başbakanı Erdoğan’ın ağzından “Emevi Camisi’nde namaz kılacağız” söylemi takip etti. Ortadoğu’ya lider olma hayaliyle ABD ile birlikte müdahale edilen Suriye’de Emevi Camii’nde namaz kılma hevesleri dillendirilirken, işler terse döndü. Esad devrilirse yerine Müslüman Kardeşlerin Suriye ayağının iktidara geleceğini ve istemediği sonuçların yaşanacağını gören ABD taktik değiştirdi. 2013’te Mısır darbesi, El Nahta’nın Tunus’ta çökmesi, IŞİD’ın kurulmasıyla birlikte Ilımlı İslam projesi çöktü. Türkiye ise tarihinde ilk defa, bir iktidar komşu ülkede silah zoruyla hükümet değiştirmeye kalktı. Proje bazında 2014 yılı Aralık ayında başlayan “eğit-donat” projesi 8 Mayıs 2015 tarihinde resmen devreye girdi. Yüzlerce cihatçı eğitilerek, Suriye’de savaşmak üzere bu ülkeye gönderildi. ABD ile ortak projesi olan eğit-donat programında Türkiye’de askeri eğitim verip silahlandırdığı ÖSO mensupları 2015 yılında Suriye’de savaşmaya başladı. Hayallerini ve heveslerini buraya büken AKP için işler Washington’ın eğit-donat stratejisinde de değişikliğe gitmesi ve Moskova’nın 2015’te sahadaki varlığını kalıcı hale getirmesiyle işler tamamen değişti. Çökmeye yüz tutmuş Suriye politikası krize girince, AKP’den yeni bir adım geldi. Rusya ve ABD arasında denge siyaseti kullanmaya başladığını söyleyen iktidarın denge siyaseti dediği şey “mekik dokuma ”ya dönmüş durumda, aklınca ABD’ye karşı Rusya’yı bir dengeleme unsuru olarak kullanmaya kalkıp, sonuçta her ikisi arasında sıkışmayı başardı. AKP döneminde özetle, Türkiye’nin Ortadoğu’da Suriye ile ilişkileri dibe vurdu, Körfez’de Suudi Arabistan, BAE, Ürdün, Mısır ve İsrail ekseni; Doğu Akdeniz’de Mısır, İsrail, Yunanistan, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, AB ve ABD ekseni karşısında yalnızlaştı, izole oldu. AKP’NİN YILLARDIR YARATMAYA ÇALIŞTIĞI TOPLUMSAL DÖNÜŞÜM PROJESİ NEDİR? AKP’ daha 2002 yılında bir toplumsal dönüşüm için düğmeye basmıştı “ Önce M.E. B. ile başladı” bu dönüşüm projesine en büyük itiraz Muhalefetten önce Cumhuriyet kadınlarından geldi! AKP’nin kuruluş yıllarından itibaren çekinmeden ifade ettiği yeni toplum fikrinin en önemli ayağını kadınlığın ve ailenin sil baştan inşa edilmesi oluşturdu. Henüz 2002 yılında müftülüklerde ‘aile büroları kuran iktidarın adımlarını, Erdoğan’ın kadın düşmanı söylemleri takip etti. 2008 yılında ‘En az üç çocuk’ diye başlayan süreç, 2012’de ‘Her kürtaj bir Uludere’dir’ söylemiyle taçlandırıldı. İş 2014 yılında, kadın ‘erkek- eşitliği fıtrata aykırı’ demeye kadar vardı. AKP tıpkı diğer İslamcı hareketler gibi, kadının asıl yerinin ‘aile’ olduğuna yönelik ideolojinin taşıyıcısı olduğu için, aileyi yeniden inşa etmek fikrini iktidarının en önemli önceliklerinden biri haline getirdi. Yeni toplum projesinin sorunsuz işleyebilmesi için, ilk olarak uslandırılması kadınlardı. Ne liberal istihdam ve emek politikaları da (kayıt dışı-güvencesiz-esnek çalışma) iktidarın kadın ve aile konusundaki siyasal hedefini büyütmesine maddi bir temel sağladı. Bir sonraki adım, kadınlara bir müjde gibi sunulan “aile paketi” oldu. Kadınlara esnek çalışma olanağı getiren, her çocukta 100-200 TL artarak bir ‘devlet altını’ kazandıran paket, kadınların çalışmasını ancak evdeki esas görevlerini (!) yerine getirmesi şartına bağladı. Bunu engelli ve yaşlı bakımından kadını sorumlu tutmak takip etti. Sosyal politikalar, istihdam politikaları ve eğitim politikaları bu yönde kullanıldı. Yetmedi, aile içi şiddet ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayan yasal düzenlemeler hedef alındı. Toplumsal hayatı tasarımlamak hedefiyle atılan adımları kadınların farklı alanlardaki mücadelesi ile engellendi. AKP’li ilk birkaç senede yeni toplum hedefinin ciddiyeti henüz anlaşılmamışken, alaycı bir eda ve “Cumhuriyetçi teyze” etiketi kullanılarak toplumdan soyutlanmaya çalışan kadın figürü, kısa süre sonra “laik-seküler” mücadelenin simgesi haline geldi. Toplumsal mücadeleler ve gerileme anlarının öncü gücü kadınlar oldu. Gezi Direnişinde yükselen tencere-tava sesleri, Karadeniz’den, Ege’ye oradan Trakya köylerine kadar ekolojik talana karşı büyüyen mücadelelerde kadınların en önde olması tüm bu devletleşmiş İslami-despotik yönetim altında tesadüfü değildi. Karadeniz’deki Yeşil Yol projesine karşı hala süren direnişin “halkım ben” diyen Havva Ana’sı ile Gezi parkının ‘kırmızılı kadını’ arasındaki bağı kuran doğrudan Türkiye’de kadın olmanın ‘yaşam mücadelesi’ haline gelmesiydi. Yüzde 1400 artan kadın cinayetlerine olan öfke defalarca sokaklara taşındı. Karma eğitimi inatla savunan, iffetsiz ilan edileceğini bildiği halde ‘kahkaha’ atan, hatta bazen yalnızca ‘şort giyip’ sokakta yürüyenler, yıl 2018 8 Mart’ı olduğunda binlerle taksimde yürüdüğünde, ‘seçim kazanma’ stratejisinin parçası kabul edilip, ‘ezan ıslıklamakla’ yaftalandı, fakat karalama kampanyası tutmadığı gibi, polis şiddeti de öfke topladı. Başarısızlığını Faturası! Tüm bu öfke birikimi ve tasarruf edilen ailenin ve toplumun tam olarak inşa edilememesi AKP içerisindeki çürüme herkes tarafından görünür hale geldiğinde dillendirilmeye başlandı. Yeni Şafak, Akit gibi gerici basının gündemden düşürmediği ‘Kızlar üniversiteye gidiyor, ahlak sarsılıyor’, ‘nafaka mağduriyeti’, ‘boşanmalar artıyor, aile çatırdıyor’, ‘kültürel alanı eksik bıraktık’ gibi pek çok serzeniş, AKP’nin başarısız toplum projesinin kadınlar tarafından engellendiğinin itirafı niteliğindeydi. 28 Şubat ‘mağduriyetleri’ bile artık yalnızca ‘erkekler tarafından anlatılır hale geldi. Kadın haklarına yönelik tehditlerin, ‘sağ seçmenin’ de kabul edemeyeceği seviyeye çıkmasını, şiddete karşı Hükümet-Der gibi sayılabilecek kadın derneklerinin bile gerici basının hedefine yerleşmesi takip etti. Türbanını çıkaran kadınların ‘özgürleştik’ demesi, bir önceki dönemin ‘mağduriyet’ mayasının nasıl tutmadığını gözler önüne serdi. Ali Berham ŞAHBUDAK…

Hiç yorum yok:

SİYASETTE İLKELERİN ÇÖKÜŞÜ:

SİYASETTE İLKELERİN ÇÖKÜŞÜ: İFTAR SOFRASINDAKİ AYDINLIK VE KARANLIK? Bugün önümüze düşen o fotoğraflar, aslında bizlere görünü nenin çok...