Köy Enstitüleri; “ DAHA KURULUŞ AŞAMASINDA SIKINTILARLA KARŞILAŞTI ” ! Ali Berham ŞAHBUDAK...
Köy Enstitüleri kuruluşundan itibaren birçok çıkar grubunu rahatsız etti. Bu bağlamda Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içinden toprak ağaları, gericiler, cumhuriyet düşmanları ve farklı çıkar grupları karşı çıktılar. Daha Köy Enstitüsü yasasının görüşülmesi sırasında, yoğun tepkilerle karşılaşıldı. Yasa, oturumda bulunan 426 milletvekilinden 148’inin meclisi terk etmesiyle, 278 milletvekilinin oyu ile kabul edildi.
O gün "Köy Enstitülerinin" kurulmasını istemeyenlerle bugün de modern ve çağdaş bilimsel eğitimi istemeyen zihniyetle aynı zihniyet bunlar hiç değişmedi dün de aynıydı bugünde aynı; O gün Köy Enstitüleri karşı çıkan Muhalefetin başını çeken "Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü, Yahya Kemal Beyatlı ve Kazım Karabekir gibi daha sonra Demokrat Parti’yi kuranlar çekiyordu".!
Köy Enstitülerine Karşı çıkanların en büyük yalanları "komünistlerin, dinsizlerin" yetiştiği ve "fuhuş yuvaları" olduğu söylentilerini halka alttan alta öğünden bu günümüze değin 1955 yılından bu güne kadar “din iman bayrak eza ezan susmayacak bayrak inmeyecek” yalanlarını yayıyorlar.
Dün olduğu gibi bugünde tıpkı o günün "Sağ ve dinci basın" bu yalan söylemler karşısında halkı büyük saldırılar hazırlıyor ve halkı kışkırtıyordu" bu saldırılar karşısında kampanyalar yürütüyordu” tıpkı bugün AKP’nin çürümüş çağdışı zihniyetinin yaptığı gibi AKP'de Türk milletini din iman bayrak ezan susmayacak bayrak inmeyecek diyerek ayrıştırdığı gibi.
Dünde çağdışı çürümüş din simsarların halkı karşı karşıya getirmek için kirli emellerine ulaşma adına Karma eğitime karşı çıkıyorlardı bugün de karşı çıkan zihniyet aynı zihniyet, o günün koşullarında bu enstitüler üzerinden ağır iftira kampanyaları yürütüyorlardı halkın öğrenme ve mesleki becerilerini engelleme cabası veriyorlardı” Bugünde AKP ve çürümüş çağdışı zihniyete mensup cemaat tarikatlar aynı yolu izliyor olmaları kuşkusuz ki bir tesadüf olmazdı.
Çağdaş ve modern bilimsel eğitime karşı çıkmanın “eğitimsiz halkı aldatmanın en kolay yolu olan yine din iman diyerek devam ediyorlardı tıpkı buğun camilerde olduğu gibi”; Bunlar Köy Enstitülerinde komünist öğretmen yetiştirecek, karma eğitimle kızlarımızın namusunun lekeleneceği, din düşmanlarının yuvası olacağı gibi ipe sapa gelmez, gerçekçe ve yalan üreterek eğitimle ilgisi olmayan dayanaksız karalamalar yayılıyordu.
Oysa Köy Enstitüleri, ne sosyalizmi, nede komünizmi hedefleyen bir eğitim kurumları ne de dine yönelik bir din karşıtı oluşumdu. Bu yobazlar ahlaksızlıkları cinsel istismarları tartışılsın istemedikleri için böylesi bir yalanı fitneyi yayarak kirli emellerine ulaşacak yolun kapanmasını istemiyorlardı tıpkı bugün AKP’nin çürümüş çağdışı zihniyeti etrafında toplanmış belli bir cihatçı güruh sürüleri gibi!
Köy Enstitüleri " bu cumhuriyet kurulmadan önce yedi düvele diz çöktürerek yeni bir cağa kapı aralayan Türkiye’ yeniden bilimsel olarak özgün koşullara ve yeni dünyaya uyumum bu Devleti Kuran Mustafa Kemal Atatürk'tü Atatürk'ün de tek bir hedefi vardı musır medeniyetler seviyesine ulaşmak için çağdaş eğitim şarttı....
"Eğitim ve Öğrenim için Köy Enstitülerine büyük bir ihtiyaç vardı bunun içinde Türk milletinin gelişmesi ve eğitimli birer yurttaş olması gerekirdi " bunun içinde en büyük amaç T.C. Devletinin toplam nüfusunun % 80’i köylü ve kırsal alanda yaşayan çiftçi aileleriydi bu halkın okuması ve yazmasını sağlamak en büyük hedefti".
Bu hedef Atamızın en büyük arzusuydu " Türk milleti musır medeniyet seviyesine ulaşmasının en etkin yolu bilimsel bir eğitimin olmazsa olmazıydı"..
Dönemin Milli Eğitim Bakanı Olan Hasan Ali ve Tonguç Hasan Ali Yücel’in 3 Haziran 1942'de TBMM'de yaptığı konuşmada, “ 50 bin kişilik öğretim ekibi azami 10 sene içerisinde meydana gelecektir” açıklaması ve Tonguç’un “beş yıl içinde 22 bini bulacak Köy Enstitüsü mezunu öğretmenlerin elinde, irili ufaklı 150 bine yakın hayvan, 1,5 milyon dönüme yakın toprak, 2 milyon parçaya yakın iş araçları bulunacak” açıklaması da o dönemin egemen güçlerini rahatsız etti.
Sovyetler Birliği’ndeki Politeknik okulları kastederek projenin “dış kaynaklı” olduğunu söyleyenlerden biri olan Kazım Karabekir’in projenin nereden alındığını sorması üzerine Hasan Âli Yücel Meclis'te şu açıklamayı yaptı: “Arkadaşlar bu kanunla bizim yaptığımız şey bir kopya değildir. Bunları kendi ülkemizin var olan gerçeğine ve toplumsal olgusuna uyarak yapmış bulunuyoruz. Bu bizimdir kimseden almadık. Başkaları bizden alsınlar.”
Komünistlik ve namus Köy Enstitülerinde yaratılan demokratik hava, bir anlamda öğrencilerin mevcut düzenle çelişkilerini de açığa çıkarmıştı. Bu çelişkinin ve mücadelenin yayılacağı korkusuyla, toprak ağaları, yeni oluşan cılız burjuvazi ve Osmanlı’daki alışkınlıklarını sürdüren bürokrasi, Köy Enstitülerinin yarattığı ışığa saldırılarını ve karalamalarını artırdılar.
Bunun için de her zaman olduğu gibi fakir halkı kullandılar. Köy Enstitülerinin komünist yuvası olduğu, karma eğitimle kızların namusunun lekelendiği iftiraları, karalamaları ve saldırıları giderek arttı. Siyası kadro yıllar önce kapitalist sisteme entegre olacağını, İzmir İktisat Kongresi ile hedefini belirlemişti. Bu nedenle Köy Enstitülerinin hedefi, sosyalizm ve komünizm olamazdı. Emin Sazak Büyük toprakları olan, Eskişehir mebusu Emin Sazak “bunlara verdiğimiz salahiyet başvekilde yok” diyerek en çok muhalefet edenlerdendi.
Bakan Hasan Ali Yücel verdiği yanıtta; “Emin Sazak arkadaşımın oturduğu yerden içini çekmeye hakkı vardır. Çünkü ilköğretim davası milletlerin rüştünü ispat etme davasıdır. İlköğretim davası feodal sistemle kendisini idare etmek isteyenlerin samimi olarak istemeyeceği bir davadır” diyordu.
Bu süreçte gündemde olan toprak reformu girişimine karşı çıkan toprak ağaları, köye öğretmen gitmesinin bu süreci hızlandıracağı nedeniyle muhalefetlerinin dozunu artırdılar. CHP'de tasfiye ve baskı muhalefetin yükselmesi üzerine CHP 1946 seçimlerinde Hasan Ali Yücel ve ilerici kadroları büyük ölçüde tasfiye etti.
Partiye sağın hâkim olmasına İnönü sessiz kaldı. Önceleri bu okullardan yetişenlerin toprak reformunu da kolaylaştıracağı düşüncesinde olan İnönü’nün desteğini çekmesi ve ilerici kadroları yalnız bırakması muhaliflerin ekmeğine yağ sürdü. 1946 seçimlerinden sonra da Köy Enstitülerinde bilinçli bir yozlaştırma süreci başlatıldı.
Köy Enstitüleri açılışından kapanışına kadarki sürede, 15 bin dönüm araziyi tarıma elverişli hale getirdi, buralara su kanalları açıldı. Yaklaşık 750 bin fidan,1.200 dönüm bağ dikildi. Öğrenci ve öğretmen katkılarıyla 60 işlik, 210 öğretmen evi, 20 uygulama okulu, 36 ambar, 48 ahır ve samanlık, 12 elektrik santralı, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 3 balıkhane, 100 km. yol yapıldı.
Tek partilerin hâkim olduğu rejimlerde bu denli özgür, demokratik kurumlar zor yaratılır. Köy Enstitüleri gibi demokrasinin beşiği olan bu kurumlar bu dönemde yaratıldı. CHP içindeki muhaliflerin birlikte hareket ettiği muhalefetçe, Köy Enstitüleri’ne karşı yürütülen iftira ve karalama kampanyası CHP’nin de oy kaygısıyla geri adım atmasına neden oldu.
Böylelikle çağdaş ve modern kuruluş ilkesi olan modern çağdaş eğitim amacından gerici ve yobaz baskıları karşısında direnmeyen CHP ve İsmet İnini bu amaçtan uzaklaşıldı “ TBMM çatışı altında Muhalefetle birlikte Eğitim programlarından ve yapılanmasında kuruluş amaçlarından uzaklaşan değişiklikler yapıldı.
Uygulamalı eğitim, yani “iş içinde eğitim” ilkesinden uzaklaşıldı. Teorik eğitim sistemine geçildi. Elbette sorun bunlardan daha derindeydi. Bugün de olduğu gibi çağdaş, laik bilimsel eğitimden korkuluyordu. Köylünün aydınlanması o dönem daha etkin olan ağalık düzeninin hakimiyetini sarsacağı kaygıları ile Köy Enstitüleri yönetenlerin işine gelmiyordu.
Zaten köylere atanan öğretmenler yörenin toprak ağalarıyla yoğun sorunlar yaşıyorlardı. Bu kesimin baskısından CHP de etkileniyordu. Bu yoğun baskılar sonucu, Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç görevden ayrıldılar. Bakanlığa Reşat Şemsettin Sirer getirildi. Sirer 1947'de tüm Köy Enstitülerinin müfredat programını değiştirerek sıradan okullar haline getirdi. O dönemde CHP milletvekili ve Van’da birçok köyü bulunan Kinyas Kartal’ın Köy Enstitülerinin kapatılışına ilişkin söylemi birçok şeyi aydınlatıyor:
Doğuda en yüksek eğitim gören insan benim. Sovyetler Birliği'nde okudum. Komünizmi bilirim. Köy Enstitüleri kesinlikle komünist uygulama değildi. Köy Enstitüleri bizim devlet üzerindeki gücümüzü kaldırmaya yönelikti. Bunu içimize sindiremedik. Benim Van yöresinde 258 köyüm var. Bunlar devletten çok bana bağlıdırlar. Ben ne dersem onu yaparlar. Ama köylere öğretmenler gidince benim gücümden başka güçler olduğunu öğrendiler. DP ile pazarlığa girdik, kapattık.
1950 seçimlerinde iktidara gelen Demokrat Parti, 27 Ocak 1954 tarihinde 6234 sayılı yasa ile Köy Enstitülerini tümüyle kapattı. 40 bin köy vardı ve en azından 40 bin öğretmene ihtiyaç vardı. Eğer bu sayıya ulaşacak kadar Köy Enstitüleri yaşatılsaydı bugünkü sorunlar yaşanmayacak, en azından bugünkü boyutta yaşanmayacaktı.
Fakir Baykurt, 1999’da şöyle diyordu: Köy Enstitüleri olmasa birçok arkadaşım gibi ben de okuyamaz, öğretmen olamazdım. Bunun yerine çok adanmış bir tarikatçı olurdum. Enstitüler ağır karalama kampanyalarının altıda ezildiği halde, oralarda yetişip fire olan köy çocuğu sayısı azdır. Sert yellerin önünde bükülmeden görev başında kalmayı, Türkiye’nin esenliği için çalışmayı sürdüren bu insanların değerini, yerli yabancı birçok kimse kavramıştır. Bunu bizim yöneticilere kavratmak hala zordur nedense.
Köy Enstitüleri kapatıldıkları 1954 tarihine kadar 1400’ü kadın, 18 bin 600'ü erkek toplamda 20 bin öğretmen, yaklaşık 1600 sağlık memuru yetiştirdi. Daha önce kapatılan Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nden ise 213 öğrenci mezun oldu.
Köy Enstitülerinin kapatılmasıyla, dünyada örneği olmayan ve zor yaratılan özgün bir “öğretmen yetiştirme” kurumu da ne yazık ki yok edildi. 1954’te eğitim programları değiştirilerek yeniden düzenlenen Köy Enstitüleri "İlk Öğretmen Okulu” adını aldı. Köy Enstitülerindeki kız öğrenciler ayrı bir okulda bir araya getirildiler.
Resmi olarak karma eğitim sonlandırıldı. Sağlık bölümleri Sağlık Bakanlığı'na devredildi. Köy Enstitüleri, çevresine ışık saçan, çalışkan, laik, demokrat, devrimci, yaratıcı, sorumluluk alan, gittiği yeri aydınlatan, toplumsal kalkınmanın önderlerini yetiştiriyordu. Eğitim sistemi ezberci, yarışmacı, sınava endeksli bir model içine hapsedilemeyecekti. Kişiliksiz, evet efendimci, gerici bir nesil yerine, aydın, laik, özgür, yaratıcı bir genç nüfusa sahip Türkiye olacaktı.
Benim notum: Bu yazı ile fazla söze gerek olmadığını, Köy Enstitülerinin bu ülkenin emperyalizme karşı nasıl duruş sergilediğini, dış güçlere karşı kimseye muhtaç olmayan zihniyetle kendi kendimize vatanımızın bize yeterli olduğunu ispatlayan pırıl pırıl insanlar yetiştirdiğini dünya âlem bilmektedir. Bu kurumları herhangi bir vesile ile karalamak vatan hainlerinin işidir.
Sonuçta ne mi oldu:
Başta Cumhuriyetin kurucusu olan partinin içindeki yobazlar ile muhalefet elele vererek Cumhuriyet ilkeleri karşıtı olan güçler tarafından yönlendirilen kesimin işine gelmedi Fabrikalar başta olmak üzere kanlarını dökerek bu ülkenin bağımsızlığı ve kurtarılması için yüzlerce vatan evladı şehit verilerek aldığımız ülkemizin karış karış toprakları bu vatan hainleri ve bugünkü uzantıları tarafından acımasızca satıldı.
Köy enstitülerinin eğitim ve ömürleri hayatı “kısa sürse de kurulmuş olması önemlidir”. Ali Berham ŞAHBUDAK…





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder