Günümüz sosyal medyasında ve yazılı sol medyada hemen her gün
devrimcilik nedir? Devrimci kimdir üzerine çokça laf edilip yazılıp çiziliyor.
Bizde muğlaklaştırılan bu
kavramların bir kez daha yerli yerinde ve amaç ve içeriğine uygun
kullanılmasına yardımcı olacak bu kısa makaleyi, bugüne kadar yazılanları
harmanlayarak yeniden okuyucuya ulaştırmak istedik.
Bazen öyle
solculara rastlıyoruz ki, bırakalım diğer düzen partilerini, bugün ülkeyi hızla
bir islamo-faşist düzene, tek kişi diktatörlüğüne götürmekte olan AKP'yi bile
devrimci bir parti diye yutturulmaya, çalışan sözde devrimci geçinenleri
görüyoruz.
Aşağıda kısaca özetlediğimiz
tanımlamaların yardımıyla umarız okuyucu yeniden devrimciliği de, devrimciyi
de, devrimi de tanıma şansını yakalayacaktır. Devrimci; kısa
tanımla kendi dünya görüşü ve idealleri doğrultusunda toplumda ''kökten''
değişim isteyen ve değiştiren kişidir.
PEKİ, Gerçek devrimci kime denir? Sorusu ise; hayatı yaşanılır
kılacak; sınıfların, cins ayırımın olmadığı, kimsenin ötekileştirilmediği,
sömürünün ortadan kaldırıldığı, herkesten kendi yeteneğine göre katkı istenen,
herkese ihtiyacı kadar olanak sunan bir dünya özlemiyle, bugününü yarınlar için
feda etmekten çekinmeyen insandır tarifi ile cevap bulur.
İnsanlığa ''yaşanabilir'' bir dünya teklifinde bulunan her
devrimci emperyalist-kapitalist sisteme, sömürüye, haksızlığa sonuna kadar
karşı olandır. Olması gerekir, yoksa devrimci değildir. Devrimci yukarıda dile
getirdiğimiz ideallerimizi içselleştirmiş, yarını bugünden yaşamaya başlamış,
özel mülkiyetçi sistemin etkilerinden kurtulmuş, devrimi önce kendi bireyinde
gerçekleştirmiş kişidir.
Devrimcilik zorlu bir yoldur. Devrimciliğin özünü kavrayamamış
insanlar, eski düzen içi alışkanlıklarını sürdürmekte ısrarcı davranırlar.
Devrimcileşme sürecini yaşamak yerine, kısa süreli olarak devrimci gibi
davranırlar. Sonunda ise alışkanlıklarına dönerler, dostlar alışverişte görsün
diye yapılan ufak tefek işler ise günü kurtarmaya yöneliktir. Oysaki devrim
gerçeğin ta kendisidir. Bir gün mutlaka yüzleşilecektir bu nedenle devrimci bir
tarzda ısrar etmek gerekir. Bencillikten uzak durmalı ve kendi çıkarlarımızı
Devrimci hareketin gerisinde tutmalıyız.
Devrimciliğin temel özelliklerinden biri de sevgidir. Bu sevgi
yoldaşlarımıza ve halkımıza duyduğumuz sevgidir. Başkalarını sevmeyen başkaları
için mücadele edemez. Etse bile kendi çatlak egosunun tatmini içindir. Birey bu
özelliğini de zaten uzun süre gizleyemez.
Devrimciliğin olmazsa
olmazlarının başında ise eleştiri ve özeleştiri yatmaktadır. Fakat bunu
yaparken meclis önünde yapılmalı, asla kulis gafletine düşülmemelidir.
Eleştiriler aslında insanı bulunduğu durumdan daha ileri götüren çok değerli
kılavuzlardır. Ancak insanlarımız eleştirildiklerinde, eleştirilen konuya
yoğunlaşıp olumsuz davranışlarını olumluya çevirme yerine hemen savunmaya geçip
eleştiriyi yönelten yoldaşımıza saldırmaya ve bir intikam güdüsü ile hareket
etmeye başlarlar. Bu da örgütlülüğümüzü geriye götürmektedir.
"Yaşamı bütünüyle devrimci bir yaşam tarzıyla örgütleyemeyen,
devrimci düşünemeyen devrimci ahlak ve kültürü içselleştirememiş insanlar,
yabancılaşmaya ve yozlaşmaya mahkumdurlar".
Kolektif irade ve olaylara kolektif bir şekilde refleks
geliştirmek yine devrimci yaşam tarzının başat aktörlerindendir. Denetimin,
paylaşımın, kararların, birlikte alınması gerekir. Aksine birilerinin
inisiyatifi hep kendinde bulundurma istek ve arzuları; moda deyimle “Number
one” olma telaşı, söylemeye dilim varmıyor ama “şef olma” hastalığı, Kolektif
iradeye hep darbe vurmuştur. Birilerinin güdümünde olmak, ortak akıl yerine
başkalarının kuklalığına soyunmak ya da bu tür davranışlara muhatap kılınmak
her şeyden önce o meclisteki devrimcilere hakarettir.
Oysaki ortak akıl ve meclis iradesi en büyük yol göstericimiz
olmalıdır.
Devrimcinin görevi devrimde çıkarı olan insanı iknadır.
Yaşamıyla, fikirleriyle, sistem alternatifi projeleriyle bunu kitlelere kabul
ettirerek sistemsel bir dönüşümün yolunu açabiliriz. Artık yaşanan deneyimler
bize, halka rağmen halk için bir devrimin olamayacağını yeterince göstermiştir.
Artık halk için, halk ile
beraber, ötekileştirilen tüm toplumsal kesimler ile beraber bir dönüşümün
kapısı aralanabilir.
Yine yaşanan deneyimler
göstermiştir ki, devrim sadece bir sınıfın bir başka sınıfı iktidardan
alaşağı etmesi değildir. Bunun ötesinde sürekli devrim biçiminde iktidarı
tümden dıştalayan, kolektif komünal bir sistem savunuculuğudur artık. Yaşanan
Proleter devrim örneklerinin başarısızlığının altında yatan esas neden, devrimi
yapanların devrimciliği içselleştirmemiş olmasıdır. Çokça söylenir devrim
kitlelerin eseridir.
Devrimi gerçekleştiren kitleler
ne kadar bilinçli, ne kadar ideallerine bağlı, ne kadar yaşamsal olarak devrimciliği
içselleştirmişse, devrim de o kadar başarılı olabilir. Tepeden inmeci hiçbir
iktidar değişikliği kalıcı değildir.
Özel mülkiyet dünyasında “İnsan, insan olarak yoksullaşır” der
Karl Marks. Bu kapsamda değerlendirdiğimizde devrimci yaşam özel mülkiyet
sistemine karşı bir alternatiftir. Özel mülkiyet dünyası bireye bireysel “kurtuluş” yolları gösterir.
Bunu da rekabeti, bencilliği kendisi ile aynı “kaderi” paylaşanları ezme, yok
etme bilincini vererek; bireyi kendi kendinin nesnesi haline getirerek yapar.
Devrimci yaşam, burjuva yaşamın zıttı-reddidir. İnsana, insan
olma, özgür birey olma bilincini devrimci yaşam sunar.
Her devrimci öncelikle
sistem ile mücadeleyle sistem içinde yaşayan kişilikle mücadeleyi birlikte
yürütmelidir. Çünkü kendimiz ile yürüttüğümüz mücadele aslında sistem ile
mücadelenin ön adımıdır. Kendini sistem sınırlarının
dışına çıkarabilmiş bireylerin işidir devrimcilik aslında. Mücadelenin dışına düşen kişi devrimci
değildir artık.
Ostrovski “Trajedi mücadele durduğu zaman
başlar” der. Dönekliğin başladığı nokta mücadelenin dışına
düştüğümüz andır. Devrimci birey mücadelenin dışına düştüğü an yeniden özel
mülkiyet sisteminin bir dişlisi haline gelir. Bu açıdan devrimci insan, hangi
nedenle olursa olsun, örgütlü yapısının dışına düşşede, devrimci duruşunu
koruyabilmelidir. Bunu korumanın yolu ise sınıf mücadelesinin, ezilenlerin
kavgasının yanında durmaya devam etmektir.
Söyledik devrimci kısa tanımla dünyayı değiştiren veya en azından
bu amaçla kendini ortaya koyandır. Eski, çürümüş kapitalist sistemin dünyasına,
onun yarattığı açlığa, sefalete, eşitsizliğe, bireyi kullaştıran felsefesine
karşı mücadele edendir. Elbette bu sisteme karşı mücadele etmek yeterli
değildir. Devrimcinin ana amacı eskiyi yıkıp yerine yeniyi, daha ileri olanını
koymaktır.
İnsanı devrimci yapan içinde yaşadığı maddi yaşam koşullarıdır
denir. Ancak aynı koşullar içinde yaşayan herkes neden devrimci olmaz sorusu
hala cevapsızdır. Devrimci olmak, içinde yaşanılan hayat koşullarının yarattığı
sorunlara cevap olmaktır esasında.
Günümüzün egemen sistemi kapitalist sistem insanlığı barbarlığa
doğru sürüklüyor, toplumsal-kolektif yaşamı yıkarak, bireyselleştiriyor.
Üretimde uygulanan modern teknoloji sadece tekelcilerin servetine servet katmak
için kullanılıyor.
Bireyler arası uçurumların
artması yanında, ülkeler arası, ırklar arası, inançlar arası, sınıflar arası
uçurum her geçen gün biraz daha büyüyor.
Sermayenin bir kaç büyük dünya tekeli elinde birikmesi, ezilen
halk tabakaları arasındaki sınıfsal farkları da anlamsızlaştırmaktadır.
Artık bir yanda bir avuç tekelci kapitalist, bir yandan da bu sistem tarafından
ötekileştirilmiş değişik toplumsal katmanlar var. Artık işçi sınıfı öncülüğünde
devrim söylemi yaşamda karşılık bulmuyor.
Bunu da içeren ve
ötekileştirilmiş tüm toplumsal kesimleri, işçileri, köylüleri, kadınları,
inançsal baskı altındaki kesimleri, küçük ve orta burjuvaları, cinsel
tercihlerinden dolayı dışlananları, etnik kökeninden dolayı ezileni bir bayrak
altında toplayarak bir sistem değişimine yol açacak bir devrimci duruş ile
sonuç almak olanaklıdır.
Sistem karşıtı devrimcilerin bireysel, özel yaşamları yoktur.
Dolayısıyla paylaşılmayacak hiçbir şeyleri yoktur. Biz kavgamızı paylaşıyoruz.
Acımızı, mutluluğumuzu, ekmeğimizi, inancımızı, sevgimizi, umutlarımızı,
umutsuzluklarımızı paylaşıyoruz.
Emeğimizi ve yüreğimizi paylaşıyoruz.
Beynimizi ve bilincimizi paylaşıyoruz. Yoldaşlarımızla
paylaşımımız bu temeller üzerine oturmalıdır. En üst noktada paylaşılmalıdır
her şey. Paylaşmak, çoğalmak, üretmek, sorunları çözmek ve güçlenmektir.
Yoldaşlarımızla paylaştıkça gelişiriz. Paylaştıkça kararsızlıklarımız yok olur,
eksiklerimiz giderilir, güçlükler ve zorluklar aşılır. Paylaştıkça arınırız ve
güçleniriz. Ali Berham ŞAHBUDAK...


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder