27 Şubat 2016 Cumartesi

AYDIN OLMAYAN ZAVALLI ASALAKLAR!

AYDIN OLMAYAN ZAVALLI ASALAKLAR!
Kitlelerin yapay gündemlerle uyutulduğu bir süreçte, devlet geleneğine, ulusal kültür bilincine sahip ulus devletler hedef alınmaktadır. Oysa ulus devlet, her devrin adamı olanlarla değil, her devirde adam olanlarla, yani adam gibi adamlarla savunulur.


“Cumhuriyet, gönlü Brüksel ya da Washington’da olanlarla değil, gönlü Anadolu’da olan, dünyaya Ankara merkezli bakan, Cumhuriyet aydınlarıyla geliştirilir”.

Ülkemiz son yıllarda özelliklede 2007 sonrası AKP li kimi ’yandaş besleme kalemlerinde katkılarıyla CUMHURİYET değerlerimiz epey yıpratıldı sözde adı aydın olan bu ayakçılar O TV senin Bu TV benim diyerek karşı devrimden aldıkları kirli paranın karşılığı olan kirlenmiş düşüncelerini bir aydın edasıyla Türk Halkını kandırmaktalar neymiş AKP ülkemize Cağımızın gerekleri neyse tamamen yapıyormuş Üretim gelişiyormuş büyük sanayileşmeler yapılıyormuş teknoloji üretiliyormuş istihdam için çok büyük projeler yapılıyormuş zavallı kuş beyinli aydınlar siz ve AKP 90 yıllık CUMHURİYET kazanımlarını yok ettiğimiz gibi birde Emperyalizme karşı verilen onurlu mücadele sonucunda Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN önderliğinde kazanılmış T.C. Devletinin sizin bu örümcek kafanız tekrar Ülkemizi karanlık cağ sürüklendiğini görmüyor musunuz sizler nasıl bir aydınsınız…

Laik Cumhuriyet Aydın ile / Asalakların Arasındaki Farkı. / Kendisi de ülkemizin seçkin aydını bir olan Cumhuriyet şehidimiz Ahmet Taner Kışlalının aydın tanımı hem çok nettir, hem de entel aylaklarla gerçek Cumhuriyet aydın arasındaki bu büyük farkı nasıl ortaya koyar.

Kışlalıya göre; “Aydın, kendini toplumundan sorumlu sayan insandır. Entel içinse toplum, sadece bir araçtır; amaç, kendi kendini tatmindir. Aydın gerçeği arar. Entel ise moda olan düşüncenin peşindedir… Aydın için düşünce tutarlılığı önemlidir. Entel ise en ileride görünmek uğruna her şeyi yapabilir… Geçmiş yenilgi ve yanılgıların acısı ile savrulanların kimisi sol Özalcı, kimisi sol dinci, kimisi de sol Kürtçü oldu” (“Aydınlar ve Enteller!” Cumhuriyet, 16.06.1993).

Aydın, siyasal öncüdür, toplumun işaret feneridir, yol göstericidir. Bu nitelikleriyle de tarihsel kırılma noktalarında aldığı tavır belirleyicidir. Onun bu vasfını dışarıda emperyalizm, içeride de düzen çok iyi bildiği için, aydını yıldırmanın, korkutmanın, devşirmenin yollarını ararlar. Parayla pulla, makamla mevkiiyle, şanla şöhretle, gerekirse de zorla, kaba güçle yaparlar bu işi. Sisteme direnenler halkın aydını olurlar, milletin münevveri, mütefekkiri olurlar. Direnemeyip susanlar, korkanlar, konuşmaktan çekinenler, ortalıktan çekilenler olur içlerinde. En vahimi de saf değiştirenlerdir ki, onlar da sistemin gözde devşirmeleri, dönekleri olurlar. Bol para, bol unvan, gazete köşesi, üniversite kürsüsü, iktidar danışmanlığı elde ederler. Nitekim Türk medyası ve Türk üniversiteleri bu tiplerle doludur.

Düzenin efendileri bu işten her zaman kârlı çıkarlar. Çünkü “muhalefet yapıyormuş” görüntüsü verilerek, toplumun enerjisi boşaltılır, patinaj yapması sağlanır. Bu tür bir “Majestelerinin muhalefeti” anlayışı, toplumun kafasını karıştırır, kamuoyunun oluşturulması ve yönlendirilmesi kolaylaşır. Unutmamak gerekir ki, kamuoyuna ilişkin hemen tüm çalışmalarda altı çizildiği üzere; kamuoyu yoktur, oluşturulur. Kamuoyu bir kurgudur ve gerektiğinde yargı mercii olarak kullanılmakta, olmayan kamuoyu yaratılıp, yönlendirilirken, sanki türdeşmiş gibi gösterilmektedir. Bu yolla kanaatin üretilmesi ya da rızanın inşası devreye girmekte, güç odaklarının, egemen çevrelerin, büyük güçlerin ve etkili merkezlerin talepleri ve çıkarları, sanki kamuoyunun tercihiymiş gibi yansıtılıp, sunulmaktadır.

Gazete manşetlerinden, anket sonuçlarına dek bir sürü araç sayesinde geniş kitlelerin tutum değiştirmesi, ikna edilmesi, Cumhuriyet şehidi Uğur Mumcu’nun deyimiylebilgi sahibi olmadan fikir sahibi olması” sağlanmaktadır. Halkın genelde kuvvetliden yana olması, bireylerin çoğunluk içinde olmayı tercih etmeleri, güce tapmaları, argo deyimle “kazanan ata oynamaları” da kanaat üretimini kolaylaştırmaktadır.

Entelin Asalak Aydınlar!
Sistem, özellikle de soldan devşirdiği aydınların öncülüğünde, demokrasinin tanımından özelleştirmenin gerekliliğine, piyasa ekonomisinin kutsallığından sivil toplumun önemine dek hemen her alanda bir algı yönetimini devreye sokar. Bilerek yaratılan bir kavram kargaşası, özellikle gençler arasında yaratılan bir kafa karışıklığı, hemen her kesime, her katmana, her sınıfa dayatılan bir yabancılaşma söz konusudur artık.

Bireyin önce kendine, ardından yakın çevresine ve son tahlilde toplumuna, halkına, ulusuna yabancılaşması, kültürde, ahlakta, dinde, ailede büyük bir çözülmeyi, çürümeyi ve çöküşü hızlandırır. Toplumun ilk sıralardaki gündem maddeleri olan, büyük çoğunluğun üzerinde hemfikir olduğu terör, yurt ve ulus bütünlüğü, yoksulluk, işsizlik gibi temel sorunlara karşı sırasıyla önemsizleştirme, duyarsızlaştırma, tepkisizleştirme, alıştırma ve giderek de meşrulaştırma yöntemi uygulanır.

Demokrasilerde 4. kuvvet olarak nitelenen ve aydınların en yoğun olarak çalıştığı alan olan medyanın da katkısıyla toplum yönlendirilir, gerçekler ile halk arasına kalın bir sis perdesi çekilir. Küreselleşme sürecinin iki çok stratejik ve çok kârlı sektörü, yani kısaca bilişim sektörü de denen bilgi ve iletişim sektörleri, zihinlerin denetiminde kilit rol oynarlar. Anadolu deyimiyle yükte hafif- pahada ağır özellikleri ve stratejik önemleriyle dikkat çeken bu alanlar, 4. kuvvetin adeta 5. Kol olarak kullanılmasını sağlarlar. Medyanın, büyük sermaye başta olmak üzere iç ve dış güç odaklarıyla yakın, yoğun ilişkisi, onların etkilerine, yönlendirmelerine açık konumu, büyük sermayeye bağımlı olan mali yapısı bu noktada önem kazanır. Zira medya bir ülkenin siyaseti, ekonomisi, dış ilişkileri, güvenliği, toplumsal ve kültürel yapısı üzerinde çok etkili bir araçtır. Bilgilendirme ve bilinçlendirmeden çok yönlendirme ve gerçekleri gizleme vasfı öne çıkan bir medya yapısı, hele de iktidarla yakın ilişkilerin ve tekelleşme eğiliminin öne çıktığı Türkiye gibi ülkelerde, bir ulusal güvenlik sorunu haline gelir.

Devşirme Süreci ve Yöntemleri

Bu bağlamda aydınlar, yazarlar, düşünürler bazen iş takipçisi, bazen de açıktan işadamı olarak öne çıkarlar. Genellikle lobi elemanı veya etki ajanı, istihbarat elemanı ya da provokatör olarak görev üstlenirler. Toplumun her kesimiyle bağlantısı olan, işleri nedeniyle toplumun dokusunu iyi tanıyan, ona doğrudan nüfuz edebilen gazeteciler, bilim adamları, iş adamları ve din adamları bu tür faaliyetlerde kullanılmak için biçilmiş kaftandırlar.

Aydınların her türden güç odaklarıyla fazla samimi olmaları, kamu adına soru sorması, araştırma yapması gereken gazetecilerin temas ve mesafeyi unutarak, çıkar çevreleriyle aşırı yakınlık kurmaları, sadece mesleki etik açısından değil, çok daha geniş anlamda önemli bir sorun olarak çıkar karşımıza. Emperyalist güçlerle, onların istihbarat örgütleriyle, bu istihbarat örgütlerine yakınlığıyla bilinen, hatta doğrudan onların güdümünde olan üniversitelerle, araştırma kuruluşlarıyla, sivil toplum örgütlerliyle kurulan yakın ilişkiler ciddi bir aydın, akademisyen kirlenmesine neden olur.

Yurt dışı konferans davetleriyle, araştırma burslarıyla, sözde bilimsel etkinlik çağrılarıyla, yüksek telif ücretli makale talepleriyle başlayan ve gelişen ilişkiler, devşirme sürecinin sonunda, kendileri farkında olmasa da, hatta aksini söylese de, etki ajanlığı ve 5. kol elemanlığıyla noktalanır.

Karen Fogg’un elektronik postalarının neden olduğu skandal, bu konuda yakın tarihimizden verilebilecek örneklerden yalnızca biridir. Nitekim Fogg’un yakın arkadaşı olan bir gazetecinin ABD istihbarat kuruluşlarının arşivlerine rahat girip çıkmakla övünmesi, son açılım sürecinde de görüldüğü gibi köşe yazarlarının hükümete danışmanlık yapmaları, siyasal nitelikli sivil toplum örgütlerinin AB ve ABD fonlarından desteklenmeleri, kendisini sosyal demokrat, sosyalist, Atatürkçü olarak tanıtan kimi bilim insanlarının ABD istihbarat kuruluşlarının konuğu olmaları sık rastlanan olaylardır.

Çünkü karanlık savaş çerçevesinde, aydınlar, medya, gençler, üniversiteler ve iş dünyası üzerinde etkili olmak hem akılcıdır, hem kesin sonuç alıcıdır, hem ucuzdur, hem de askeri operasyonlara oranla daha sessiz, sinsi ve “sevimlidir”.

Demokrasi, insan hakları, hukuk devleti, sivil toplum, özgürlükler, piyasa ekonomisi gibi kavramlar öne çıkarılırken, basın davetleri, “bilimsel toplantılar”, öğrenci ve akademisyen “değişim programları” kılıf olarak kullanılır. Bu tür aydın devşirme programları akılcıdır, çünkü kan dökerek tepkiye, nefrete, öfkeye neden olmamaktadır. Tersine olumlu sonuç alma ihtimali çok daha yüksektir, hem de pek belli etmeden ve “sivil ve akademik” söylemler kullanarak. Bu tür dönekleştirme, Mankurt’laştırma yöntemi ucuzdur, çünkü gazetecilere, akademisyenlere, iş adamlarına, din adamlarına, gençlere aktarılacak kaynak, sağlanacak “demokratik, akademik ve barış amaçlı” fonlar, bir işgal için harcanan paranın yanında dikkate alınmayacak kadar küçüktür.

Ve en önemlisi karanlık savaş yöntemleri liberal demokrasiye uygundur, şiddet içermemekte, arz- talep mekanizmasına göre işlemektedir. İngilizce “embedded” denen iliştirilmiş gazeteciler de, yabancı dille eğitimin yaygınlaşması da, “ulus devletin modası geçti”, “bağımsızlık anlamını yitirdi, artık karşılıklı bağımlılık devri”, “Türkiye, Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir” gibi söylemler de hep bu süreçten geçen ağızların laflarıdır. A.Berham ŞAHBUDAK…. 12.02.2016


Hiç yorum yok:

SİYASETTE İLKELERİN ÇÖKÜŞÜ:

SİYASETTE İLKELERİN ÇÖKÜŞÜ: İFTAR SOFRASINDAKİ AYDINLIK VE KARANLIK? Bugün önümüze düşen o fotoğraflar, aslında bizlere görünü nenin çok...