YURTTAŞLIK
BİLİNCİ “ ONURLU YAŞAMI DİLEMEK OLMALI!
Onur: İnsanın
kendine karşı duyduğu saygı, şeref, öz saygı, haysiyet, izzetinefis.
Başkalarının gösterdiği saygının dayandığı kişisel değer, şeref, itibar
anlamlarına gelir. Onurlu insan şerefli insandır. Onurlu insan kula kulluk
yapmayan insandır. Onurlu insan bilgili, kültürlü ahlaklı insandır.
Onurlu, şahsiyetli, şerefli yaşarsan
sana herkes değer verir. O değerli davranışlar da insana öldükten sonra bile
değer katar. Toplum unutmaz, hatırası önünde de saygı ile eğilir. İnsan
yaradılışında onurlu bir canlıdır. Yeryüzünün halifesi olarak yaratılmıştır.
Şahsiyetli insan atasının maddi manevi sermayesi üzerinden pirim yapmaya
çalışmaz. Şahsiyetiyle gününü kurar yaşar ve geleceğe kendisi de bir değer
bırakır.
Eylemleriniz,
hayat tarzınız sizin kişiliğinizi ortaya koyar. Onurum hayatımdır, beraber
büyümüşlerdir. İnsan onuru ile yaşar ve onuru ile bu dünyayı terk eder. Kimse
kendisini kandırmaya çalışmasın. Onur, şahsiyet insanın manevi elbisesidir. Onurumuz
bizim insan olarak varlık dayanağımızdır. Kaybedersek yıkılırız.
Hiç kimse kazandıkları için ödüllendirilmemiştir.
Onur o kişinin kazandırdıklarının ödülüdür. İnsan onurunu ölçebilecek bir ölçü
aleti yoktur. Yaptıkları ve geride bıraktıkları onun değer ölçüleridir. Onur,
engebeli, kıyısı olmayan ada gibidir; Bir kere terk ettiniz mi bir daha
dönemezsiniz. Hiç kimse yanlış olanı yaparak onura ulaşamaz.
Onurlu olmak bilgili, faziletli ve
erdemli insanların işidir. Onurlu insan yanlışa yanlışla, kötülüğe kötülükle,
bilgisizliğe bilgisizlikle, cehalete cehaletle karşılık vermeyip aynı duruma
düşmez. Hatta hiç kimseye karşı kötü hiçbir şey yapmayıp ve kötü hiçbir niyet
taşımadığın halde sana karşı kötülük yapanlara ve kötü niyet taşıyanlara da
asla düşüncenle, niyetinle, sözünle ve davranışınla hiçbir şekilde karşılık
vermeyip onurlu davranacaksın.
Seni kimsenin dininden, dilinden,
inancından, görüşünden, renginden ve ırkından dolayı hor görüp dışlamasını
istemiyorsan sen de asla hiçbir şekilde hiç kimseyi dininden, dilinden,
renginden ve ırkından dolayı hor görüp dışlamayacaksın. Çünkü sende olmasını
arzuladığın onur diğer insanlarda da olması gereken değerdir.
Herkes
kendinden başlayarak onur ve şahsiyetini değerlendirmeli ki, gelecekte
birbirimizle mutlu ve sağlıklı yaşayabileceğimiz vatanımız olsun.
Adamına göre davranıyoruz…
Karşımızdaki adam iri ise, “Buyur abi” diyoruz; ufak tefekse, “Ne var lan!” diyoruz.
Oysaki insanların onuru eşittir her yurttaşa onurlu bir yaşamak dileğimle…
PEKİ, YA SABIR:
Bazen
çaresiz kaldığımız anlar olur. Elimiz, kolumuz bağlı olarak beklemeyi
yaşarız.
Bizler hatalarımızla büyüyoruz. İnsan hataları ile büyür ve olgunlaşır.
Büyürken de, bunlardan geri adım
atmasını biliyorsak eğer, mutsuzluğa kılıf hazırlamayla meşgul olacağımıza
kendimize bir döner bakarız. İnatla başkalarını suçlamaya devam edersek tünelin
sonundaki ışığa hiç bir zaman ulaşamayız. “Önce ben” değil de, “önce sen”
diyebilsek!
Neler
değişmez ki hayatımızda… Dediğimiz zaman değişiyor da. Dargınsak barışırız… Üzgünsek
seviniriz… Gitmişsek de, geliriz. Empati yaparak yaşamayı öğrensek, zor olan
her şey kolaylaşır değil mi? İster hoşgörü deyin, ister affetmek deyin bunun
adına… Sonuçta, bize geri gelen mutluluk olsun da, adı ne olursa olsun.
Hayatı deneyerek öğrenmek varsa,
denenmişi denemekte rehberimiz olmalı. Yaşayarak öğrenmek hayatın ta
kendisidir. Çünkü hayat yaşayarak öğrenilir. Yaşarken ağlarsınız, kahkaha
atarsınız, içiniz burkulur, hüzünlenirsiniz ve pişman olursunuz. Böylelikle
çeşitli alanlarda deneyimlere sahip olursunuz.
Bir şeyi anlamak için illa
o olayı yaşamak şart değildir. Zaten her şeyi yaşayarak öğrenmeye ne ömür yeter
ne sabır.
Nasreddin
Hoca, derdine çare aramayıp, (Ya Rabbi,
bu derdi benden alma!) diye dua eder. Duyanlar şaşırıp sebebini
sorduklarında,(Bu dert giderse daha
büyüğü gelebilir, çünkü mümin, bela ve musibetten kurtulmaz. Buna alıştım,
belki ona sabredemem) der. Müminin başı dertten kurtulmaz.
Bir dert giderse
başka bir dert gelir. Mümin, dünyada ahiretteki yerine göre karanlıktadır, ama
ahirette ebedi aydınlığa kavuşacaktır.
Kafir de dünyada, ahiretteki yerine
göre aydınlıktadır, ama ahirette ebedi karanlığa gidecektir. İkisi bir olur mu?;
Ne kadar sabır, o kadar selamet! Ezmeden Ezilmeden… Sevmek, karşılık beklemeden
halka hizmet gerek!… Ali
Berham ŞAHBUDAK…


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder