
Aradan tam 48 Yıl Geçti: Deniz
Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın İdamı Unutulmadı asla da unutulmayacak
milyonların yüreklerinde her gecen çok daha büyüyerek yaşıyorlar. "Solculuk toprağın üstündeki bayrağı indirmek değil, bayrağın
dalgalandığı toprağı adil kılmak mücadelesidir. Solculuk öncelikle yurdunu
sevmektir"...
"Cumhuriyetin tam
bağımsızlığını ölümüne savunan sol hareketin en etkin isimleri alan Deniz
Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan, idam edilmelerinin 48'inci yılında
Atatürkçü Kemalist Devrimci yoldaşlarımı tüm kalbimle selamlıyorum
darağacındaki fidanları"…
Unutmayın işbirlikçi vatansız vatan haini! ABD emperyalizminin ülkemizdeki
işbirlikçi piyonları “Deniz gezmiş ve diğer dava
arkadaşlarının sadece bedenini aldınız “Düşünceleri
söylemleri idealleri bugün ülkemizde milyonların dilinde her geçen gün bu
idealleri ve söylemleri “bir kartopu gibi daha da büyüyerek artıyor”.
Bu
fidanların tek suçları Tam
Bağımsız Türkiye'ydi yaşadıkları ülkelerinin emperyalizme
karşı korumaktı çünkü kurtuluş mücadelesinde verilen mücadelenin bir kurtuluş
savaşından öte tam bağımsızlığı için verilen mücadelenin bedeli ülke
topraklarının her metre karesi şehit kanlarıyla kazanıldığını biliyorlardı
cumhuriyeti kuran iradenin tam bağımsızlık mücadelesiyle onurlu ve gururlu genç
fidanları mücadelesi olduğunu biliyorlardı.
"Bugün 97 yıllık cumhuriyette onca soygun onca vurgun anaysa ihlalleri ve
talan yapılırken ses çıkarılamayan bir süreç yaşanmakta"!
97 Yıllık Cumhuriyette "Cumhuriyette kurucumuz ulu önder Mustafa Kemal
Atatürk’ün ölümünden sonra "taş üstünde taş bırakılmadığını gören
yurtsever devrimci fidanlar" adeta Adnan Menderes
hükumetiyle başlayan emperyalist bağımlılığı ve onların işbirlikçi piyonlarına
karşı verilen mücadelenin sonucu cumhuriyeti peşkeş çekenlere karşı
bağımsızlığımızı ölümüne savunmuş Türkiye Türk Gençliğine Atatürk tarafından emanet
edildiğini biliyorlardı.
Tam bağımsızlığı yerine
getirmek için " Devlet yönetiminin ekseri büyük
bir bölümünün emperyalist güçlerinin etkisinde olduğunu görmüş kendilerine
emanet ülkeyi felakete sürüklediklerini görüyorlardı " tıpkı bugün 18 yıllık AKP iktidarlarında olduğu gibi!
12
Eylül sonrası oluşturulmak istenen siyasi
dizaynının yapıldığı Cumhuriyetin ekseninin kaydırıldığı
bugün çok daha iyi anlaşılmakta. Eğer bugün bunan ses çıkmıyorsa işte bu 12 Eylül
faşizminin yarattığı emperyalist
bağımlılığının ve Darağacında üç fidan ve
diğer fidanların ülkelerini savundukları için idama mahkum eden vatansızların
ve bu idama sesiz kalan emperyalist piyonlarının eseridir!..
Çünkü
bütün dünya biliyor ki siz ve sizin gibi vatan haini vatansız alçakların ne bu
dünyada nede o bir dünyada yatacak yerimiz var! Bu fidanlar Asla “Mustafa Kemal
Atatürk önderliğinde kurulan bu Cumhuriyete nede Türk Milletine ihanet etmedi
nede anayasal düzene karşı çıktı” sadece ABD emperyalizmine karşı çıktılar
ABD'nin mersin limanına inen 6; filoya karşı çıktılar tüm suçları buydu!
SONUCU OLARAK: Bugün, 1968’in anlamı tartışılırken çok şey
söyleniyor, ama 1968’in ana aktörü devrimci gençlik hareketinin
anti-emperyalizminin pek az sözü ediliyor. Oysa Türkiye 1968'in anti-emperyalist kitle eylemlerinin damgasını
vurmuştur. Bu konuda en
önemli sembolik olay, bundan tam 50 yıl önce 17 Temmuz 1968 günü, öğrencilerin İstanbul
Dolmabahçe önünde demirlemiş 6. Filo’nun sahile çıkmış olan erlerini denize
dökmesidir.
Bu, 6. Filo'nun İstanbul limanına demirlemesinden sonun
başlangıcı olacaktı. Dolmabahçe eylemi Türkiye devrimci
hareketinin tarihinde şanlı bir sayfadır. Bugün emperyalizmin dünya çapında
yeniden azgınlaştığı, bölgemizi karşı devrimci bir ateş içine attığı, bir dünya
savaşının temellerini yeniden attığı bir dönemde tarihi mirasımız konusunda
belleğimizi taze tutarak, Türkiye devrimci
hareketinin bu geleneğini yeniden canlandırarak yaşatmak, işçi sınıfı
sosyalistleri için somut bir politik görevdir.
Dolmabahçe’de ABD donanmasının erlerinin denize
dökülmesi elbette bir boşluk içinde aniden ortaya çıkan bir eylem değildi.
Devrimci gençlikte uzun süredir birikmekte olan bir öfkenin en etkili biçimde
patlak vermesiydi. 1960’lı
yılların başından itibaren Türkiye’nin ilerici gençliği politize oldukça
emperyalizme karşı ciddi bir tepki geliştirmeye başlamıştı.
Başlangıçta
üniversite kantinlerinde Coca Cola’ya karşı eylemler, petrolün
millileştirilmesi gibi daha etkili birtakım taleplerin desteklenmesi şeklinde
biçimler alıyordu bu tepki.
İlk
önemli kitle eyleminde öğrenciler işçilerle birlikte yer alıyordu. Kasım 1966’da Türk-İş
Ankara'daki Amerikan üslerinde çalışan işçilere yapılan baskıları protesto
etmek üzere bir miting düzenliyordu. Bu mitinge 1965’te eski düzenin
örgütlerinden ayrılarak sosyalist bir doğrultuda oluşturulmuş Fikir Kulüpleri
Federasyonu (FKF) işçilerin
yanı sıra katılıyordu. Bu gösteride “Kahrolsun Amerika! ”Türkiye
sömürge değildir!”, “Yankee go home!”, “İşçi gençlik el ele!” gibi sloganlar
atılıyordu.
Yürüyüş kolu Kızılay'a vardığında FKF
gençliği Ankara'nın en merkezi yerinde olan USIS (ABD Enformasyon Merkezi)
binasını kuşatarak protesto ediyordu. Daha sonra gelecek olayların bir ilk
habercisi olarak başbakan Demirel’in Adalet Partisinin adamları ile devrimci
gençler arasında bir kavga çıkıyordu. Sağ, emperyalizmin fedaisi rolünü
üstlenmeye başlamıştı!
Bu
eylemi, 1967’deki ilk 6. Filo protestosu izledi. 6. Filo, ABD ile Türkiye hükumetleri arasındaki çok yakın askeri
ilişkilerin bir ifadesi olarak 60’lı yılların
başlarından itibaren Türkiye limanlarına ikmal ve askerlerine moral
gerekçeleriyle geliyordu. Elbette bu gerekçelerin ardındaki daha da önemli
saik, Türkiye ve daha genel olarak Ortadoğu halklarına silah göstermekti.
Erler karaya
çıktıklarında şehirde gürültülü biçimde dolaşıyor, o zamanlar “pavyon” adı
verilen ve “konsomatrislerin çalıştığı yarı batakhanelerde “eğleniyordu. 6.
Filo’nun geliş tarihi ilan edilir edilmez bu batakhaneler kapılarına (güzel kızlar, soğuk bira)” türü duyurular
asıyordu. O
zamanlar Beyoğlu'nun arka sokaklarından birinde, Abanoz Sokağında bulunan
genelevler sağlık kontrolünden geçiyor, duvarlarına badana yapıyor, Amerikan
ordusuna hazırlanıyordu.
Kısacası, 6. Filo’nun
ziyaretleri, biraz onuru olan insanlar için bir ulusal utanç vesilesi haline
geliyordu. 1967 Haziranında düzenlenen ilk 6. Filo eylemine 10 binin üzerinde
insanın katılması sorunun toplumda ciddi bir tepki aldığının kanıtıydı.
1968 Temmuz’undaki denize dökme olayının koşulları
adım adım hazırlanıyordu bunu gören emperyalizm ülkemizde bulunan piyonlarını
ve işbirlikçi vatansızları birlikte devreye sokarak " anti demokratik
darbeler silsilesi de böylece hazırlıyor yurtsever Atatürkçü devrimci gençlik
cumhuriyette daha fazla ilerlemesinin önü kesilmeliydi diyerek o alaca karanlık
ağır agır kara bir bulut gibi!.


"Atatürk’ün 1919 dan 1923 kadar
ki geceli gündüzlü verdiği aydınlanma meşalesi kurtuluştan kuruluşa giden
bağımsızlık mücadelesi yolunun da artık emperyalist işbirlikçi vatansızlar la
birlikte tekrar karanlığa sokulmalıydı". “Bugün “emperyalizm”, “üst akıl”, “faiz
lobisi” ve sayısız örtülü ifadeyle güya Amerika ile karşı karşıya geldiğini
iddia eden İslamcı hareket ise 6. Filoyu, ABD'yi ve NATO'yu tekbir
sesleriyle, Allah'ı emperyalizm uğruna diline alarak, cansiparane savunmuştur”!
Ali Berham ŞAHBUDAK…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder