29 Mart 2020 Pazar

Türkiye Cumhuriyeti AKP Elinde Nereye Sürükleniyor!


Türkiye Cumhuriyeti AKP Elinde Nereye Sürükleniyor!

#çağdaş ve #laik #cumhuriyetimiz 
bugün " bir kuşatmayla karşı karşıya! Bugün #ülkemiz maalesef "AKP ve Saray yönetimiyle adeta bir belirsizliğe doğru sürüklenirken tek adam yönetiminin aldığı kararlarla da adeta bir akıl tutulmasıyla karşı karşıya!
15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan hain darbe girişiminin nedenleri ve sonuçları henüz bir netlik kazanmamışken!
AKP’nin ve Saray yönetiminin yaratmak bu kaos anlaşılır değildir. Bu darbe girişimi, iktidarda bulunan AKP eliyle kurulan rejimin temel niteliklerine karşı bir siyasal hareket değil, tersine “ Hain darbeyi gerçekleştirenlerle AKP bundan tam 97 yıl önce kurulan cumhuriyetle doğrudan husumet içinde olması ve mevcut Cumhuriyet yönetiminin değiştirmek isteyen güçlerin iktidar mücadelesiyle doğrudan ilgilidir.
Ortada Türkiye sermaye sınıfının, AKP eliyle kurulmaya çalışılan İkinci Cumhuriyet rejiminin büyük bir krizi vardır. Siyasal ve ekonomik anlamda “istikrar” vaat ve propaganda eden AKP’nin -bırakın istikrarı- yönetmiş olduğu ülkede devlet kurumları arasında bir iç savaş yaşanması, AKP’nin “istikrar” yalanını objektif olarak ortaya koymuştur.
Bu durum, ülkemizin AKP tarafından sürüklendiği felaketin eşiğini geçerek, uçurumdan aşağı yuvarlanması olarak okunmalıdır.
Bugün darbe girişimine karşı zafer turları atanlar, AKP’nin yol açtığı bu zarara ve gelinen aşamaya bu noktadan bakmalıdır. AKP istikrar ve refah getirmemiş, iktidar olduğu yıllar boyunca uyguladığı iç ve dış politikanın sonuçları olarak bombalı katliamlar ve şimdi de darbe girişimleriyle ülkemizin başına fazlasıyla bela olmuştur.
Çünkü yaşanan darbe girişiminin aktörleri ve arkasındaki güçler, bizzat AKP ile birlikte 1923 yılında kurulmuş Cumhuriyet’i yıkmış yerine yeni bir rejim inşa etmeye çalışmışlardır. Darbe girişiminin arkasında gösterilen cemaat, AKP’nin iktidar ortağı idi ve AKP iktidarı, bugün kendisini hedef alan darbecilerin ortaklığı ile bugünlere gelmiştir. Bu gerçek bütün yurttaşlarımız tarafından görülmelidir.
Daha dün ordu içerisinde Balyoz, Ergenekon vs. adlarla bir dizi Atatürkçü ve ulusalcı subayın tasfiyesine imza atanlar, “asker vesayeti ve darbeye hayır” diyerek bu tasfiyeleri gerçekleştirmiş, bugün ise bizzat darbe girişiminde bulunarak gerçek niyetlerini ortaya koymuşlardır. Bu darbecilerle dün kol kola Ergenekon ve Balyoz davalarında savcılık üstelenen Erdoğan, bugün kendisini iktidara getirenlerin hamlesiyle karşı karşıya kalmıştır.
Bu darbe girişimini “tek başına” ülke içindeki güç çekişmeleri ile açıklamak yanıltıcı olacaktır.
Ülke tarihinde yaşanan bütün darbelerin iki temel niteliği asla göz ardı edilemez. Sermaye düzeninin devamlılığı ve emperyalizme bağımlılık genel olarak darbelerin ana gerekçeleri olarak değerlendirilmelidir. Yaşanan bu darbe girişiminin de bu iki olgudan muaf tutulması mümkün değildir. Aynı zamanda ve bundan daha önemlisi yaşanan darbe girişiminin AKP tarafından uygulanan işbirlikçi ve mezhepçi dış politikanın yaratmış olduğu sonuçlarla doğrudan ilgisi bulunmaktadır.
ABD emperyalizminin çıkarları adına başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’da izlenen politikalar nedeniyle ülkemiz büyük zarar görmüş, ülke çıkarlarımızla zıt bir tablo ortaya çıkmıştır.
Cihatçı terörün yol açtığı katliamlar ve Kürt sorununda yaşanan savaş tam da emperyalizmin Ortadoğu politikasının kuyruğuna takılmanın sonuçları ve sorunları olarak okunmak durumundadır. Bugün bölgesel büyük fotoğrafa bakılmadan, yaşanan darbe girişiminin nedenleri tam olarak görülemeyecektir. ABD emperyalizminin Ortadoğu’ya müdahalesinin zemini IŞİD karşıtlığı üzerinden kurulurken bu müdahalenin aracı olarak ise “Kürt devleti” kartı devreye sokulmuştur.
Bu tablonun bir parçası ve oyuncağı olan AKP iktidarı, emperyalizmin çıkarları adına Suriye’nin ve Irak’ın parçalanmasına büyük katkı sağlamıştır.
AKP’nin ABD’nin kuyruğunda başladığı dış politika yanlışlarının sonuçları hem bölge ülkeleri hem de Türkiye açısından büyük felaket olmuştur. Emperyalist stratejinin adım adım örüldüğü bir tablo bir yerden sonra ülkemizi vurmuş, işbirlikçi sermaye devleti ile emperyalist güçler arasında bir açı oluşmuştur.
Bugün gelinen durum özetle şudur; Türkiye’nin dış politikasında yaşanan değişim ve Kürt sorunu noktasında emperyalizm Türkiye’nin elini zayıflatmak için bir dizi müdahaleyi gündeme getirmekten çekinmemiştir. Yaşanan darbe girişimi ister başarılı ister başarısız olsun Ortadoğu denkleminde Türkiye’nin tamamen Amerikancı bir hatta biat eden çizgiye çekilmesi girişimi olarak da okunmalıdır.
Ortaya çıkan tablo sonuç olarak sermaye devletinin kurumlarından ordunun, yargının ve devlet kurumlarının bölünmesi, güçsüzleştirilmesi anlamına da gelmiştir.
Kaldı ki darbe girişiminin aktörlerinin siyasal bir programı, ideolojik bir söylemi ve toplumsal bir tabanı bulunmamaktadır. Ne istediği belirsiz bir darbe girişiminin yaratmış olduğu tahribatın kimlerin çıkarına hizmet ettiği bir kez daha görülmelidir. Bugün darbe girişiminde bulunanların, geçmiş yıllar da yine benzer bir emperyalist müdahaleyle AKP iktidarının önünün açılması ve rejim değişikliğinin gerçekleşmesi için Ergenekon, Oda TV, Balyoz davaları gibi operasyonlarda aldığı rol ve bu operasyonlar sonucu ordu içinde yükseldikleri, komuta kademelerin de yer tuttukları bilinmektedir.

Ülkemizin son 18 yıllık dönemi tam bir karşı-devrim sürecidir.
1923 Cumhuriyet’inin yıkılması, siyasal İslamcılığın önünün açılması, Ortadoğu’da emperyalist planlar doğrultusunda mezhepçi dış politikanın devreye sokulması, yurt içinde haksız ve hukuksuz operasyonlar, anayasanın değiştirilmek istenmesi gibi olgular bu sürecin önemli adımları olarak hatırlanmalıdır. Bugün gelinen noktada bu karşı-devrim sürecinin ülkemiz adına bir yıkım anlamına geldiği bir kez daha görülmelidir.
Ülkemiz emperyalist müdahaleye sonuna kadar açık hale gelmiş, Ortadoğu’daki cihatçı terörü ülkemizi vurmuş, Cemaat ve tarikatlar üzerinden Türkiye İslami olarak tüm kurum ve kuruluşlarını dini esaslara uyarlayarak dizayn etmiş 97 yıllık cumhuriyet birikimini de ortadan kaldırmıştır.
Dün darbe, derin devlet, asker vesayeti diye diye siyasi iktidarı ele geçiren “ittifakın” birbirlerine darbe yapması nasıl açıklanacak? Liberallerin yetmez ama evet diyerek bu çizgiyi desteklemesi bugün büyük bir çelişki değil midir? Daha dün ülkemizin meydanlarında bombalar patlarken, bugün ülkenin savaş uçaklarının Meclis’i bombalıyor olması başka nasıl açıklanabilir?
Asker vesayetini yenmekle, istikrar getirmekle, 2023 vizyonu oluşturmakla, dünya ülkesi olduk söylemiyle, ileri demokrasi vaadiyle sabah akşam nutuk atan ve övünenler ülkeyi tam bir istikrarsızlığa sürüklemişken bugün ne diyecekler!
Yaşanan bütün bu gelişmeler ayrıca şunu da göstermiştir: Bir siyasal hareketin adı olarak ifade edilen İslamcılık ya da bizim deyişimizle gerici siyasal hareketlerin faşizmle, darbecilikle ve Amerikancılıkla sonuçlanan siyasal çizgisi kimse için şaşırtıcı olmamalıdır. İslamcılık ülkemize “huzur” değil kaos, darbe ve bombalı katliamlar getirmiştir.

SONUC OLARAK; Tekrar Parlamenter Sisteme Dönmek!
Batı demokrasinin ilerlemesinde, parlamenter sistem adı verilen yönetim sisteminin etkisi çok olmuştur. Parlamenter sistem, ilk önce, İngiltere’nin toplumsal koşullarında, geleneklerle oluşarak kurumlaşmıştır. Bu sebeple İngiltere, parlamenter rejimin beşiği sayılır. Parlamenter sistemin farklı özelliği, seçimle gelen ve temsil niteliği olan parlamentoya karşı sorumlu bir hükumetin var olduğu, yürütme yasama ilişkisinin esnek erkler ayrımına dayandığı bir siyasal sistem olmasıdır. Sadece parlamentosu olan rejim parlamenter sistem olmaz. Bir ülkede meclis olsa bile, her zaman parlamenter sistem olmaz. Örnek ABD’nde parlamento vardır; fakat parlamenter sistem değildir.
Parlamenter sistemin özellikleri
a) Parlamenter sistemde iki başlı yürütme vardır. Yürütmenin sorumlu başını başbakan, sorumsuz başını da devlet başkanı meydana getirir.
b) Devlet başkanında siyasal bir sorumsuzluk vardır. Bu sebeple, devlet başkanının işlemlerine ilgili bakanlar ve sorumlu başbakan katılır. Devlet başkanı, parlamenter sistemde, uzlaştırıcı ve uyarıcıdır. Devlet işlerinin yürüyüşünü yakından izler. Gereken hallerde, hükümeti, izlediği politikadan dolayı destekler veya aksaklıklar görürse uyarır. Kısaca belirtmek gerekirse, devlet başkanı hükümet etmez.
c) Yürütmenin ikinci kanadını oluşturan Bakanlar Kurulu, Meclise karşı sorumludur. Başbakan ve bakanları atarken devlet başkanı tam olarak serbest değildir. Ülkede bulunan siyasal koşullar, Meclis çoğunluğunu nazara alarak, Meclis çoğunluğundan güvenoyu çıkarabilecek bir hükümeti görevlendirmekle yükümlüdür. Kuruluşta hükümetin güvenoyu alması yeterli değildir; görev sırasında Meclisin güvenini de devam ettirmesi gerekir. Meclisin güvenini yitiren hükümet düşer.
Parlamenter sistemde, hükümetin yalnız Meclisin çoğunluğunun güvenini kazanması yeterli değildir; halkın da güvenini kaybetmemesi gerekir. Şu, ya da bu biçimde halkın güvenini yitiren hükümet, Meclis çoğunluğuna dayansa da, uzun süre iktidarda kalamaz.
d) Parlamenter sistemde, hükümetin Meclis çoğunluğuna dayanması, Mecliste çoğunluğu elde eden parti başkanının başbakan olması, parti mekanizması vasıtası ile yasama ve yürütme arasında uyumun sağlanmasında etkili olmaktadır. Parlamento dışında ve partiler üstünde bir hükümet kurulması yolu, parlamenter rejime ters düşen bir yoldur.
Güçlü ve istikrarlı hükümetler, Mecliste çoğunluğu elde eden parti tarafından kurulan hükümetlerdir. Bir partinin Mecliste çoğunluğunu sağlayamaması durumunda, partilerce ortaklaşa kurulan hükümetler, zayıf ve istikrarsız olmaktadır.
e) Parlamenter sistemde hükümet her şeyden önce, Meclise karşı sorumludur. Hükümet zamanla devlet başkanına karşı sorumlu olmaktan kurtulmuş ve yalnız Meclise karşı sorumlu olmuştur. Bu sorumluluk, bakanlar açısından bireysel bir sorumluluk olduğu gibi, Bakanlar Kurulu olarak ortak sorumluluğu da gerektirir. Ortak sorumluluk aynı zamanda dayanışmalı bir sorumluluktur. Kusuru olmayan bakan da bu sorumluluğu paylaşır.
f) Parlamenter sistem iki Meclisli olabileceği gibi, tek Meclisli de olabilir. İki Meclisli olması durumunda, Bakanlar Kurulu, genel olarak, Meclislerden birine karşı sorumludur; ikinci Meclise hükümeti düşürme yetkisi tanınmaz.
g) Parlamenter sistemde, yasama ile yürütme arasındaki ilişki, işbirliği ve karşılıklı etkileme mekanizmasına dayanır.
Yasama, yürütmeyi çeşitli yollarla denetler ve gözetim altında bulundurur. Meclis çoğunluğu güvensizlik oyu mekanizması ile hükümeti düşürebilir. Meclisin bu yetkisine karşılık, yürütme de, Meclisi feshetme olanağına sahiptir. Hükümetle Meclis arasında çıkan anlaşmazlıklarda, Meclisin yürütme tarafından feshedilmesi yoluna gidilmektedir. Yürütmenin meclisi fesih yetkisi, parlamenter rejimde, istikrarın sağlanmasında önemli bir yeri olan bir sistemdir. Ali Berham ŞAHBUDAK….

Hiç yorum yok:

SİYASETTE İLKELERİN ÇÖKÜŞÜ:

SİYASETTE İLKELERİN ÇÖKÜŞÜ: İFTAR SOFRASINDAKİ AYDINLIK VE KARANLIK? Bugün önümüze düşen o fotoğraflar, aslında bizlere görünü nenin çok...