TERÖR YOLSUZLUK RÜŞVET VE KATLİAMLAR!.. İşte tüm bunlar maalesef içinde bulunduğumuz koşullar?...
Tüm bu sorunların yaşanmaması için 2010'da yapılan
sözde Anayasa referandumuna hayır” demiştik ve bugün MHP' ni
zikzak lığı nedeniyle " Emperyalizme
karşı onurlu bir mücadele sonucu Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulan
bağımsız Laik Cumhuriyet değil uçuruma
sürüklenmemesi uçurumdan aşağıya itilmesine neden olacak olan o sözde Başkanlık
Anayasasına
yine
hayır diyeceğiz" Çünkü
siyasilerin hırs ve kin politikaları ülkemiz yönetiminin değil de kendi
çıkarlarına endekslemiş olarak yapıyor olmaları nedeniyle hayır diyeceğiz”.
2010'da yapılan o değişikliklere “evet”
deyince; ordumuza “kumpas” kurulabilir, yargı yürütmenin denetimine geçip
adalet ortadan kaldırılabilir, iktidarı denetleyen -Sayıştay gibi- kurumlar
işlevsiz hale getirilerek yolsuzluk ve rüşvet tavan yapabilir demiştik. Hatta
yabancı güçlerin desteği ile iktidara gelen AKP, diyet borcunu ödemek için
ulusal çıkarlarımızdan olmadık tavizler verebilirdi. Yıllardır yan yana yaşadığımız
komşularımızla, sudan sebeplerle düşman hale getirebilirdik.
“Zorunlu olmadığı halde Telekom ve Tekel gibi
kar eden milli kuruluşlarımız yok pahasına yabancılara satılabilir, yandaşlara
peşkeş çekilebilirdi”...
Dışarıdan
aldığımız borçlar, halkın yararlanacağı yatırımlara dönüştürülme yerine,
yandaşlara kredi olarak
verilerek, bir avuç insanın zenginleşmesi sağlanabilirdi. Bu
yolla iktidar kendi zenginlerini yaratıp, borçları her zamanki gibi yoksul
halkın sırtına yıkabilirdi... Hepsinden de önemlisi, o anayasa değişikliklerine
“evet” demekle, demokratik devletin yaşaması için hayati öneme sahip “kuvvetler
ayrılığı ilkesi” ortadan kaldırılabilir ve hükümet egemenlik
yetkisini keyfi olarak kullanmaya başlayabilirdi. Bu
sonuncusu ise son derece tehlikeliydi, zira rejimin otoriterleşmesi ve
demokrasinin yok edilmesi sonucunu doğurabilirdi!.. Din ve dince kutsal sayılan
değerleri sömürerek, yoksul kesimlerin desteğini alan AKP iktidarı, halka yakınlığını
göstermek için ekonomiye hiçbir katkısı bulunmayan imam-hatip okullarını açmayı
sürdürerek, demokrasinin olmazsa olmazı olan “laiklik ilkesini”
ortadan kaldırabilirdi... Nitekim kaldırıldı
da... Dediklerimizin hepsi bir bir gerçekleşti...
2002-2012
yılları arasında Diyanet İşleri Başkanlığının 5 bin 360 personeli
MEB 'na atanmıştır. Bu
dönemde devlet bankalarının bile genel müdürleri imam-hatipliler arasından
seçilmiştir. AKP iktidarında, 5 bin okul
imam-hatip’e dönüştürülmüştür. Bunlardan
mezun olacak imam ve hatipler nerede istihdam edilecekler? Her imam için bir
cami yapılacak değil herhalde. 2002'de 74 bin
olan Diyanet'in personeli, bugün itibariyle 129 bin 376'ya
çıkmıştır. Buna karşılık, 300 binin üzerinde ataması yapılmayan
öğretmenimiz var. Diyanet,5 milyar 442 milyar
liralık bütçesi ile genel bütçeden 13 bakanlıktan fazla pay almıştır... Kuran
kurslarında yaş sınırının kaldırılmasının ardından, Diyanet İşleri Başkanlığı
“Kuran Kursları Okulöncesi Din Eğitimi Projesi” hazırladı. 4-6 yaş
arasındaki çocuklara, “oyun ve şarkılarla” temel dini bilgileri
öğreteceklermiş...
Bu sakıncaların tümü, halkoylamasından önce,
halka olabildiğince anlatılmaya çalışılmıştır. Anayasa değişikliklerine, bu
nedenlerle “hayır”
denmesi gerektiği ısrarla vurgulanmıştır. Medya ve iletişim olanaklarının
neredeyse tamamına yakını, iktidarın veya yandaşlarının elinde olduğu için
onların yalan propagandaları daha etkili olmuştur. Bu yüzden de sonuç “evet”
çıkmıştır. Anımsarsınız, o günlerde üzerinde en fazla durulan konulardan biri “pozitif
ayırımcılık ve geçen zaman içerisinde tamamen unutuldu
gitti!...
“Korkulanların neredeyse tamamı gerçekleşti
diyebiliriz. 14 yıllık AKP iktidarında; hükümet400 milyar dolar civarında borçlanmıştır.
Şimdilik durdurulabilen ikinci yolsuzluk operasyonundaki yolsuzluğun boyutu
ise 200 milyar dolardan fazladır”.
Gazetelere
yansıyan gözaltı kararından anlaşıldığına
göre, 41 “işadamı”
haksız yere, halkın cebinden100 milyar dolardan fazla para çalmıştır. Yani
toplam dış borcumuzun dörtte biri bunlara gitti. Hortumlanan paraları her
halükarda ödeyecek olan yoksul halkımızdır!.. Başbakan'ın “yedirmeyiz” dediği
Halk bank’ı çoktan yemişler bile; yüzde 48.9'u yabancılara satılmış olan bankanın, borsada
işlem gören hisselerinin ise yüzde 78'i de zaten yabancıların elindeymiş!.. Sayıştay'ın
2012 yılı hesapları ile ilgili hazırladığı rapora göre, 30 Mart 2013 tarihi itibariyle 3 milyar TL
üzerindeki batık kredi sayısı 124'tür ve bu şirketlerin bankaya olan toplam 627.7 milyar
liralık borcu takiptedir!..
AKP
iktidarı ise yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarını engellemeye çalışıyor. Soruşturmalar Başbakanın çocuklarına kadar
dayanmış. Hükümet, “soruşturmanın gizliliğini ortadan kaldırmak için
yasalara aykırı yönetmelik çıkartmanın peşindedir. Soruşturmayı yürüten
polisleri görevlerinden alıyorlar. Polisler, savcılığın gözaltı kararını yerine
getirmiyor. Hükümetin adamı bir başsavcı, soruşturma yapan savcıları, yalan yanlış
belgeleri basına sızdırmakla suçlayıp, dosyayı ellerinden alıyor. Başbakan ise,
bu gelişmeler üzerine polis savcılığın emirlerini uygulamalı diyen HSYK'
yı hedef gösteriyor.
“Yetkim olsa HSYK'yı yargılarım” diyerek, yargının
tepesine gözdağı veriyor!.. İktidar bütün bunlara rağmen; utanmazlığın,
arsızlığın ve yüzsüzlüğün zirvesinde oturabiliyor... Sonuç itibariyle, faturası halka çıkacak olan bu gelişmelerin
yaşanmaya başlanmasıyla, dolar 3.' TL’yi, avro ise 3. 5 TL'yi aşmış. Faizler yüzde 10.36 seviyesine kadar ulaşmış. Halktan
çalınan paralar, ayakkabı kutuları içinde dururken bile çoğalıyorlar. Bir
faiz cenneti olan Türkiye'den son 11 buçuk yılda 101 milyar
dolar, faiz adı altında transfer yoluyla yurtdışına çıkartılmış... O kadar mı
yani demeyin lütfen. Borçlandığımız paraların yarısının trafiği böyledir!..
Yeter ki, parayı takip edebilin yolsuzluğa karışanları, hırsızlık yapanları
bulabilirsiniz!..
Bu arada İstanbul Cumhuriyet Savcılığı da “Gezi olayları”
nedeniyle iddianame düzenleyip, dava açmıştır. İlginç olan, iddianamede Bezmi
Alem Valide Sultan Camii’nde içki
içildiğine ilişkin bir delil bulunmadığı saptamasına yer
verilmiş olmasıdır. Bunun anlamı, tam aksini iddia ederek aylarca ortalığı
ayağa kaldıran Başbakan ve arkadaşlarının yalan söylediğidir. Başbakanın
utanmadan, sıkılmadan din ve dince kutsal sayılan değerleri sömürüp, istismar
ettiği bir kez daha kanıtlanmıştır.
Bu
yalın gerçeğe rağmen, O dönemin Başbakan Erdoğan bugünün
Cumhur Başkanı “ Çok yakında MHP desteği ile Başkan olma yolunda adım adım
ilerleyen Recep Taip Erdoğan “Fetullah
Gülen'i eleştirirken; “Kuran, Allah, peygamber diyeceksin ama adın kasetlerle,
komplolarla anılacak. Hiç kimsenin bu aziz dine bunu yapmaya hakkı yok” diyerek,
Cemaatin Erdoğan'a karşı sözlerini “din”e karşı yapılmış gibi
gösterebilmektedir... “Birilerinin topu tüfeği varsa, birilerinin her türlü
hilesi varsa, neyi olursa olsun bizim Allahımız var bize o yeter, bize
millet yeter...” sözleriyle de din sömürüsünü en acımasız şekilde kullanmaya devam
edilmektedir.
Yakında
“Din elden gidiyor” diyerek, halkın sokağa inmesini isterlerse şaşırmamak
gerekir!.. Türkiye baştanbaşa yolsuzluk ve
rüşvetle çalkalanırken, hükümet yandaşlarını yargıya teslim etmiyor. O yüzden
olsa gerekir “Kimin ne hesabı varsa, kendilerine güveniyorlarsa 30 Mart'ta
seçim var, o seçime girsinler, hesabı orada milletle görsünler” demektedir...
Bu ülkenin Başbakanı artık TSK’nin komuta kademesini demir kafese tıkan yargıya güvenmiyor. Bu
yüzden iş kendisine gelince, mahkeme yerine sandığı gösteriyorlar!..
Birkaç
hafta önce, Başbakanın konuşmalarını hazırlayan
başdanışmanı Yalçın Akdoğan'ın eniştesi ile eski bakan Suat Kılıç'ın
kayınpederinin şüpheliler arasında yer aldığı “112 acil servis yolsuzluğunda;
yüzlerce müteahhit, 300'e yakın 112
acil servis istasyonu kurdurmak sahtekarlığı ile dolandırılmıştı. Dikkatler
ikinci yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasına yoğunlaşmışken, böylesine kapsamlı
bir soruşturmada takipsizlik kararı verilebilmiştir!.. Belli ki, hükümetin
istediği, kabineye doğru gelecek olan soruşturmaları jet hızıyla kesecek
savcıların görevde olmasıdır. Başbakan'ın HSYK'yı
yargılamak istemesi ve yeni Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'in, basın açıklaması
yapan HSYK'yı, anayasayı ihlal etmekle suçlaması bu yüzden olsa gerekir!..
Görünürde Erdoğan taraftarları ile Gülen
taraftarları arasında geçen bu savaş, gerçekte CIA ile AKP arasındadır.
ABD desteği ile iktidara gelen
Erdoğan, iktidar sarhoşluğu içerisinde, gerçek efendisi olan AB ve ABD
emperyalistlerine güven vermez duruma gelmiştir. Bu nedenle de
üzeri çizilmiş olan Erdoğansız hükümet arayışları tekrar Ülkemizde başlamıştır.
Kendi deyimleriyle; Erdoğan raf ömrünü tamamlamış, deliğe
süpürülme zamanı gelmiştir. Bu yerinde saptamanın temel
nedenleri şunlardır:
Gazze'ye konulan ambargoyu Mavi Marmara gemisi
ile delmeye çalışmak, Davos'ta ABD'nin tartışmasız müttefiki İsrail Cumhurbaşkanı
Şimon Peres'e “one minute” diyerek kafa tutmak, ABD'yi Suriye'ye karşı savaş
ilan etmeye zorlamak, ABD'nin yardımı ile iktidara getirilen ve yine CIA'nın
marifeti ile devrilen Müslüman Kardeşler Örgütü Lideri Mursi'yi sahiplenmek, uranyum zenginleştirmesi
nedeniyle ambargo uygulanan İran'a, altın ihracatı yaparak ambargoyu delmek,
füze alım ihalesini NATO'ya
rağmen Çinli bir firmaya vermeye kalkışmak ve Türkiye'yi Şangay İşbirliği
Örgütü'ne alması için Putin'e yalvarmak gibi tutarsız politikalardır.
Bütün
bu gelişmeler Erdoğan'ın AB-ABD kontrolden çıktığının kanıtları olarak kabul
edilmiş ve ipi çekilmiştir...
Sıra
Erdoğan'ın kurtarmak için en son bir hamle olarak başkanlık Anayasasının
yapılmasına gelinmiş olmasıdır bunun için en iyi adres ise MHP’dir çünkü Çarkçı
MHP sözde Türk Milliyetçiliğini ve Türklüğü savunduğunu iddia etmiş Erdoğan da
cevaben Türklüğü ve Tüm Milliyetçiliği ayaklar altına aldığının cevabını vermiş
buna rağmen çarkçı MHP yine Kaçak Sarayın peşine takılmış Erdoğan’ı buse fer 14
yıllık iktidarları boyunca işlenmiş ve işlenmekte olan tüm suçlardan adeta aile
boyu kurtarmanın peşine takılmıştır çarkçı MHP’ kendi boğazına “kıllı örümceğe
benzeyen kendi eliyle” ipi çekecek zavallı çingeneyi aramaya başlamıştır...
Yolsuzluk ve rüşvete bulaşmayanlar,
bulaşanları görmezden gelmez artık.
O
bakımdan ipi çekecek olanlar da aralarından çıkartılacaktır!.. Biraz daha bekleyelim hele. Laik
Cumhuriyette bir erken seçim var ise, AKP
ve Kaçak Sarayın kurtuluşudur, onun
içindirki asla onlara yanaşmamamız lazım!. A.Berham ŞAHBUDAK…..
DEMOKRATİK
KİTLE ÖRGÜTLERİ BİRLİĞİ
PLATFORMU Genel Başkanı A.Berham ŞAHBUDAK


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder