18 Kasım 2020 Çarşamba

YA KANAL YA İSTANBUL'A NEDEN KARŞIYIM! // Ali Berham ŞAHBUDAK…

YA KANAL YA İSTANBUL'A NEDEN KARŞIYIM! // Ali Berham ŞAHBUDAK…
T.C. Devleti yurttaşı olarak Kanal İstanbul projesine "hayır" diyenlerdenim! "Gerekçelerime geçmeden önce “ T.C. Devletinin bir yurttaşı olarak kendimi bildim bileli aydın ve çağdaş Atatürkçü Kemalist olarak tanımlanmaktan ve tanımlamaktan onur duyduğumu ifade etmek isterim". Atamızın Türk Milletine ve Türk Gençliğine ilebet emanet ettiği" ve bugün üzerinde gurur ve onurla yaşadığımız bu cumhuriyet 2020 yılı itibariyle 97 yıllık laik sosyal hukuk devleti olan Tam Bağımsız bir cumhuriyettir!. Yönetim şekli parlamenter yönetim sistemine dayanan Anayasayla tanımlanan kuruluş ve yönetimi belirlenmiş halk egemenliğine dayanan bir ülke olmasına rağmen MHP’nin ve Devlet Bahçelinin AKP'ye koşulsuz her alanda verdiği destekle Atatürk’ün önderliğinde ve emperyalizme karşı verilen milli mücadele sonrasında kurulan Tam #Bağımsız bir Devlettir. Bu Cumhuriyetin yönetim şekli ve işleyişi değiştirilerek ülkemize ve Türk Milletine hiç bir faydası olmayan bu ucube sistem dayatılarak “kime hizmet ettiği belli olmayan yarı Başkanlık sistemi’ veya cumhurbaşkanlığı hükmet sistemi denilerek ülkeyi tek kişi yönetimine teslim edildiği bir sistemle karşı karşıya getirildik". !!! Başta Adalet Hukuk Eğitim Tarım Sağlık ve Savunma sanayi insan hak ve özgürlükler olmak üzere yaşama dair ne varsa yok edilen bir sistemle karşı karşıya getirildik “ En önemlisi ’de üretimsizlik ve işsizlik tamamen ortadan kaldırılarak ülkemiz batma noktasına sürüklendi.” Bu yarı Başkanlık Sisteminin tanıtıldığı ve bunun için oy istendiği günlerde iktidarın en büyük argümanı, hantal bürokrasinin son bulacağı idi “Peki bu gerçekten de gerçekleşti mi tam tersi tüm yürüyen sistemi adeta felç etti! Muhalefetle birlikte az çok okuryazar olan Türk Halkının itirazı ise maalesef göz ardı edildi çünkü getirilmek istenen bu sistem T.C. Devletini “Tek adamlık” yönetimine getireceğiydi “ sonuçta öylede oldu! Hatta iktidar cenahında “Yarın, muhalefet iktidar olduğunda bu sistemde sorun olabilir” eleştirileri de vardı hatırlarsanız. “Bir yurttaş olarak ‘da “DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİ BİRLİĞİ GENEL BAŞKANI OLARAK DA” Erdoğan’ ve Devlet Bahçeli tarafından Başkanlık sistemini ilk söylendiği o gün de bugünde karşı olduğumuzu defalarca gerek sosyal medya aracılığıyla gerekse basın yoluyla beyan ettik maalesef yetmez amam evetçi halkın anayasa verdiği değişikli kararının ardından AKP hızla işe koyularak önce yargı reformları adı altında önce yargıyı tamamen değiştirdiler sonrası çorap söküğü gibi gelmeye başladı 15 Temmuzu ondan sonrada 20 temmuzda "bir sivil darbeyle" karşı karşıya kalarak bugün içinde bulunduğumuz yönetim karmaşasıyla karşıya bırakıldık . Bu aynı zamanda da MHP'nin ve Devlet Bahçelinin AKP'ye ve Erdoğan'a karşı verdiği diyet borcunun sonucudur... Çünkü biliyoruz ki Orta-doğu coğrafyasında bulunan ülkemiz böyle tek kişi yönetimine teslim edilemezdi" MHP'nin ve Devlet Bahçelinin de yıllardır milliyetçilikten dem vurduğu göre niçin AKP'ye ve Erdoğan'a karşı diyeti ödediğidir "Bilindiği üzere Erdoğan bir Orta doğu Eş Başkanı olduğunu defalarca kendisi açıklamıştı " Orta doğu Eş başkanlık esasında Emperyalist Devletlerin ve ABD'nin bir projesi olduğudur bu proje Orta doğuda bulunan ünü ter devletlerin etnik kimlik ve mezhepsel olarak bölünerek parçalanmasıdır bunu bile bile MHP ve Devlet Bahçeli nasıl bu noktaya getirildiğini kuşkusuz ki ilerleyen yıllarda tarihçiler mutlaka yazacaktır... Bu gidiş bize tarhı geçmişimiz hatırlatmakla kalmayıp bize tek kişi yönetimindeki kararlarının nasıl bir felakete sürüklediğini göstermiş olduğudur. Örnek mi 1919 öncesi Osmanlı yönetimlerini bakmanız yeterli! Başkanlık Sistemi’ne de yarı başkanlık sistemine de temkinli yaklaşanlardanım. Zira millet olarak, sistemlere olan bakış açımız arızalı. “Çünkü kendini Gazeteci ve yorumcu zanneden kimi saray ve Erdoğan yanlısı sırf üç kuruş için yalan söylemeyi bırakın adeta ağızlarından salyalar akıtarak sırf ülkenin emperyalizme peşkeş çekilmesini istercesine Saraya bağlı Merkez Medyayı kullanarak halkı aldatmayı adeta onurlu bir görev zanneden bu Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları var”… AVRUPA BİZİ KISKANIYOR / MANEVRALARI! Kendimizce haklı gerekçemiz olduğunda değil sistemi, Allah'ı bile ekarte edebiliyoruz. Hatta bu özelliğimizle Avrupa’yı dahi şaşırta biliyoruz. Avrupa’da yaşayan, Türklüğüne ve Müslümanlığına laf söylettirmeye vatandaşlarımızın bulundukları ülkenin imkanlarını kendilerince haklı(!) gerekçelerle nasıl suiistimal ettikleri buna bir örnektir (istisnalar alınmasın lütfen). Başkanlık Sistemi, ülkemize olumlu anlamda bir şey kazandıramadığı gibi sistemi isteyen AKP ve MHP koalisyonunun da aleyhine olmuştur ( Kim ne derse desin bu bir % 50 + 1 koalisyonudur ) “ Siyasi partiler secim sonrası hükumet kurma çoğunluğunu ede edemeyip secim sonrası koalisyon kuruyorlardı şimdiki sistem de ise secim öncesi koalisyon kuruyor”… Hani koalisyonları ortadan kaldıracak bir sistemdi bu başkanlık!!! “Başkanlık Sistemi, iki siyasi parti dışındaki partileri yok sayarak AKP’yi iktidar, MHP’yi muhalefet olarak kabul etti. Geride kalan siyasi partileri gereksiz, oyları da değersiz gördü”. İktidarı destekleyen bir muhalefet partisinin Türkiye gibi bir ülkeye yetebileceğine inandı. Bu durum AKP’nin içinden yeni partiler çıkmasını engelleyemediği gibi yok sayılan muhalefet partilerinin de oyunu yükseltti. PEKİ, BU SİSTEMLE İDDİA EDİLEN O HANTAL BÜROKRASİ AŞILDI MI? Hantal bürokrasi tam olarak aşıldı mı bilmiyorum ama takip ettiğim ve hatırladığım kadarıyla bugüne kadar alınan en hızlı netice geçtiğimiz Şubat ayında sinema ve eğlence sektöründe oldu. Sektörün yıllardır devam eden kemikleşmiş sorunu 15 günde yasa çıkarılarak çözüldü. Başkanlık Sisteminden sonra yerel seçimler geçirdik. İstanbul'daki seçimlerle ilgili yenilenme kararı alındığında aklıselim insanlar tarafından “Yanlış yapıyorsunuz” denildi ama iktidar bloğu bu öngörü karşısında direnmeyi seçti sonuç ortada. AKP ve MHP içinde birileri çıktı “Bizce de bir şeyler olmadı! Amam diyerek devam eden açıklamaların sonucunda” İş artık bize göre bir şeyler oldu çelişkisi içinde YSK’ kapısı çalındı ve içinde ne olduğu belli olmayan birçok valizle evrak taşındı sonuç kocaman bir sıfırdı çünkü kazanılan secim meşru ve haklı bir kazanımdı. Kendilerini ikna etmiş olmalarının herkesi ikna etmeye yeteceğini düşünen AKP’li kimi yöneticiler Erdoğan'ı da yanıltarak İstanbullulara unutamayacakları bir seçim süreci yaşattı. Başkanlık Sisteminden sonra da yeni bir yönetim geleneği hızla sisteme dahil edildi ve artık süreç oldu bittiler-le bir bilinmezliğe sürüklenmeye başladı, "Kayyum atamaları". Terörle, FETÖ’yle veya herhangi bir nedenle, seçilmiş belediye başkanları görevden alınıp, seçilmiş meclisten birilerinin görevlendirilmesi yerine, "sistemin uygun gördüğü" isimlerin atanması rutin hale geldi. O kadar ki artık kimse gerekçelerle ilgilenmiyor. Son günlerde Ankara Büyük-şehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ’ve İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’na yönelik suçlamalara karşılık İçişleri Bakanlığının ışık hızında müfettiş ataması, TRT’nin ve medyanın yoğun ilgisi(!) "Ankara’ya kayyum atanacak" söylentilerine neden oldu. Bu senaryo “CHP’li Büyük Şehir Belediye Başkanları için artık troller ve satın alınmış sözde gazeteci kimliğine sığınmış maşalar her ortamda bu kayyumu meşru ve yerinde olduğunu açıklayacak kadar ileri gittikleri halen hafızalarda tazeliğini koruyor”. Yukarıdan nasıl göründüğünü bilmiyorum ama belediye başkanlarının gerçekten terörle ilişkili olduğu için alınacağına inanan insan sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azaldı. Başkanlık Sisteminden sonra dünyanın herhangi bir yerinde mazlumun sesi olan ve gurur duyduğumuz yöneticilerimiz nedense Uygur Türkleri ile ilgili derin bir sessizliğe büründü. Başkanlık Sisteminden sonra Büyük Türkiye olmayı büyük projeler, büyük yatırımlar, çılgın projeler olarak tanımlayan yöneticilerimiz; asgari ücreti, emekli maaşları ve hayat pahalılığını küçük sorunlar olarak görmeye başladı. O kadar ki; hepimizi derinden sarsan intiharlarla ilgili bir çözüm önerisi getirilmedi veya olaylarla ilgili açıklama yapılmadı, gerek de duyulmadı. “SEN KİMSİN'DE KANALA ‘HAYIR’ DİYORSUN” Kanal İstanbul; ulusal güvenlik, çevresel etkenler, deprem, sosyal sorunlar gibi risklerin yanı sıra maddi yükü de büyük olan bir proje. En büyük hava limanı / En büyük hastane / En büyük kanal derken hayatın gerçeklerinden ve sorunlarından uzaklaşılması, bir Atatürkçü Kemalist T.C. Devleti yurttaşı olarak beni ciddi anlamda endişelendiriyor. İktidar, kendine İstanbul seçimlerini kaybettiren hatayı Kanal İstanbul’da da yapıyor; inatlaşıyor. Seçilmiş belediye başkanına “Sen kimsin ki ‘hayır’ diyorsun” tavrında ısrar ediyor, hatta yok saymaya çalışıyor. Olası risklere karşılık “Kanal İstanbul'u yapacağız” gibi slogan tarzında söylemler resmi ikamet kayıtlı İstanbulluyu veya yıl içinde İstanbul'u ziyaret eden en az 25 – 30 Milyon nüfuslu içinde barındıran yurttaşı rahatlatabilir? Türkiye; işsizlik, deprem, geçim sıkıntısının yanı sıra sınırında büyük bir göç dalgasıyla da karşı karşıya. Vatandaş için hayatı kolaylaştıracak hayaller kurmak varken, neden çılgın projelerde bu kadar ısrar ediliyor anlayamıyorum. Elbette, Atatürkçü Kemalist bir yurtsever aydın yurttaş olarak Atamın kurduğu cumhuriyette dünyanın imreneceği başta bilim olmak üzere Türk halkının yararına üretilmiş bir milli projelerin ülkemde olmasından onur ve mutluluk duyarım. Ama benim için öncelik” Bu şartlarda Kanan İstanbul değil “ çok ağır şartlarda yaşam mücadelesi veren Türk halkının hayatını kolaylaştıracak, refah seviyesini yükseltecek projeler olmasın isterim! Ali Berham ŞAHBUDAK…

Hiç yorum yok:

SİYASETTE İLKELERİN ÇÖKÜŞÜ:

SİYASETTE İLKELERİN ÇÖKÜŞÜ: İFTAR SOFRASINDAKİ AYDINLIK VE KARANLIK? Bugün önümüze düşen o fotoğraflar, aslında bizlere görünü nenin çok...