ATATÜRK'E
GÖRE ATATÜRK // Ali Berham ŞAHBUDAK…
“Atatürk’ün kurduğu CHP’deki tüm yöneticiler dün ve bugün 30
yıldır CHP’yi yönetenler ve CHP’den siyaset yapanlar Milletvekilleri Belediye
başkanları ve atanmış il başkanları Atatürk’ü ve CHP’yi ne kadar tanıyorlar”.!
İki Mustafa Kemal vardır: Biri
ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu
"ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin
her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı
bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim,
onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz,
hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal
odur!
Beni görmek demek, mutlaka yüzümü
görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve
hissediyorsanız bu kâfidir. Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık
gerekir.
Ben, manevî miras olarak hiçbir
nass-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum.
Benim manevî mirasım, ilim ve akıldır. Benden
sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü müşkülât önünde, belki
gâyelere tamamen eremediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi
rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle dönüyor, milletlerin,
cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek
hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur.
Benim, Türk milleti için yapmak
istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır.
Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve
ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar. Bir zamanlar
gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerini
inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta
bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat
ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint'ten,
Mısır'dan döner dolaşır gene gelir, verimli neticeleri kalpleri doldurur.
Hayatımın bütün devrelerinde
olduğu gibi, son zamanların buhranları ve felâketleri arasında da bir dakika
geçmemiştir ki, her türlü huzur ve istirahatimi, her nevi şahsî duygularımı
milletin kurtuluşu ve mutluluğu adına feda etmekten zevk duymayayım. Gerek
askerî hayatımın ve gerek siyasî hayatımın bütün devir ve bölümlerini işgal
eden mücadelelerimde daima hareket kuralım, millî iradeye dayanarak milletin ve
vatanın muhtaç olduğu gayelere yürümek olmuştur.
Pekâlâ,
bilirsiniz ki benim bütün hayatımda bu ana kadar güttüğüm gaye, hiçbir vakit
kişisel olmamıştır. Her ne düşünmüş ve her neye girişmiş isem, daima
memleketin, milletin ve ordunun adına ve menfaatine olmuştur. Hiçbir zaman
şahsımın üstünlüğünü ve sivrilmemi göz önüne almamışımdır.
Memleket ve milletin kurtuluşu ve
mutluluğu için çalışmaktan başka bir maksadım yoktur.
Bu, bir insan için kâfi bir sevinç ve haz temin eder. Benimle beraber olan
arkadaşlarım, bütün vatandaşlarım da aynı maksadı takip etmektedirler. Şahsî ve
ailevî huzur ve mutluluğun, milletin huzur ve mutluluğuyla ayakta durduğunu,
memleketin güvenlik ve dokunulmazlığıyla mümkün olduğunu gerçek ve ciddî bir
surette anlamışlardır.
Ben ve benimle beraber olanlar, hedefimizin yüceliğine, yolumuzun
doğruluğuna eminiz. Bunda asla şüphe ve tereddüdümüz yoktur. Milletimizin, Türk
milletinin yakın, uzak tarihine lüzumu kadar bilgimiz vardır, Mazinin
derslerini, bugünün ve geleceğin hayatı için göz önünde tutmak dikkatinden
mahrum değiliz. Yaptığımız hizmetlerle
övünmüyoruz. Yapacağımız hizmetlerin, iftihar sebebi olabileceği ümidiyle
avunuyoruz.
(Çevresindekilere söylediği bir söz) : Beni
övme sözlerini bırakınız; gelecek için neler yapacağız, onları söyleyin! Benim
ihtiraslarım var, hem de pek büyükleri; fakat bu ihtiraslar, yüksek mevkiler
işgal etmek veya büyük paralar elde etmek gibi maddî emellerin tatminiyle
ilgili bulunmuyor. Ben bu ihtiraslarımın gerçekleşmesini, vatanıma büyük
faydaları dokunacak, bana da gerektiği gibi yapılmış bir vazifenin canlı iç
rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün hayatımın
ilkesi, bu olmuştur. Ona çok genç
yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu koruyacağım.
Allah bilir, hayatımda bugüne
kadar orduya faydalı bir üye olabilmekten başka vicdanî bir emel edinmedim.
Çünkü vatanın korunması, milletin mutluluğu için her şeyden evvel ordumuzun,
eski Türk ordusu olduğunu dünyaya bir daha ispat lüzumuna çoktan inanmış idim.
Bu inanca ait emellerimin şiddeti, ihtimal beni pek ziyade aşırı davranışlı
göstermişti. Fakat zaman, saf ve temiz dimağlardan doğan fikrî gerçekleri
-kabulünden çekinilse dahi- uygulattırır.
Bütün
vazifelerin üstünde bizim de bir vicdanî vazifemiz vardı; o da, herkesin sudan
bir takım vazifeler yaptığı sırada hayatımızı, varlığımızı bu milletin bağrına
sokarak, onlarla beraber düşman karşısında uğraşmak olmuştur!
Ben
vazifemin bitmediğini, yüklendiğim sorumluluğun da yüksek ve çetin olduğunu
anlıyorum. Arkadaşlar, bu vazife bitmeyecektir; ben toprak olduktan sonra da
devam edecektir! Ben seve seve, sevine sevine bütün varlığımı bu kutsal
vazifeye vereceğim ve onun yüksek sorumluluğunu yüklenmekle mesut olacağım.
Vazifeme başarı ile devam edebileceğim. Çünkü büyük milletimizin kalp ve
vicdanında bana karşı sarsılmaz bir güven ve itimat taşımakta olduğunu
görüyorum. Bu benim için büyük kuvvettir, büyük yetkidir.
Biz, eğer millet ve tarih önünde
herhangi bir hata işliyorsak, bunun sorumluluğunu vicdan ve sağduyumuzda
hissetmekten ve ödemekten, hiçbir zaman çekinecek insanlar değiliz.
Millet
ve memleketin sayesinde kazanılan rütbe ve refahın bir ehemmiyeti, bir
kutsallığı vardır. Biz bunlardan, ancak yine bu aziz millet ve memlekete borçlu
olduğumuz son bir namus vazifesini yapmak içîn ayrıldık. Milletin kendi
hayatını kurtarmak, kendi meşru hakkını müdafaa etmek için çıkardığı sese
iştirak etmek, her kendini bilen vatandaşın vazifesidir. Eğer bu millet, bu
memleket parçalanacak olursa umumî şerefsizliğin yıkıntısı altında, şunun bunun
kişisel şerefi de parça parça olur.
Biz, o umumî şerefi kurtarabilmek
için harekete gelen millete ruhumuzla iştirak ettik, iştirakimize mâni
olabilecek şahsî rütbeleri, mevkileri de umumî şerefi kurtarmaya yönelik bir
gaye uğruna feda ettik.
Ben,
gerektiği zaman, en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim. (Mallarını millete bağışlaması nedeniyle
söylemiştir) : Mal ve mülk, bana ağırlık veriyor. Bunları, soylu milletime
geri vermekle büyük ferahlık duyuyorum. Zenginlikten ne çıkar; insanın serveti,
kendi manevî şahsiyetinde olmalıdır!
Hürriyet ve bağımsızlık benim karakterimdir.
Ben, milletimin ve büyük ecdadımın
en kıymetli mirasından olan bağımsızlık aşkı ile yaratılmış bir adamım!
Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını
yakından tanıyanlarca bu aşkım bilinir. Bence bir millette şerefin, haysiyetin,
namusun ve insanlığın yerleşmesi ve yaşaması, mutlaka o milletin hürriyet ve
bağımsızlığına sahip olmasına bağlıdır.
Ben şahsen, bu saydığım özelliklere çok ehemmiyet veririm ve bu
özelliklerin kendimde varlığını iddia edebilmek için milletimin de aynı
özellikleri taşımasını şart ve esas bilirim. Ben
yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evlâdı kalmalıyım! Bu sebeple
millî bağımsızlık, bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin
menfaatleri gerektirdiği takdirde insanlığı teşkil eden milletlerden her
biriyle medeniyet gereğinden olan dostluk ve siyaset münasebetlerini, büyük bir
hassasiyetle takdir ederim.
Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin de
bu arzusundan vazgeçinceye kadar amansız düşmanıyım! (Savarona
yatında kabul ettiği Romanya Kralı Karol 'un, görüşme sırasında Almanya ile
Çekoslovakya arasındaki Südet meselesine temas etmesi ve Atatürk'ten
Çekoslovakya Cumhurbaşkanı Beneş 'e bazı telkinlerde bulunmasını rica etmesi
üzerine, görüşmeyi dinlemekte olan zamanın Dışişleri Bakam Tevfik Rüştü Aras 'a
söyledikleri): Majeste Kral’ın söylediklerini dikkatle dinledim. Benden, bir
devlet reisine kendi ülkesinden bir parçayı Almanlara terk etmesini tavsiye
etmekliğimi mi istiyorlar? Benim gibi, bütün ömrü boyunca yurdunun
bağımsızlığı ve bir karış toprağım başkasına vermemek için savaşan bir adam,
inançlarına aykırı bir şeye nasıl aracı olur? Görüyorum ki Majeste Kral, beni ve karakterimi iyi tanımıyorlar. Ölüme
doğru en çok atılanlardan biriyim. Kurşun ve gülle yağmuru altında birçok muharebelere
iştirak ettim. Hatta ölüm bir defa, kalbimin yanından sıyırarak geçti. Kalbimin üzerinde bir saat vardı ve bu
saat, mermi parçasının şiddetini kırdı.
Her zaman tekrar mecburiyetinde
kalıyor ve tekrarı da faydalı görüyorum ki, eğer ben milletime herhangi bir
hizmette bulunmuşsam, eğer ben herhangi bir teşebbüste ön ayak olmuşsam, bu
hizmet ve teşebbüsün temel kaynağı, saygılar ve sevgilerle bağlı olduğum,
bundan sonra da saygı ve sevgiyle mutluluk ve refahına varlığımı, hayatımı
vereceğim aziz milletime, sizlere dayanmaktadır.
Bir millette güzel şeyler düşünen insanlar, fevkalâde işler
yapmaya kabiliyetli kahramanlar bulunabilir. Ama öyle
kimseler yalnız başına hiçbir şey olamazlar; meğerki bir umumî hissin ifadesi,
temsilcisi olsunlar! Ben milletimin düşünce ve duygularını yakından tanımaktan,
aziz milletimde gördüğüm kabiliyet ve ihtiyacı belirtmekten başka bir şey
yapmadım. Onun bu kabiliyet ve
duygularını sezip tanımakla övünüyorum. Milletimdeki, bugünkü zaferleri
doğurabilecek özelliği görmüş olmak...
Bütün bahtiyarlığım işte bundan ibarettir.
Arkadaşlarımız ve milletin bütün
fertleri gibi, millî davamızda benim de emeğim geçmiş ise, bu çalışmada iş
yapma kuvveti ve başarı varsa, bunu şahsıma atfetmeyiniz.
Ancak ve ancak bütün milletin manevî şahsiyetine atfediniz. Ben, milletin bu
yüksek, manevî şahsiyeti içinde bir naçiz fert olmakla bahtiyarım. Efendiler,
millet bütünüyle manevî bir şahıs halinde ve bir birleşmiş kitle şeklinde
belirdi ve bu yüce birliği koruyarak ona düşman olanları ortadan kaldırdı.
Milletimle yakından ve gösterişten
uzak karşılıklı görüşmenin zevkini, bahtiyarlığını anlatamam. Her ne vakit
milletimin karşısında kendimi görsem, her ne vakit milletimin fertlerinden
birkaçının yüzüne baksam, oradan ruh ve vicdanıma gelen ışık, benim için en
kıymetli bir ilham ve verim alevi oluyor!
30 Ağustos'ta sevk ve idare
ettiğim muharebe, Türk Milleti'nin yanımda bulunduğu halde, idare ettiğim ilk ve
son muharebedir. Bir insan kendini, milletle beraber hissettiği zaman, ne kadar
kuvvetli buluyor bilir misiniz? Bunu tarif müşküldür. Hayatımda en büyük dayanak ve
kuvvetim, vatandaşlarımdan gördüğüm itimat ve destektir. Bütün vazifelerimde
manevî, vicdanî olan en büyük endişem, emanetinizin hürmet ve kutsallığına
devamlı olarak dikkat etmektir.
Samimî olarak bu memleketin, bu
milletin menfaatine yapılacak bir iş olsun, ben onu göz önüne almayayım; bu,
mümkün değildir. Yalnız, işin gerçekten millete menfaati olmalı ve teklifin
samimî olarak yapıldığına ben inanmalıyım. Benim için dünyada en büyük mevki ve
mükâfat, milletin bir ferdi olarak yaşamaktır. Eğer Cenab-ı Hak beni bunda muvaffak etmiş ise, şükrederim. Bugün
olduğu gibi ömrümün nihayetine kadar milletin hizmetinde olmakla iftihar
edeceğim.
Şimdiye kadar millete
yapamayacağım bir şeyi vaat etmedim. Ben yapacağım dediğim zaman, buna
inanmayanlar vardı. Buna rağmen hareket ettim. Görüyorsunuz ki başardık. Benim
ve benimle çalışanların güveni vardır ki, yeni hedeflerimize de başarıyla
varacağız. Şimdiye kadar söylediklerimin gerçekleşmiş olması, bütün
tasavvurlarımın beni yalanlamaması, milletin ciddî ve samimî olarak bana
yardımcı ve destek olmasıyla mümkün olmuştur. Onun için yeni gayelere erişmek için de bu yardım ve desteğe ihtiyacım
vardır; onu benden esirgemeyiniz!
Benim
şan ve şerefimden bahsetmek de hatadır. İyi dinleyiniz öğüdüm budur ki,
içinizden herhangi bir adam çıkar, şan, şeref davası güder ve benzersiz olmak
isterse, başınızın belasıdır; ilk önce kafası kırılacak adam budur! Mensup
olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla
şanım şerefim vardır, asla başka değilim. Ben
zannediyorum ki, millet fertlerinin hiç birinden fazla yüksekliğe sahip
değilim. Bende fazla girişim görüldüyse bu benden değil, milletin bileşkesinden
çıkan bir girişimdir. Sizler olmasaydınız, sizlerin vicdanî eğilimleriniz
bana dayanak noktası teşkil etmemiş olsaydı; bendeki girişimlerin hiçbiri
olmazdı. Millete ait meziyetleri yalnız şahıslara bırakan anlayış, eski
idarelerin sistem ve usul meselesinden doğuyordu. Vaktiyle mevcut devlet ve
devletlerin kuruluş şekli, sadece bir şahsın menfaatlerini ve arzularını
tatmine yönelmiş idi.
Şahısların bu arzu ve emellerine
hizmet eden millet, gösterilen büyüklüklerin şerefinden asla payını alamaz,
ancak hata ve beceriksizlik olursa onlar millete yüklenirdi. Bugün bu hâl
mevcut değilse, millet kendi büyüklüğünü olduğu gibi dünyaya göstermişse,
fazlalık bende değil, bugünkü idarenin niteliğindedir. Bu şekil mevcut oldukça, bu mevkie çıkacak herkesin yapacağı şey bundan
başka türlü olamaz. Sizden olan bir şahsa, sizden fazla ehemmiyet vermek,
her şeyi milletin bir ferdinin şahsiyetinde odaklaştırmak, geçmişe, bugüne,
geleceğe, bütün bu zamanlara ait bir toplumun meselelerinin aydınlatılması ve
belirtilmesini yüksek bir topluluğun tek bir şahsiyetinden beklemek elbette ki
lâyık değildir, elbette ki lâzım değildir.
Ben düşündüklerimi, sevdiklerime
olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda
gerekli olmayan bir sırrı kalbimde taşımak kudretinde olmayan bir adamım.
Çünkü ben, bir halk adamıyım. Ben düşündüklerimi daima halkın önünde
söylemeliyim. Yanlışım varsa halk beni
yalanlar. Fakat şimdiye kadar bu açık konuşmada halkın beni yalanladığını
görmedim.
Ben, ancak daha iyisini
yapabildiğim şeyi tahrip edebilirim; yapamayacağım şeyi de tahrip edemem. Ben o
adamım ki ordunun memleketi, milleti muhakkak bir neticeye götürebileceği
noktalarda emir veririm. Fakat ilim ve bilhassa sosyal ilim sahasına dâhil
işlerde ben emir vermem. Bu alanda, isterim ki bana bilginler doğru yolu
göstersinler. Onun için, siz kendi ilminize, kültürünüze güveniyorsanız, bana
söyleyiniz. Sosyal ilmin güzel yönlerini
gösteriniz, ben takip edeyim.
Ben, sadece evlenmek için evlenmek istemiyorum. Vatanımızda yeni
bir aile hayatı yaratmak için önce kendim örnek olmalıyım. Kadın böyle umacı
gibi kalır mı?
Hayat
kısadır. Bunu kutlama ve taçlandırma için, insanların genellikle makul
gördükleri vasıta evliliktir. Bu umumî kurala uymayanlar, pek sınırlı ve
müstesnadırlar. Bu istisnaları oluşturanlar da, esas kuralın fenalığından değil ve
fakat tersine bu güzel kurala inanmadan kendilerini meneden sebeplerin mahkûmu
olduklarından, belki evlenmiş olmaktan korktuklarından fazla bedbaht
olanlardır, inkâr edilmez bir gerçektir ki insanlar, hayat, kadınsız olamaz.
Evli olanlar, hayatın vazgeçilmezini temin etmiş ve bütün düşünce ve
isteklerini bir maksat, bir meslek, bir amaca yöneltmiş olur. Ancak talih, eşlerin ruh ve kalplerini iyi
geçindirsin!
Eşini
mesut edebilecek herkes evlenmelidir, çoluk-çocuk sahibi olmalıdır. Bana bakmayınız;
bu meselede örnek İsmet Paşa'dır. Benim hayatım başka türlü düzenlenmiştir.
Buna rağmen tecrübesini yaptım. Sonradan anladım ki bu iş benim başarabileceğim
iş değilmiş... (Bursa'da kendisini karşılayan çocuklara söylemiştir): Küçük
hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir
mutluluk parıltısısınız! Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin
ne kadar mühim, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok
şeyler bekliyoruz; kızlar, çocuklar!
(Bir alay karargâhının temel atma
töreni esnasında bir koyunun temel için açılan çukura doğru, yere yatırılıp
boğazından kesilmek üzere olduğunu gördüğü zaman, İran Şahı Rıza Pehlevi ile
aralarında geçen konuşma): Atatürk -Ben kana bakamam! Bir tavuğun dahi boğazlandığını görmeye tahammülüm
yoktur. Şahinşah -Ya bu kadar çok bulunduğunuz büyük ve kanlı muharebe
meydanları?...
Atatürk -Ha, o başka meseledir; öyle yerlerde cesetlerin üzerinden
atlayarak yürürüm. O bambaşka bir iştir.
Birçok zaferler kazandım. Fakat
bunların en büyüğünden sonra bile her akşam, savaş alanlarında ölen bütün
askerleri düşünerek içimde derin bir keder duyuyorum. Ben, muharebelerde dahi
düşmanın üzerinde bir kin duymam; yalnız askerlik kurallarının tatbikini
düşünürüm. Ben başkalarının yaptığı ilkelere değil, ancak kendi ilkelerime
uyarım. Benim gözümde hiçbir şey yoktur; ben yalnız liyakat âşığıyım.
Hiçbir zaman şahsî
gücenikliklerimi, birtakım olumsuz girişimlerle tatmine kalkmak için kendimi
uymayan davranışlara tenezzül etmem benim müstesna olduğuma dair bir kanım yoktur.
Ben ölürsem soylu milletimizin beraber
yürüdüğümüz yoldan asla ayrılmayacağına eminim; bununla gönlüm rahat! Ali Berham ŞAHBUDAK… 01.10.2024…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder