GAZETECİ "SEDEF KABAŞ'A" ÖZGÜRLÜK.! Ali Berham ŞAHBUDAK..
Bilindiği üzere 22.01 2022 tarihinde gazeteci Sedef Kabaş "Cumhurbaşkanına hakaret" suçundan tutuklanma talebiyle İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği’ne sevk edilerek tutuklanmıştı!
Oysa Sedef Kabaş’ın ortada ne bir hakareti vardı nede tutuklanmasını gerektirecek bir eylem vardı AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a hakaret ettiği iddia edilen konuşmadan 10 gün sonra apar topar gözaltına alındı ve tutuklanarak ceza evine gönderilmişti!
Peki, Sedef Kabaş’ın Tutuklama kararında ne vardı! “Sedef Kabaş tutuklanma gerekçesi ise tam bir komedi” Karara göre, Kabaş'ın Erdoğan'ı hedef almadığını söylemesine rağmen hâkimlikte aksi yönde kanaat oluştuğu belirtildi.
Kararda, "Müsnet eylemin televizyon programında gerçekleştirilmiş olması sebebi ve suçun nitelikli hali kapsamına girdiği ve cezada aktarım öngörüldüğü hususları birlikte değerlendirildiğinde şüphelinin üzerine atılı suçu işlemiş olduğu hususunda kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu” ifadeleri yer aldı.
Kabaş'ın "kanunda öngörülen cezasının alt ve üst sınırı nedeniyle kaçma ve saklanma ihtimalinin yüksek" olduğu bu nedenle adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı ve bu durumda tutuklamanın "ölçülü olduğu" kanaatine varıldığı belirtildi. Tam bir insan hakları ihlali ve mevcut ceza yasalarına aykırı bir karar!
Peki, Sedef Kabaş’ın tutuklanmasına ne sebep olmuştu? Sedef Kabaş katıldığı bir televizyon programında "Şu meşhur bir söz vardır; 'Taçlanan baş akıllanır' diye. Ama görüyoruz ki gerçek değil. Ya da tam tersi bir söz vardır. Hadi onu söylemeyeyim, büyükbaş hayvan diyeyim. Büyükbaş bir hayvan bir saraya girdiği zaman o kral olmaz, o saray ahır olur, denir. Yani tam tersini ifade eder" demişti.
Bu sözlerin ardından Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Kabaş hakkında Cumhurbaşkanı'na hakaret suçlamasıyla soruşturma başlattı. Soruşturmayı ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı devraldı.
GELELİM GÜNCEL HUKUKA VE “ANAYASANIN” SAGLADIGI HAKLARA!
"Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 26., İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 19. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi uyarınca herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir.
Gerek Anayasa'da gerekse Sözleşme'mde ifade özgürlüğünün sınırlanabileceği haller düzenlenmiş ve ifade özgürlüğünün sınırları söz konusu düzenlemeler ve yargı içtihatlarıyla belirlenmiştir" ifadeleriyle başlayan açıklamada "Önemle ifade edilmelidir ki; kamuoyunu bilgilendirmekle ve kamuoyunun bir görüş oluşturmasına imkan sağlamakla görevli gazetecilerin ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda, özgürlük ve hak alanı çok daha geniş bir çerçevede ele alınmaktadır" denildi.
Erdoğan aynı zamanda da AKP Genel Başkanı “ peki bu durumda Erdoğan’ın T.C. Devletini uçuruma sürüklemesi karşısında “bir yurttaş veya bir gazeteci veya bir başka meslek sahibi” T.C. Devleti yurttaşı tarafından bu yanlışları savunmak zorunda mıdır?
Gazetecilerin dile getirdikleri bu yanlış olgu, düşünce ve kanaatlerin engellenmesinin aynı zamanda kamuoyunun haber alma ve kanaat oluşturma hakkını engelleyebileceği neden siyasilerce düşünülmez “ Bu ülkede her yurttaş unutmasınlar ki en az onlar kadar siyasi bilince sahip ve şuan ki siyasilerden çok daha öndedirler…
Keza, Ülkemizde politikacılar ve birçok mesleki kuruluş temsilcileri en az onlar kadar kamuoyuna mâl olmuş kişilerdirler kuşkusuz ki yanlışları ve ülke ahine yapılan bir eylem bu ülkede eleştirilir ve eleştirilmelidir “ kaldı ki bu ülke sadece siyasilerden ve kamu görevi ifa edenlerden ibaret olmadığı bilinmelidir ” Bu ülkede 7- 70 her yurttaşın ve bireyin sorumluluğu en az siyasiler kadar vardır…
Onur kırıcı ve toplum önünde kişilik hakları rencide edilmeyen bir eleştiriye topluma mal olmuş her yurttaş şu şudur bu budur diyerek görevleri ve makamları ayrıştırmadan tahammül etmelidir “tahammül edemeyenler derhal bulundukları görevleri bıraka bir başkasına devretmelidirler (Bu büyük ülke nüfusu ve yetiştirdiği yüksek düzeydeki yurttaşları en az onlar kadar bu görevleri laikiyle ve daha iyi bir sorumluluk duygusuyla T.C. Devletini içeride Türk halkına karşı dışarıda ise dünya ölçeğinde temsil etme ehliyetine bilgisine becerisine sahiptirler”.)
Anayasa Mahkemesi'nin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin uzun yıllara yayılmış çok sayıda kararına yansıdığı üzere kamu yetkililerinin eleştiriler karşısında diğer kişilerden daha az koruma sahibi olması beklenmektedir. 1986 tarihli Lingens v. Avusturya kararından bu yana bir politikacıya karşı yapılan eleştirinin sınırının özel bir kişiye yapılandan daha geniş olması gerektiği yüzlerce farklı kararda vurgulanmış, Anayasa Mahkemesi de kendi içtihadını bu doğrultuda oluşturmuştur.
Maalesef son 10 yıldır AKP ve Erdoğan kullandığı makamların kendine ayrıcalık sağladığı kendisinin yasalardan ve kanunlardan üstün olduğu fikrine kapılarak "Cumhurbaşkanı’na hakaret' denilerek bir suçu uydurulmuş ifade özgürlüğünün kısıtlanmasına araç yapıyorlar" Oysa bu suçlamalara neden olan kanun “Türk hukukunda özel bir ceza düzenlemesi konusu olan ve Türk Ceza Kanunu'nun 299. maddesinde düzenlenen 'Cumhurbaşkanına hakaret suçu! Peki, bu kanun daha çok hangi amaçlı kullanılmakta ülkemizde “yoğunlukla ifade özgürlüğünün kısıtlanması için kullanılmakta “ Çünkü bu kanun kamuoyunu üzerinde bir baskı araç olarak kullanılmakta olduğu ortadadır…
Bu kanun kapsamda yapılan her soruşturmalar ve gözaltı işlemleri tutuklamalar aslında içinde bulunduğumuz çağ da ve evrensel hukuk prensipleriyle çelişmekte ve kamuoyu üzerinde bir baskı oluşturarak baskıların artması kolluk görevlilerin de görevlerini kötü yönde kullanılmasına da zemin hazırlamaktadır. Ali Berham ŞAHBUDAK…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder