24 Ocak 2016 Pazar

ÜLKEMDE “Kalleşçe işlenmiş Siyasi Katliamlar”

ÜLKEMDE “Kalleşçe işlenmiş Siyasi Katliamlar”?

Uğur Mumcu (22 Ağustos 1942, Kırşehir doğumlu araştırmacı aydın ve çağdaş Kemalist ATATÜRKÇÜ gazetecimizdi - 24 Ocak 1993'te Ankara'da Karlı Sokak'taki evinin önünde, arabasına konulan bombanın Patlaması sonucu kalleşçe suikasta kurban giderek yaşamını yitirmişti. Peki, ama Uğur Mumcu öldürüldükten sonra ölümüne savunduğu Cumhuriyette neler oldu?

Uğur Mumcu “Bunca katliamın, cinayetin, devlet içinde yuvalanmış karanlık güçlerce, sivil-asker bürokratlarca, dün olduğu gibi bugün de üstlerinin örtülmesi düşündürücü değil mi” ?... Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in uçağı düştü, Behçet Cantürk, Savaş Buldanve daha pek çok Kürt işadamı ile avukat Medet Serhat, Hiram Abas, Cem Ersever,Yusuf Ekinci, Ahmet Taner Kışlalı katledildi, çok sayıda faili meçhul cinayet işlendi, kanlı Sivas katliamı ve Gazi Mahallesi olayları yaşandı.

Uğur öldürüldükten yedi yıl sonra yine 24 Ocak’ta yurtsever emniyet müdürü Gaffar Okkan, Diyarbakır’ın en kalabalık caddesinde korumalarıyla birlikte öldürülmedi mi? Uğur’a bombalı tuzak kurulmadan önce ise Çetin Emeç, Muammer Aksoy, Turan Dursun, Bahriye Üç ok, Vedat Aydın, Musa Anter katledilmişti. Uğur Mumcu, alçakça katledilmeseydi, Abdi İpekçi olayında olduğu gibi bu faili meçhul cinayetlerin üzerine gitmez miydi?

Uğur Mumcu devlet içinde yapılanan silahlı güçler tarafından öldürüldüğüne inanıyorum. Uğur Mumcu, İslami Hareket ve Hizbullah’ın varlığından söz eden ilk gazeteciydi. Hemen ardından Hizbullah’ın “ölüm mangaları”  ortaya çıktı. 

1994 yılında hazırlanan TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu Raporu, nedense Meclis Genel Kurulu’na getirilmedi.

Türkiye’de yakın tarihi iyi okumak gerekir önce...  Kanlı 1 Mayıs’ları, Kahramanmaraş’ı, Çorum’u, İzmir İnciraltı katliamını, Sivas Madımak’ı, Gazi Mahallesi’ni... Doğan Öz, Ümit Kaftancıoğlu, Hamit Fendoğlu, Gün Sazak, İlhan Darendelioğlu,İlhan Erdost, Çetin Emeç, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Vedat Aydın, Mehmet Sincar, Gaffar Okkan, Hrant Dink, Necip Hablemitoğlu cinayetlerini işleyen tetikçilerin kimler tarafından korunup kollandığını iyi anlamak gerekmez mi?

Kelle avcısı olduğunu söyleyen emekli Albay Arif Doğan’ın Silivri’de anlattıklarını iyi irdeleyip kavrarsak, bir sonuca ulaşabiliriz. Gerisi boş laf. Uğur Mumcu bir yurtseverdi. Irkçılığa, dinciliğe, mezhepçiliğe karşı çıkar, Aydınlanma Devrimi’ni savunurdu. 1980 öncesi, Türk Silahlı Kuvvetleri içinde “ırkçı” yapılanmanın olduğunu, kimi subayların faşistlerle nasıl işbirliği yaptığını, el bombası ve silah sağladığını yazıp çizdi Uğur...
 
Bu ülkede çok aydın insanlarımız öldürüldü. Bunca katliamın, cinayetin, devlet içinde yuvalanmış karanlık güçlerce, sivil-asker bürokratlarca, dün olduğu gibi bugün de üstlerinin örtülmesi düşündürücü değil mi? Toplumsal Bellek  Platformu” karınca kararınca bir şeyler yapmaya çalışıyor, faili meçhul  Cinayetlerin yaşanmaması ve yüreklerin bir daha yanmaması için Türk Milleti olarak artık dostu düşmanı tanımalıyız bu içimizde de ola bilir emperyalistlerden  hiç fark etmez”.

Kalleşçe katledilen  Kemalist ATATÜRKÇÜ aydınların ananlarının yüreklerinin acısı halen bir türlü dindirilememiş iken buğun amacı ve nedeni belirsiz bir şekilde  güneydoğu bölgemizde yüzlerce asker ve polisimizi ve sivil yurttaşlarımızı sözde terör denilerek sürekli hayatlarını kaybeden bu yurttaşlarımız neden öldürülmekte kim için kimler için bu acımasız katliamlar ülkemizi de dün olduğu gibi bin yıldır kardeşçe yan yana yaşayan bu halkları kim karşı karşıya getirdi de sürekli katliamlar yaşanmakta….

“Biz toplum olarak eksiğimiz kanımca tarhı yoksunuyuz okuma özürlü bir toplumuz çünkü biz kendi değer Yargılarımızı sorgulamadan ön yargılarla hareket eden birer bireylere dönüştük aksi düşünülüyorsa ülkemizde yaşanılan bunca kaos ve acılar niye”… Bugün Önder Mustafa Kemal ATARÜRK’Ü Tanımadan Kemalist Devrimleri ve CUMHURİYET değerleri anlaşılamazsa  Uğur Mumcu’yu da en az o kadar tanımak eserlerini kitaplarını okumak gerekmez mi niçin kalleşçe katledildi hangi ilke ve devrimleri savunuyordu da öldürüldü diye; CUMHURİYETİ ve Kemalist Devrimleri niçin bu kadar içselleştirerek her fırsatta Türk halkına anlatıyorduÇünkü bunun bir anlamı ve gerekçeleri olmalıydı!

 “Uğur Mumcu ve diğer aydınlarımız “Kemalizm’in ve Cumhuriyet Devrimlerinin temel prensiplerinin değerinin bilincinde oldukları için öldürülmüşlerdi altı ilkeyi siyasi düşüncesinin temeline oturtur ve bu temelin üzerine bütün ilerici, sol, sosyalist fikirlerden her biri özenle seçilmiş tuğlalar koyarak, halkı için en güzel evi inşa etmeye çalışırdı ”…

Uğur Mumcu, aydınlığa, her anlamda tam bağımsızlığa, ilericiliğe, gerçek demokrasiye, çağdaşlığa giden yolu yazdıklarıyla ortaya koymuştu… Kelimeleriyle, çalı çırpı kalabalığını süpürüp, doğru yolu açmıştır… Bu yoldan yürümekse Türkiye’nin ilerici gençlerinin vazifesidir…  Düşman edilmeye çalışılan fikirlerin arasında, bunları birleştiren köprüler ve yolların olduğunu hiçbir zaman unutmadan… Bazılarımız ise bunlara ‘ İkinci Cumhuriyetçi’ diyor; bense sadece ‘Doğan görünümlü Şahin’,sol görünümlü dönek demeyi tercih ediyorum…
Bu gün halen azda olsa, günümüz koşullarının yaratığı siyasal şartların bunca baskılar karşısında dik duran dönek olmayan, solcu ve Kemalist ATATÜRKÇÜ yurtsever devrimciler var bunların karşısında ise ben eskiden solcu ve ATATÜRKÇÜYDÜM diyen dönekler ise bugün 3-5- kuruş için karşı devrim hizmetinde hizmetkâr olanlar var işte ben bu dönekler için bugün solcun ve sosyalizmin ‘döneklerinden’  genç nesil arındırmak için iyi bir eğitim ve Kemalist Devrimleri öğrensinler diyorum…

Bugün Atatürk’e ve ilkelerine hiçbir tarihi bilgisi olmaksızın saldırmayı, 
‘devrimcilik’ sayan bu dönekler bir ‘sürü mantığı ile hareket eden  ’ bu güruh takımı Türkiye’de yaşıyor olduklarını unutarak kendilerine birde isim vererek bizler artık ‘İkinci Cumhuriyetçi’ diyorlar ; bense sadece  bu döneklere ‘Doğan görünümlü Şahin’, diyorum çünkü ideolojileri gelişmiş toplumlara göre şekillenen düşünceler cağımızın  koşullarına da uygun olmalıdır oysa bunlar gelişen toplumsal yapılar  değil karanlığa mahkûm edilmiş ideolojiler de ki gibi  hiçbir anlam ifade edemeyen sol görünümlü döneklerdirler…  

Artık alıştık... Seksen sonrası ortaya sol adına çıkan kimi sözde solcuların, kendi solcululukları sorgulanırken kıstası olarak Atatürk’e ve O’nun ilkelerine, eylemlerine saldırabilme düzeyini seçmiş olmasına; gerek yazılı, gerek görsel basında bu saldırıların hayâsızca yürütülmesine, artık alıştık… Bu kimselerin, kimlerle kol kola girebildiğine, kimlerle yan yana durabildiğine, ideallerini birleştirebildiğine de alıştık… Bazılarımız bunlara ‘İkinci Cumhuriyetçi’ diyor; bense sadece ‘Doğan görünümlü çakama serçe diyorum ’Sol görünümlü dönekler  demeyi de tercih ediyorum…

Ne yazık ki, bir de dönek olmayan, ama döneklerin ardı sıra solu, solculuğu, sosyalizmi ‘dönekçe’,‘döneklerden’  Öğrenmiş; bu kavramlara böylesine inanan gençlik… Atatürk’e ve ilkelerine hiçbir tarihi bilgisi olmaksızın saldırmayı, 
‘devrimcilik’ sayan bir ‘yığın’ var Türkiye’de hala hazırda o TV senin bu TV benim dolaşarak sol ve sosyalizm adına gençlerimizi zehirlemeye devam etmekte…

İşte, benim için Uğur 
Mumcu bu noktada bir değil, bin kat daha önem kazanıyor. O’nun kendi siyasi karakterinde, düşüncesinde yan yana getirdiği ve kökleri Mustafa Kemal ve Lenin’e kadar uzanan Kemalizm-Sosyalizm değerlendirmeleri; bugünün düşünce kirliliğine, cehalete teslim olmuş ortamında bir ‘panzehir’ işlevi görüyor.  Örneğin, yıllar önce Milliyet  Gazetesinde  Can Dündar’ın yeni sol seçenek için önerdiği isimler arasında ‘Murat Belge, Ahmet İnsel, Akın Birdal, Baskın Oran, Ömer Laçiner’ gibi isimleri görünce; ben, bir yandan solun kimlere teslim edildiğine üzülüp, sol adına ortaya sunulanların Atatürk’e ve fikirlerine dair nasıl sözler söylemiş olduklarını hatırlayıp; bir yandan da Uğur Mumcu’nun şu satırlarını anımsadım:  Kendisine devrimci diyen bir aydının Kemalizm’e karşı olması düşünülemez
Bu, olsa olsa günlük devrim kavgasından kaçan korkakların kendi kendilerine buldukları bir sığınaktır. Böylece, toplum içinde en ileri kendileri görünecekler ve fakat devrimci kavganın hiç bir atılımında bulunmayacaklar! Bunlar gizlenen bir sağcılık akımının içindedirler. Atatürk’e karşı Osmanlı hayranlığı, Ulusal Kurtuluş Savaşı’na karşı Çerkez Ethem taraftarlığının adı solculuk olamaz.  Hiçbir bilimin verisi, hapishane anılarıyla karıştırılmış bir muhayyilenin tarih olarak sunulmasını gerçek olarak niteleyemez.

Kemalist devrimin anlamına karşı çıkan bir devrimci, sadece bir bireycidir; toplumcu değildir, tarihçi değildir ve eylemsel anlamda devrimci de değildir. Sağcılığın en sinsi kesimi, kendilerini devrimci olarak tanıtıp Kemalizm’e saldıranlarca temsil edilmektedir. Türk halkının yaşama savaşına inananların yeri, işçilerle, köylülerle, devrimci gençlerle ve Kemalist aydınlarla yürütülen bağımsızlık savaşının cepheleridir. Artık meyhane devrimciliğinin modası geçmiştir!’

(Devrim, 3 Kasım 1970’ de Tüm Türk halklarının % 80’ni de içine aldığı Tam bağımsız T.C. DEVLETİ diyerek Ülkemiz sokaklarında yankılandığı gibi olmalı )

Uğur Mumcu, kendisine defalarca sorulmuş olan ‘sol anlayışını’ şu cümlelerle tanımlamıştır: ‘Benim sol anlayışım, ulusal sol diye özetlenebilir. Ulusal, insancıl ve çağdaş. Ekonomide planlı devletçi, siyasette çoğulcu batı demokrasisi, ideolojide kuvveyi milliye ruhu. Ve batı türü demokrasi, hukuk devleti ve çağdaş öğretiler. Sol bunun sentezidir. Siyasal görüşüm, bu ana çerçeve içindedir. Bu çerçeve içinde görüşlerimi ifade etmeye çalışıyorum.’ (Toplum ve İnsanlar, Sayı:4, Haziran 1983) Bir başka sefer ise aynı soruya kısaca şu yanıtı verir: ‘Antiemperyalist çıkış noktası. Kuva-i Milliye ruhu, çağdaş ve devrimci olmak. Atatürk ilkeleri ve laiklik. Demokratik sosyalizm.’

Yine Uğur Mumcunun bir söyleşisinde: ‘Ben Marksist-Leninist değilim. Marksistlere karşı da değilim. Ben, Batı tipi demokratik sosyalizmden yanayım. Batı’daki tüm hak ve özgürlüklerin ülkemde de olmasını istiyorum. Gerçek demokrasiyi savunan bir Kemalist’im ben.’ (Playboy, Mayıs 1987) der. Onun solculuğunda bir diğer kıstas da 27 Mayıs’tır: ‘Şimdi bugün denir ki, “27 Mayıs’ta cunta gelmiştir, DP’yi devirmiştir, bu temel hak ve hürriyetlere aykırıdır”… Geçiniz efendim’ (…)‘Biz sapına kadar Kemalist ve sapına kadar 27 Mayısçıyız. Atatürk’ü ve 27 Mayıs devrimini savunmak, devrimci aydının namus borcudur.

Atatürkçü ve 27 Mayısçı olmayan bir devrimciyle alışverişimiz yoktur.’ (Devrim, 3 Kasım 1970) Uğur Mumcu, siyasi düşüncesinin temeline Atatürkçü, Kemalist değerleri yerleştirmiş; öncelikle antiemperyalist, tam bağımsızlıkçı bir karakterdir.

O’nu hem bağnaz Atatürkçülerden, hem de cahil sosyalistlerden ayıran en önemli nokta ise, Kemalizm ile sosyalizm arasındaki tarihi ve fikri bağı içselleştirmiş, bu bağ doğrultusunda düşüncesini şekillendirmiş olabilmesidir. Ve ne acı ki, Lenin ve Atatürk örnekleri tarihin sayfalarında en açık şekilde dururken; bu iki liderin, iki önderin farklı ideolojileri arasındaki ortak noktaları yakalayıp batı emperyalizmi ve kapitalizmine karşı verdikleri yan yana mücadele ortada dururken; Türkiye’de bunu görmüş, anlamış sayılı aydından biri ve en önde gelenidir Mumcu. 

Sosyalizm ve Kemalizm arasındaki ilişkiyi şu kusursuz anlatımla dile getirir: 
 
‘Sosyalizm ile Kemalizm, tarihsel gelişimleri ve kurup geliştirdikleri siyasal iktidar yapıları açısından, hiç şüphesiz ayrı ayrı kavramlardır. Ancak, bu iki kavramın birleştikleri bir nokta vardır. O nokta, her iki kavramın da antiemperyalist nitelikte oluşudur. Her iki kavrama bu açıdan bakarsanız, Kemalizm ile sosyalizm arasında aşılmaz ‘Çin Seddi’ yoktur. Tersine, her iki kavram, ayrı ayrı nehirlerden aynı yöne akan taşkın sular gibidir. Zaman zaman birleşen, zaman zaman ayrılıp, aynı yönde başka denizlere akan bu nehirleri, bu taşkın suları, birbirlerine birleştiren köprüler ve yollar da vardır.’ (Cumhuriyet, 23 Nisan 1980)

Ve Uğur Mumcu, Türk halkının pek de sık karşılaşmadığı bu tip değerlendirmeler sonucunda bazen anlaşılamaz. Örneğin 2 Ocak 1981’de Cumhuriyet’teki yazısında bir okurundan gelen öfkeli mektuptan bahseder. Okuru sormaktadır: ‘Sizin fraksiyonunuz ne?’ Bu sorunun cevabında da kimi açıklamaların ardından soldaki sınırlarını şöyle anlatır okuyucusuna Mumcu: ‘Solda iki sınır görüyoruz. Birinci sınır, ulusal bağımsızlıktır. ‘Dışarıdan gelen faşizm’ gibi, ‘dışarıdan gelen sosyalizm’e de şiddetle karşıyız.

 Bu nedenle, bir ülkenin, bir sosyalist ülke askerleri tarafından işgalini, sosyalizm adına, yüz kızartıcı bir olay sayar ve görüşlerimizi açıkça yazarız. Soldaki ikinci sınır, silahlı eylemlerdir. Solculuk adına başvurulan silahlı eylemleri yanlış, yanlış olduğu kadar, solculuğa, sosyalizme aykırı görürüz. Böyle gördüğümüz için, bu tür eylemler üzerine en ağır yazıları biz yazar, bu eylemcileri, tuttukları kanlı yoldan geri çevirmeye çalışırız. 

‘Fraksiyonunuz nedir?’ diye soran öfkeli okuyucuma bir temel inancımızı daha belirtmek isteriz. Biz, Kurtuluş Savaşı’na ve bu savaşın yüce komutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e inançla bağlıyız. İlerici düşüncemizin odağına ‘Kemalist’ düşüncenin kutsal bağımsızlık harcını koyarız. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı benimsememiş düşünce ve akımlarla hiç ama hiç bağdaşmayız. 

Bu düşünce yapısı içinde, emekçi sınıf ve tabakaların yasal yollar ve barışçı yöntemlerle siyasal sürece katılmalarını, sendika ve siyasal parti olarak örgütlenmelerini savunuyoruz. Bunu yaparken de her türlü yolsuzluğu, bu yolsuzlukların siyasal bağlantılarını sergilemeye çalışırız. ‘Kara paracılar’ adı verilen ‘illegal zenginler’ ile kavga vermeyi, ‘bu illegal zenginlerin oluşturduğu sınıfsal tabaka ile kapışmayı ilk görev sayarız. İşte, öfkeli ve sevgili okuyucum, fraksiyonumuz budur. Beğenirsen beğenirsin, beğenmezsen beğenmezsin, ne yapalım? Biz buyuz!...’
 (Cumhuriyet, 2 Ocak 1981) İşte, Uğur Mumcu budur!...

Bugünün gençleri şüphesiz böylesi bir fikre yabancıdır ve Uğur Mumcu bugün olsa, belki biz de öfkeli okuru gibi sorardık, ‘Sizin fraksiyonunuz ne diye ?!’… Çünkü biz, Atatürkçüyüz diye diye faşizmi özendirenleri, gerici darbelerini meşrulaştırmaya çalışanları, ırkçılık yapanları, az olanın hakkına göz dikenleri; Atatürkçüyüm diye diye muhafazakarlığı yüceltenleri, ulusalcıyım diyip Türk-İslam sentezcisi çeteler kuranları bilen bir nesiliz. Biz, kanal kanal gezip, sol adına, sosyalizm adına, etnik milliyetçiliğin, liberal demokrasinin arkasına saklanıp Kemalizm’e söven adamların solcu diye takdim edildiği bir ülkenin genç nesliyiz… 

Sol Kemalizm’le hesaplaşmalıdır çünkü Kemalizm Türk egemen sınıfının ideolojisidir ’diyen de bizim gözümüzün önündedir ve solculuğuyla yüceltilmektedir,  ‘Şoven Atatürk milliyetçiliği Kürtleri katletti’ diyen de… ‘Atatürk hep Türk iye’li derdi, sonradan Türk’e döndü, Türklük bugün artık bölücü kavramdır’ diyene sol adına şapka çıkarılır ‘Neden’siz romantiklerimiz tarafından… Kemalist devrimciler ‘Kemalist burjuvalardır; Atatürk, ‘Burjuva Paşası’

Kurtuluş Savaşı’nın zafer kazanan ilk antiemperyalist savaş olduğunu söyledikçe, deliklerinden çıkıp, ‘burjuvazi önderliğindeki kurtuluş savaşının güdük anti-emperyalist yanını abartmanın ideolojik bir hastalık’ olduğunu buyururlar… Kemalizm, tepeden inmeci bir rejimdir, onun laiklik ilkesi de demokrasi ve özgürlüklere aykırıdır vs… vs…

Atatürkçüyüm diyerek geçinenlerin birçoğunun Atatürkçülükle uzaktan yakından ilgisinin olmadığı gibi, solcu olduğunu iddia edenlerin Kemalizm’e saldırmak dışında vasıflarının olmadığı bir ülke sadece bizim ülke İşte bu durumda ve böylesi safsatayla doldurulurken zihinlerimiz, Uğur Mumcu ve onun ölümsüz fikirleri, gerçeğin limanından savrulmamızı engelleyen kopmaz bir halattır adeta Ve inadına tekrarlar, inadına tekrarlar: 

‘Kemalizm ile sosyalizm arasında aşılmaz ‘Çin Seddi’ yoktur. Tersine, her iki kavram, ayrı ayrı nehirlerden aynı yöne akan taşkın sular gibidir. Zaman zaman birleşen, zaman zaman ayrılıp, aynı yönde başka denizlere akan bu nehirleri, bu taşkın suları, birbirlerine birleştiren köprüler ve yollar da vardır.’

Uğur Mumcu’ya kulak vermek her Türk genci için gereklidir… Çünkü her Türk gencinin ondan öğreneceği çok şey vardır… Eğer onu okursanız, ne Kemalizm, Atatürkçülük diye CHP peşinde gidersiniz, ne ‘Sağcıysan MHP’ye solcuysan CHP’ye oy ver’ gibi mantıksız sloganların yanılgısına kapılırsınız, ne de yeni sol seçenek, sosyalist çıkış gibi laflarla maskeli ikinci cumhuriyetçilere teslim edersiniz zihinlerinizi… 

Ama en önemlisi, bilirsiniz ki gerçek solcunun ayakları kendi toprağına basar, gerçek solcu ülkesine bağımsızlığını, aydınlığını kazandırmış fikri kimse karşısında savunmasız bırakmaz… Kemalizm’in temel prensiplerinin değerinin bilincinde olur, altı ilkeyi siyasi düşüncesinin temeline oturtur ve bu temelin üzerine bütün ilerici, sol, sosyalist fikirlerden her biri özenle seçilmiş tuğlalar koyarak, halkı için o en güzel evi inşa etmeye çalışır… 

Uğur Mumcu, aydınlığa, her anlamda tam bağımsızlığa, ilericiliğe, gerçek demokrasiye, çağdaşlığa giden yolu yazdıklarıyla ortaya koymuştur… Kelimeleriyle, çalı çırpı kalabalığını süpürüp, doğru yolu açmıştır… Bu yoldan yürümekse Türkiye’nin ilerici gençlerinin vazifesidir… Düşman edilmeye çalışılan fikirlerin arasında, bunları birleştiren köprüler ve yolların olduğunu hiçbir zaman unutmadan… A.Berham ŞAHBUDAK… 24.01.2016

                                                                                                                                                                  DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİ BİRLİĞİ                                                                                                                                                                                              PLATFORMU Genel Başkanı A.Berham ŞAHBUDAK

Hiç yorum yok:

SİYASETTE İLKELERİN ÇÖKÜŞÜ:

SİYASETTE İLKELERİN ÇÖKÜŞÜ: İFTAR SOFRASINDAKİ AYDINLIK VE KARANLIK? Bugün önümüze düşen o fotoğraflar, aslında bizlere görünü nenin çok...