16 Nisan 2023 Pazar

ATATÜRK'ÜN İZİNDE KEMALİST DEVRİMCİ OLMAK!


LAİK CUMHURİYETTE " DEVRİMCİ OLABİLMEK!

Devrimcilik (Atatürk İlkeleri)
Tanımı: “Atatürkçü düşünce sistemi ’ne dinamizm kazandıran ilkedir. Toplumun ihtiyaçları doğrultusunda çağın, aklın ve bilimin gerektirdiği yeniliklerin en kısa zamanda yapılmasını savunan ilkedir.” Devrimcilik ilkesi, Atatürk İlkeleri arasında; eylem ve atılım gibi kavramları içerisine alan tek ilkedir.

Atatürk, Büyük Söylevinin sonunda:
“Bu açıklamalarımla ulusal yaşamı sona ermiş varsayılan büyük bir ulusun bağımsızlığını nasıl kazandığını ve bilim ve tekniğin en son esaslarına dayalı ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım,” diyerek çağdaş devlet kavramıyla devrimcilik ilkesinin şaşmaz işaretini veriyordu.
Çağdaş devlet kuran bir ulusun, çağ dışı niteliklerden kurtulması gerekirdi. İşte, Türk ulusunun, çağdışı niteliklerden kurtulmak, çağdaşlaşmak için giriştiği atılımların tümü devrimcilik ilkesinin kapsamı içine girer.

Devrimcilik, Atatürk İlkelerinin hemen hemen tümüyle birleşir. Bütün bu ilkelerin ya neden ya sonuç olarak devrimcilikle sıkı bir ilintisi vardır. Bu bakımdan devrimcilik, Atatürk İlkelerinin tümünü gerçekleştirmeye, korumaya ve yaşatmaya kesin kararlılıktır. Devrimleriyle yolumuzu aydınlatan Atatürk’ün bu konudaki görüşleri şöyle:
“Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen modern ve bütün anlam ve biçimi ile uygar bir toplum haline getirmektir. İnkılabımızı asıl hedefi budur. Bu gerçeği kabul etmeyen zihniyetleri darmadağın etmek zorunludur. Şimdiye kadar milletin beynini paslandıran, uyuşturan ve bu zihniyette bulunanlar olmuştur. Herhalde zihniyetlerde mevcut hurafeler tamamıyla kovulacaktır. 

Devrimcilik!

Sistemin dayattığı yabancılaşmaya karşı bütünlüklü bir duruş, bir itiraz halidir; Yalnızlığın tutsaklıkta dahi yenilmesidir. Öncelikle devrimciliği doğru tanımlamak gerekiyor. Devrimcilik, normal koşullarda yaşam sürmek için olmazsa olmaz bir koşul değildir. Devrimci olmadan da mutlanmak, aşık olmak, etrafında iyi insan olarak bilinmek mümkündür. 

Devrimcilik, sanıldığının aksine normlar dahilinde vasat bir yürüyüşün değil, zoru başarmayı bir yaşam biçimi edinmenin yoludur. O yolda her şey, iradeyle tayin edilir. Sistem tarafından dayatılan değil, doğru olan ve alternatif yaşama yakıştığına inanılan tercihler hayata geçirilir.

Devrimcilik için, ezber değil yaratıcılık, tekrar değil güncelleme ve yeniden üretim gerekir. 1965’te FKF’li, 1969’da Dev-Gençli, 1970 Aralık’ında THKP-C’li, 1975’te Dev-Gençli ve 1977’de Devrimci Yolcu olmak önemli, ama yetmez. Bu devamlılık, Turan Emeksiz ’den Vedat Demircioğlu’na, Mahir Çayan’dan Necdet Erdoğan Bozkurt’a, Hıdır ve İlyas’tan Önder Babat’a uzanan bir yolu ve Gezi’de olduğu gibi devrim yolunda her düşeni “şehit yoldaşı” kabul eden bir duruşu, değerlerin teorik ve pratik savunusunda ısrarcı bir hareketi gerektiriyor. 

Bu hareket, başarmak için mükemmelleş meyi, sosyalizmi yaşamak için yarını beklemeyen, anda devrimi yaşayabilen bir öngörü, bir üretim ve uygulama zeminidir; tepeden tırnağa sistemin alternatifidir; güzelliği vaat eden değil, bizzat gerçekleşti-rendir.

Devrimci Yol ’da amaç, rekabetten bireyciliğe, yarıştan öznelleşmeye kadar sınıflı toplumun sebep olduğu yabancılaşmanın izlerinin tümüyle silinmesi; insanı insan kılan niteliklerin en tam biçimde yaşanmasına imkan tanıyan bir toplumsal zeminin oluşmasıdır. Bu amaç bugün uzak gibi görünse de, bulunduğumuz yoldaşlık ilişkileri içinde bir gerçeklik haline gelmesi pek ala mümkündür. Bunun için tek tek her birimize ve bir arada hepimize, araç seçiminden uygulamada tutarlılık ve ısrara kadar büyük sorumluluklar düşmektedir.

Günümüzde devrimci olmak, insanlığın finaliyle erken tanışmak, özgürleşmenin tadına tutsak bir toplum-dayken bile varabilmektir. Günümüzde devrimci olmak, kendi artılarını başka artılarla birleştirebilmek, kan bağından öte bir aileye sahip olmak, kardeşlikten öte bir kimyayla ısına-bilmektir.
Günümüzde devrimci olmak, yârin yanağından gayrı her şeyi paylaşabilmek, aşkı yaşamın bütününe taşıyabilmek ve yoldaş sevgiliyi değerlerin vücut bulmuş hali olarak görebilmektir. Devrimcilik, başlı başına bir aşktır; üstelik yalnızca sevgiliye değil, değerlerin toplam ifadesine duyulan, yaşamda motivasyon ve öz güveni arttıran bir sevdalanma halidir. 

Bedel öderken bile gülümseyebilmek, kapitalist kuşatma altında mutlu olabilmek, bu sevdanın niteliklerindendir.

Günümüzde devrimci olmak, Che’nin deyimiyle, kapitalizmin uyarıcıları yerine yeni bir insan yaratacak moral uyarıcılar bulabilmek; değerlerini her an ve koşulda güncel leye bilmektir; kaçamak değil yüzleşmektir; bahane değil çözüm üretmektir; ruhsal ve fiziki yorgunlukları geçici kılabilmek ve donanımın bile eskiyebileceği bilinciyle her an yenileyebilmektir.

Günümüzde devrimci olmak, “Zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok. Ama kazanacağımız yeni bir dünya var! ” sözünü güncelleyerek, Prometheus’u mitten gerçeğe, Spartaküs’ü tarihten bugüne taşıyabilmektir; zincirlerin-inceltilmiş ve yaşama içerilmiş biçimlerini açığa çıkararak kazanılacak dünyayı bugünden somutlayabilmektir.

Mücadele, devrimciliğin emeğe dönüşme biçimidir; üretme ve somutlama alanıdır; amaçlanan zirvelere tırmanma aşamasıdır. Bu alanda ücret de mesai de yoktur. Ama ruhsal dünyalara dolan sonsuz karşılıklar vardır. Bu, eylem anında da yaşamın en sıradan kesitlerinde de olanaklıdır; yeter ki devrimcilik sözde kalmasın, yeter ki devrimci ilişkilerin doyuruculuğu yerine kapitalizmin obezliğe çıkan yolu tercih edilmesin. 

O zaman, zindanda tek başına bir hücredeyken bile kalabalıklaşmak, yaşamın bütününü bir sevdaya çevirmek ve nöbeti yoldaşlarına devretmek gerektiğinde yeniden doğar gibi gitmek olanaklı hale gelir. İnsanlığın hazırlandığı son kavgadır devrimcilik; ardında kapitalizmi bırakan bir eşik, mutluluğun sonsuz ve kesintisiz biçimlerine açılan bir kapıdır. Bu yolda, insan olarak kalmayı başarabilmiş herkes yoldaştır bize.

Shakespeare’ce söylersek; biz, odun değiliz, taş da değiliz, insanız. Devrimciliği de bu gerçeklik ışığında, insanlaşmanın yoğunlaşmış biçimi olarak tanımlarız. Bu nedenle, düşlediğimiz dünyada tek ayrıcalığı (Che’nin dediği gibi) çocuklara tanırız.

Bugün belki hala iş gücümüzü satarak geçiniyoruz; belki çatısı altında bir gün bile geçirmek istemediğimiz kurumlarla muhatap oluyoruz; daha da önemlisi belki sınıflı ilişkilerin komun al dünyamızda varlık göstermesini önleyemiyoruz. Hatta kendimizi anlatamadığımız, insanların sistemin aldatıcı ışıltılarının peşinden gitmesini önleyemediğimiz oluyor. 

Ama kapitalizme karşı yürümenin anlamını, yoldaşça kenetlenmenin tadını ve bir amaç için bedel ödemenin değerini biliyoruz.

Biz, Devrimciler olarak “Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz.” diyen; ama, değişimi de yadsımayan, dolayısıyla da günün içerdiği sorulara yanıt arayan bir hareketiz. Bu nedenle, Spartaküs’ten Bedreddin'e Pir Sultan’dan Mahir'e; Devrimci Gençlik’ten Devrimci Yola, Devrimci Yoldan Devrimci Harekete uzanan devamlılıkta ısrar ediyoruz. 
Ali Berham ŞAHBUDAK...

Hiç yorum yok:

SİYASETTE İLKELERİN ÇÖKÜŞÜ:

SİYASETTE İLKELERİN ÇÖKÜŞÜ: İFTAR SOFRASINDAKİ AYDINLIK VE KARANLIK? Bugün önümüze düşen o fotoğraflar, aslında bizlere görünü nenin çok...