Uğur Mumcu (22
Ağustos 1942, Kırşehir doğumlu araştırmacı aydın ve
çağdaş Kemalist ATATÜRKÇÜ gazetecimizdi - 24 Ocak 1993'te Ankara'da Karlı Sokak'taki evinin önünde,
arabasına konulan bombanın Patlaması
sonucu kalleşçe suikasta kurban giderek yaşamını yitirmişti. Peki, ama Uğur Mumcu öldürüldükten sonra ölümüne
savunduğu Cumhuriyette neler oldu?
Uğur öldürüldükten yedi yıl sonra yine 24 Ocak’ta yurtsever emniyet müdürü Gaffar Okkan, Diyarbakır’ın en kalabalık
caddesinde korumalarıyla birlikte öldürülmedi mi? Uğur’a bombalı tuzak
kurulmadan önce ise Çetin Emeç, Muammer Aksoy, Turan Dursun, Bahriye Üç ok, Vedat Aydın, Musa Anter katledilmişti. Uğur Mumcu, alçakça katledilmeseydi, Abdi İpekçi olayında
olduğu gibi bu faili meçhul cinayetlerin üzerine gitmez miydi?
Uğur Mumcu devlet içinde yapılanan silahlı güçler tarafından
öldürüldüğüne inanıyorum. Uğur Mumcu, İslami Hareket ve Hizbullah’ın varlığından söz
eden ilk gazeteciydi. Hemen ardından Hizbullah’ın “ölüm mangaları”
ortaya çıktı.
1994 yılında hazırlanan TBMM Faili Meçhul Cinayetleri
Araştırma Komisyonu Raporu, nedense Meclis Genel Kurulu’na getirilmedi.
Türkiye’de
yakın tarihi iyi okumak gerekir önce... Kanlı 1 Mayıs’ları,
Kahramanmaraş’ı, Çorum’u, İzmir
İnciraltı katliamını, Sivas Madımak’ı,
Gazi Mahallesi’ni... Doğan Öz, Ümit Kaftancıoğlu, Hamit Fendoğlu, Gün Sazak, İlhan Darendelioğlu,İlhan Erdost, Çetin Emeç, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Vedat Aydın, Mehmet Sincar, Gaffar Okkan, Hrant Dink, Necip Hablemitoğlu cinayetlerini
işleyen tetikçilerin kimler tarafından korunup kollandığını iyi anlamak
gerekmez mi?
Bu ülkede çok aydın
insanlarımız öldürüldü. Bunca katliamın, cinayetin, devlet içinde yuvalanmış
karanlık güçlerce, sivil-asker bürokratlarca, dün olduğu gibi bugün de üstlerinin
örtülmesi düşündürücü değil mi? “Toplumsal Bellek Platformu” karınca kararınca bir şeyler
yapmaya çalışıyor, faili meçhul Cinayetlerin yaşanmaması ve yüreklerin bir daha yanmaması için Türk Milleti olarak artık dostu
düşmanı tanımalıyız bu içimizde de ola bilir emperyalistlerden hiç fark etmez”.
Kalleşçe katledilen Kemalist ATATÜRKÇÜ aydınların ananlarının yüreklerinin
acısı halen bir türlü dindirilememiş iken buğun amacı ve nedeni belirsiz bir
şekilde güneydoğu bölgemizde yüzlerce
asker ve polisimizi ve sivil yurttaşlarımızı sözde terör denilerek sürekli
hayatlarını kaybeden bu yurttaşlarımız neden öldürülmekte kim için kimler için
bu acımasız katliamlar ülkemizi de dün olduğu gibi bin yıldır kardeşçe yan yana
yaşayan bu halkları kim karşı karşıya getirdi de sürekli katliamlar
yaşanmakta….
“Uğur Mumcu ve diğer aydınlarımız “Kemalizm’in
ve Cumhuriyet Devrimlerinin temel prensiplerinin değerinin bilincinde oldukları
için öldürülmüşlerdi altı ilkeyi siyasi düşüncesinin temeline oturtur ve bu
temelin üzerine bütün ilerici, sol, sosyalist fikirlerden her biri özenle
seçilmiş tuğlalar koyarak, halkı için en güzel evi inşa etmeye çalışırdı ”…
Uğur Mumcu, aydınlığa, her
anlamda tam bağımsızlığa, ilericiliğe, gerçek demokrasiye, çağdaşlığa giden yolu
yazdıklarıyla ortaya koymuştu… Kelimeleriyle, çalı çırpı kalabalığını süpürüp,
doğru yolu açmıştır… Bu yoldan yürümekse Türkiye’nin ilerici gençlerinin
vazifesidir… Düşman edilmeye çalışılan
fikirlerin arasında, bunları birleştiren köprüler ve yolların olduğunu hiçbir zaman
unutmadan… Bazılarımız ise bunlara ‘ İkinci Cumhuriyetçi’ diyor;
bense sadece ‘Doğan görünümlü Şahin’,sol görünümlü dönek demeyi
tercih ediyorum…
Bu gün halen azda olsa, günümüz
koşullarının yaratığı siyasal şartların bunca baskılar karşısında dik duran
dönek olmayan, solcu ve Kemalist ATATÜRKÇÜ yurtsever devrimciler var bunların
karşısında ise ben eskiden solcu ve
ATATÜRKÇÜYDÜM diyen dönekler ise bugün 3-5-
kuruş için karşı devrim hizmetinde hizmetkâr olanlar var işte ben bu dönekler
için bugün solcun ve sosyalizmin ‘döneklerinden’ genç nesil
arındırmak için iyi bir eğitim ve Kemalist Devrimleri öğrensinler diyorum…
Bugün Atatürk’e ve ilkelerine hiçbir
tarihi bilgisi olmaksızın saldırmayı,
‘devrimcilik’ sayan bu dönekler bir ‘sürü
mantığı ile hareket eden ’ bu
güruh takımı Türkiye’de yaşıyor olduklarını unutarak kendilerine birde isim
vererek bizler artık ‘İkinci Cumhuriyetçi’ diyorlar ; bense
sadece bu döneklere ‘Doğan görünümlü Şahin’, diyorum çünkü
ideolojileri gelişmiş toplumlara göre şekillenen düşünceler cağımızın koşullarına da uygun olmalıdır oysa bunlar
gelişen toplumsal yapılar değil
karanlığa mahkûm edilmiş ideolojiler de ki gibi hiçbir anlam ifade edemeyen sol
görünümlü döneklerdirler…
Artık alıştık... Seksen sonrası
ortaya sol adına çıkan kimi sözde solcuların, kendi solcululukları
sorgulanırken kıstası olarak Atatürk’e
ve O’nun ilkelerine, eylemlerine saldırabilme düzeyini seçmiş olmasına;
gerek yazılı, gerek görsel basında bu saldırıların hayâsızca yürütülmesine, artık alıştık… Bu kimselerin, kimlerle
kol kola girebildiğine, kimlerle yan yana durabildiğine, ideallerini birleştirebildiğine
de alıştık… Bazılarımız bunlara ‘İkinci Cumhuriyetçi’ diyor;
bense sadece ‘Doğan görünümlü çakama serçe diyorum ’, Sol
görünümlü dönekler demeyi de tercih ediyorum…Ne yazık ki, bir de dönek olmayan, ama döneklerin ardı sıra solu, solculuğu, sosyalizmi ‘dönekçe’,‘döneklerden’ Öğrenmiş; bu kavramlara böylesine inanan gençlik… Atatürk’e ve ilkelerine hiçbir tarihi bilgisi olmaksızın saldırmayı,
‘devrimcilik’ sayan bir ‘yığın’ var
Türkiye’de hala hazırda o TV senin bu TV benim dolaşarak sol ve sosyalizm adına
gençlerimizi zehirlemeye devam etmekte…
İşte, benim için Uğur Mumcu bu noktada bir değil, bin kat daha önem kazanıyor. O’nun kendi siyasi karakterinde, düşüncesinde yan yana getirdiği ve kökleri Mustafa Kemal ve Lenin’e kadar uzanan Kemalizm-Sosyalizm değerlendirmeleri; bugünün düşünce kirliliğine, cehalete teslim olmuş ortamında bir ‘panzehir’ işlevi görüyor. Örneğin, yıllar önce Milliyet Gazetesinde Can Dündar’ın yeni sol seçenek için önerdiği isimler arasında ‘Murat Belge, Ahmet İnsel, Akın Birdal, Baskın Oran, Ömer Laçiner’ gibi isimleri görünce; ben, bir yandan solun kimlere teslim edildiğine üzülüp, sol adına ortaya sunulanların Atatürk’e ve fikirlerine dair nasıl sözler söylemiş olduklarını hatırlayıp; bir yandan da Uğur Mumcu’nun şu satırlarını anımsadım: “Kendisine devrimci diyen bir aydının Kemalizm’e karşı olması düşünülemez”
İşte, benim için Uğur Mumcu bu noktada bir değil, bin kat daha önem kazanıyor. O’nun kendi siyasi karakterinde, düşüncesinde yan yana getirdiği ve kökleri Mustafa Kemal ve Lenin’e kadar uzanan Kemalizm-Sosyalizm değerlendirmeleri; bugünün düşünce kirliliğine, cehalete teslim olmuş ortamında bir ‘panzehir’ işlevi görüyor. Örneğin, yıllar önce Milliyet Gazetesinde Can Dündar’ın yeni sol seçenek için önerdiği isimler arasında ‘Murat Belge, Ahmet İnsel, Akın Birdal, Baskın Oran, Ömer Laçiner’ gibi isimleri görünce; ben, bir yandan solun kimlere teslim edildiğine üzülüp, sol adına ortaya sunulanların Atatürk’e ve fikirlerine dair nasıl sözler söylemiş olduklarını hatırlayıp; bir yandan da Uğur Mumcu’nun şu satırlarını anımsadım: “Kendisine devrimci diyen bir aydının Kemalizm’e karşı olması düşünülemez”
Bu, olsa olsa günlük devrim
kavgasından kaçan korkakların kendi kendilerine buldukları bir sığınaktır.
Böylece, toplum içinde en ileri kendileri görünecekler ve fakat devrimci
kavganın hiç bir atılımında bulunmayacaklar! Bunlar gizlenen bir sağcılık
akımının içindedirler. Atatürk’e karşı Osmanlı
hayranlığı, Ulusal Kurtuluş Savaşı’na karşı Çerkez Ethem taraftarlığının adı
solculuk olamaz. Hiçbir bilimin verisi,
hapishane anılarıyla karıştırılmış bir muhayyilenin tarih olarak sunulmasını
gerçek olarak niteleyemez.
Kemalist devrimin anlamına
karşı çıkan bir devrimci, sadece bir bireycidir; toplumcu değildir, tarihçi
değildir ve eylemsel anlamda devrimci de değildir. Sağcılığın en sinsi kesimi,
kendilerini devrimci olarak tanıtıp Kemalizm’e saldıranlarca temsil
edilmektedir. Türk halkının yaşama savaşına inananların yeri, işçilerle,
köylülerle, devrimci gençlerle ve Kemalist aydınlarla yürütülen bağımsızlık
savaşının cepheleridir. Artık meyhane devrimciliğinin modası geçmiştir!’
Uğur Mumcu, kendisine defalarca sorulmuş olan ‘sol anlayışını’ şu cümlelerle tanımlamıştır: ‘Benim sol anlayışım, ulusal sol diye özetlenebilir. Ulusal, insancıl ve çağdaş. Ekonomide planlı devletçi, siyasette çoğulcu batı demokrasisi, ideolojide kuvveyi milliye ruhu. Ve batı türü demokrasi, hukuk devleti ve çağdaş öğretiler. Sol bunun sentezidir. Siyasal görüşüm, bu ana çerçeve içindedir. Bu çerçeve içinde görüşlerimi ifade etmeye çalışıyorum.’ (Toplum ve İnsanlar, Sayı:4, Haziran 1983) Bir başka sefer ise aynı soruya kısaca şu yanıtı verir: ‘Antiemperyalist çıkış noktası. Kuva-i Milliye ruhu, çağdaş ve devrimci olmak. Atatürk ilkeleri ve laiklik. Demokratik sosyalizm.’
Yine Uğur Mumcunun bir söyleşisinde: ‘Ben Marksist-Leninist değilim. Marksistlere karşı da değilim. Ben, Batı tipi demokratik sosyalizmden yanayım. Batı’daki tüm hak ve özgürlüklerin ülkemde de olmasını istiyorum. Gerçek demokrasiyi savunan bir Kemalist’im ben.’ (Playboy, Mayıs 1987) der. Onun solculuğunda bir diğer kıstas da 27 Mayıs’tır: ‘Şimdi bugün denir ki, “27 Mayıs’ta cunta gelmiştir, DP’yi devirmiştir, bu temel hak ve hürriyetlere aykırıdır”… Geçiniz efendim’ (…)‘Biz sapına kadar Kemalist ve sapına kadar 27 Mayısçıyız. Atatürk’ü ve 27 Mayıs devrimini savunmak, devrimci aydının namus borcudur.
Atatürkçü ve 27 Mayısçı olmayan
bir devrimciyle alışverişimiz yoktur.’ (Devrim, 3 Kasım 1970) Uğur Mumcu, siyasi düşüncesinin temeline
Atatürkçü, Kemalist değerleri yerleştirmiş; öncelikle antiemperyalist, tam
bağımsızlıkçı bir karakterdir.
Sosyalizm ve Kemalizm arasındaki ilişkiyi şu kusursuz anlatımla dile getirir:
‘Sosyalizm ile Kemalizm,
tarihsel gelişimleri ve kurup geliştirdikleri siyasal iktidar yapıları
açısından, hiç şüphesiz ayrı ayrı kavramlardır. Ancak, bu iki kavramın
birleştikleri bir nokta vardır. O nokta, her iki kavramın da antiemperyalist
nitelikte oluşudur. Her iki kavrama bu açıdan bakarsanız, Kemalizm ile sosyalizm
arasında aşılmaz ‘Çin Seddi’ yoktur. Tersine, her iki kavram, ayrı ayrı
nehirlerden aynı yöne akan taşkın sular gibidir. Zaman zaman birleşen, zaman
zaman ayrılıp, aynı yönde başka denizlere akan bu nehirleri, bu taşkın suları,
birbirlerine birleştiren köprüler ve yollar da vardır.’ (Cumhuriyet, 23 Nisan
1980)
Ve Uğur Mumcu, Türk halkının pek de sık karşılaşmadığı bu tip değerlendirmeler sonucunda bazen anlaşılamaz. Örneğin 2 Ocak 1981’de Cumhuriyet’teki yazısında bir okurundan gelen öfkeli mektuptan bahseder. Okuru sormaktadır: ‘Sizin fraksiyonunuz ne?’ Bu sorunun cevabında da kimi açıklamaların ardından soldaki sınırlarını şöyle anlatır okuyucusuna Mumcu: ‘Solda iki sınır görüyoruz. Birinci sınır, ulusal bağımsızlıktır. ‘Dışarıdan gelen faşizm’ gibi, ‘dışarıdan gelen sosyalizm’e de şiddetle karşıyız.
Ve Uğur Mumcu, Türk halkının pek de sık karşılaşmadığı bu tip değerlendirmeler sonucunda bazen anlaşılamaz. Örneğin 2 Ocak 1981’de Cumhuriyet’teki yazısında bir okurundan gelen öfkeli mektuptan bahseder. Okuru sormaktadır: ‘Sizin fraksiyonunuz ne?’ Bu sorunun cevabında da kimi açıklamaların ardından soldaki sınırlarını şöyle anlatır okuyucusuna Mumcu: ‘Solda iki sınır görüyoruz. Birinci sınır, ulusal bağımsızlıktır. ‘Dışarıdan gelen faşizm’ gibi, ‘dışarıdan gelen sosyalizm’e de şiddetle karşıyız.
Bu nedenle, bir ülkenin, bir sosyalist ülke
askerleri tarafından işgalini, sosyalizm adına, yüz kızartıcı bir olay sayar ve
görüşlerimizi açıkça yazarız. Soldaki ikinci sınır, silahlı eylemlerdir.
Solculuk adına başvurulan silahlı eylemleri yanlış, yanlış olduğu kadar,
solculuğa, sosyalizme aykırı görürüz. Böyle gördüğümüz için, bu tür eylemler
üzerine en ağır yazıları biz yazar, bu eylemcileri, tuttukları kanlı yoldan
geri çevirmeye çalışırız.
‘Fraksiyonunuz nedir?’ diye soran öfkeli okuyucuma bir temel inancımızı daha belirtmek isteriz. Biz, Kurtuluş Savaşı’na ve bu savaşın yüce komutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e inançla bağlıyız. İlerici düşüncemizin odağına ‘Kemalist’ düşüncenin kutsal bağımsızlık harcını koyarız. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı benimsememiş düşünce ve akımlarla hiç ama hiç bağdaşmayız.

Bu düşünce yapısı içinde, emekçi sınıf ve tabakaların yasal yollar ve barışçı yöntemlerle siyasal sürece katılmalarını, sendika ve siyasal parti olarak örgütlenmelerini savunuyoruz. Bunu yaparken de her türlü yolsuzluğu, bu yolsuzlukların siyasal bağlantılarını sergilemeye çalışırız. ‘Kara paracılar’ adı verilen ‘illegal zenginler’ ile kavga vermeyi, ‘bu illegal zenginlerin oluşturduğu sınıfsal tabaka ile kapışmayı ilk görev sayarız. İşte, öfkeli ve sevgili okuyucum, fraksiyonumuz budur. Beğenirsen beğenirsin, beğenmezsen beğenmezsin, ne yapalım? Biz buyuz!...’ (Cumhuriyet, 2 Ocak 1981) İşte, Uğur Mumcu budur!...
Bugünün gençleri şüphesiz böylesi bir fikre yabancıdır ve Uğur Mumcu bugün olsa, belki biz de öfkeli okuru gibi sorardık, ‘Sizin fraksiyonunuz ne diye ?!’… Çünkü biz, Atatürkçüyüz diye diye faşizmi özendirenleri, gerici darbelerini meşrulaştırmaya çalışanları, ırkçılık yapanları, az olanın hakkına göz dikenleri; Atatürkçüyüm diye diye muhafazakarlığı yüceltenleri, ulusalcıyım diyip Türk-İslam sentezcisi çeteler kuranları bilen bir nesiliz. Biz, kanal kanal gezip, sol adına, sosyalizm adına, etnik milliyetçiliğin, liberal demokrasinin arkasına saklanıp Kemalizm’e söven adamların solcu diye takdim edildiği bir ülkenin genç nesliyiz…
Sol Kemalizm’le hesaplaşmalıdır
çünkü Kemalizm Türk egemen sınıfının ideolojisidir ’diyen de bizim gözümüzün
önündedir ve solculuğuyla yüceltilmektedir, ‘Şoven Atatürk
milliyetçiliği Kürtleri katletti’ diyen de… ‘Atatürk hep Türk
iye’li derdi, sonradan Türk’e döndü, Türklük bugün artık bölücü kavramdır’ diyene
sol adına şapka çıkarılır ‘Neden’siz romantiklerimiz tarafından…
Kemalist devrimciler ‘Kemalist burjuvalardır; Atatürk, ‘Burjuva
Paşası’…
Kurtuluş Savaşı’nın zafer kazanan ilk antiemperyalist
savaş olduğunu söyledikçe, deliklerinden çıkıp, ‘burjuvazi
önderliğindeki kurtuluş savaşının güdük anti-emperyalist yanını abartmanın ideolojik
bir hastalık’ olduğunu buyururlar… Kemalizm, tepeden inmeci bir
rejimdir, onun laiklik ilkesi de demokrasi ve özgürlüklere aykırıdır vs… vs…
Atatürkçüyüm diyerek geçinenlerin birçoğunun Atatürkçülükle uzaktan yakından ilgisinin olmadığı gibi, solcu olduğunu iddia edenlerin Kemalizm’e saldırmak dışında vasıflarının olmadığı bir ülke sadece bizim ülke İşte bu durumda ve böylesi safsatayla doldurulurken zihinlerimiz, Uğur Mumcu ve onun ölümsüz fikirleri, gerçeğin limanından savrulmamızı engelleyen kopmaz bir halattır adeta… Ve inadına tekrarlar, inadına tekrarlar:
‘Kemalizm ile sosyalizm
arasında aşılmaz ‘Çin Seddi’ yoktur. Tersine, her iki kavram, ayrı ayrı
nehirlerden aynı yöne akan taşkın sular gibidir. Zaman zaman birleşen, zaman
zaman ayrılıp, aynı yönde başka denizlere akan bu nehirleri, bu taşkın suları,
birbirlerine birleştiren köprüler ve yollar da vardır.’
Uğur Mumcu’ya kulak vermek her Türk genci için gereklidir… Çünkü her Türk gencinin ondan öğreneceği çok şey vardır… Eğer onu okursanız, ne Kemalizm, Atatürkçülük diye CHP peşinde gidersiniz, ne ‘Sağcıysan MHP’ye solcuysan CHP’ye oy ver’ gibi mantıksız sloganların yanılgısına kapılırsınız, ne de yeni sol seçenek, sosyalist çıkış gibi laflarla maskeli ikinci cumhuriyetçilere teslim edersiniz zihinlerinizi…
Uğur Mumcu’ya kulak vermek her Türk genci için gereklidir… Çünkü her Türk gencinin ondan öğreneceği çok şey vardır… Eğer onu okursanız, ne Kemalizm, Atatürkçülük diye CHP peşinde gidersiniz, ne ‘Sağcıysan MHP’ye solcuysan CHP’ye oy ver’ gibi mantıksız sloganların yanılgısına kapılırsınız, ne de yeni sol seçenek, sosyalist çıkış gibi laflarla maskeli ikinci cumhuriyetçilere teslim edersiniz zihinlerinizi…
Ama en önemlisi, bilirsiniz ki gerçek solcunun ayakları kendi toprağına basar, gerçek solcu ülkesine bağımsızlığını, aydınlığını kazandırmış fikri kimse karşısında savunmasız bırakmaz… Kemalizm’in temel prensiplerinin değerinin bilincinde olur, altı ilkeyi siyasi düşüncesinin temeline oturtur ve bu temelin üzerine bütün ilerici, sol, sosyalist fikirlerden her biri özenle seçilmiş tuğlalar koyarak, halkı için o en güzel evi inşa etmeye çalışır…
Uğur Mumcu, aydınlığa, her
anlamda tam bağımsızlığa, ilericiliğe, gerçek
demokrasiye, çağdaşlığa giden yolu yazdıklarıyla ortaya koymuştur…
Kelimeleriyle, çalı çırpı kalabalığını süpürüp, doğru yolu açmıştır… Bu yoldan
yürümekse Türkiye’nin ilerici gençlerinin vazifesidir… Düşman edilmeye çalışılan
fikirlerin arasında, bunları birleştiren köprüler ve yolların olduğunu hiçbir
zaman unutmadan… A.Berham ŞAHBUDAK… 24.01.2016
DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİ
BİRLİĞİ PLATFORMU Genel Başkanı A.Berham ŞAHBUDAK



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder