Kitlelerin yapay gündemlerle uyutulduğu bir süreçte, devlet geleneğine, ulusal kültür bilincine sahip ulus devletler hedef alınmaktadır. Oysa ulus devlet, her devrin adamı olanlarla değil, her devirde adam olanlarla, yani adam gibi adamlarla savunulur.
“Cumhuriyet, gönlü Brüksel ya da
Washington’da olanlarla değil, gönlü Anadolu’da olan, dünyaya Ankara merkezli
bakan, Cumhuriyet aydınlarıyla geliştirilir”.
Ülkemiz son yıllarda özelliklede 2007 sonrası AKP li kimi ’yandaş besleme kalemlerinde
katkılarıyla CUMHURİYET değerlerimiz epey
yıpratıldı sözde adı aydın olan bu ayakçılar O TV senin Bu TV benim diyerek
karşı devrimden aldıkları kirli paranın karşılığı olan kirlenmiş düşüncelerini
bir aydın edasıyla Türk Halkını kandırmaktalar neymiş AKP ülkemize Cağımızın
gerekleri neyse tamamen yapıyormuş Üretim gelişiyormuş büyük sanayileşmeler
yapılıyormuş teknoloji üretiliyormuş istihdam için çok büyük projeler
yapılıyormuş zavallı kuş beyinli aydınlar siz ve AKP 90 yıllık CUMHURİYET kazanımlarını yok ettiğimiz gibi birde
Emperyalizme karşı verilen onurlu mücadele sonucunda Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN önderliğinde kazanılmış T.C. Devletinin sizin bu örümcek kafanız tekrar Ülkemizi
karanlık cağ sürüklendiğini görmüyor musunuz sizler nasıl bir aydınsınız…
Laik Cumhuriyet
Aydın ile / Asalakların Arasındaki Farkı. /
Kendisi de ülkemizin seçkin aydını bir olan Cumhuriyet şehidimiz Ahmet Taner Kışlalının aydın tanımı hem çok nettir, hem de entel aylaklarla
gerçek Cumhuriyet aydın arasındaki bu büyük
farkı nasıl ortaya koyar.
Kışlalıya
göre; “Aydın, kendini toplumundan sorumlu sayan insandır. Entel içinse
toplum, sadece bir araçtır; amaç, kendi kendini tatmindir. Aydın gerçeği
arar. Entel ise moda olan düşüncenin peşindedir… Aydın için düşünce tutarlılığı
önemlidir. Entel ise en ileride görünmek uğruna her şeyi yapabilir… Geçmiş
yenilgi ve yanılgıların acısı ile savrulanların kimisi sol Özalcı, kimisi sol
dinci, kimisi de sol Kürtçü oldu” (“Aydınlar
ve Enteller!” Cumhuriyet, 16.06.1993).
Aydın,
siyasal öncüdür, toplumun işaret feneridir, yol göstericidir. Bu nitelikleriyle de tarihsel kırılma
noktalarında aldığı tavır belirleyicidir. Onun bu vasfını dışarıda emperyalizm,
içeride de düzen çok iyi bildiği için, aydını yıldırmanın, korkutmanın,
devşirmenin yollarını ararlar. Parayla pulla, makamla mevkiiyle, şanla
şöhretle, gerekirse de zorla, kaba güçle yaparlar bu işi. Sisteme direnenler
halkın aydını olurlar, milletin münevveri, mütefekkiri olurlar. Direnemeyip susanlar, korkanlar,
konuşmaktan çekinenler, ortalıktan çekilenler olur içlerinde.
En vahimi de saf
değiştirenlerdir ki, onlar da sistemin gözde devşirmeleri, dönekleri olurlar.
Bol para, bol unvan, gazete köşesi, üniversite kürsüsü, iktidar danışmanlığı
elde ederler. Nitekim Türk medyası ve Türk üniversiteleri bu tiplerle doludur.
Düzenin
efendileri bu işten her zaman kârlı çıkarlar. Çünkü “muhalefet yapıyormuş” görüntüsü verilerek, toplumun
enerjisi boşaltılır, patinaj yapması sağlanır. Bu tür bir
“Majestelerinin muhalefeti” anlayışı, toplumun kafasını karıştırır, kamuoyunun
oluşturulması ve yönlendirilmesi kolaylaşır. Unutmamak gerekir ki, kamuoyuna ilişkin hemen tüm çalışmalarda altı
çizildiği üzere; kamuoyu yoktur, oluşturulur. Kamuoyu bir kurgudur ve gerektiğinde yargı mercii olarak kullanılmakta,
olmayan kamuoyu yaratılıp, yönlendirilirken, sanki türdeşmiş gibi
gösterilmektedir. Bu yolla kanaatin üretilmesi ya da rızanın inşası devreye
girmekte, güç odaklarının, egemen çevrelerin, büyük güçlerin ve etkili
merkezlerin talepleri ve çıkarları, sanki kamuoyunun tercihiymiş gibi
yansıtılıp, sunulmaktadır.
Gazete manşetlerinden, anket sonuçlarına dek
bir sürü araç sayesinde geniş kitlelerin tutum değiştirmesi, ikna edilmesi, Cumhuriyet şehidi
Uğur Mumcu’nun deyimiyle “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olması” sağlanmaktadır. Halkın
genelde kuvvetliden yana olması, bireylerin çoğunluk içinde olmayı tercih
etmeleri, güce tapmaları, argo deyimle “kazanan ata oynamaları” da kanaat
üretimini kolaylaştırmaktadır.
Entelin Asalak Aydınlar!
Sistem,
özellikle de soldan devşirdiği aydınların öncülüğünde, demokrasinin tanımından
özelleştirmenin gerekliliğine, piyasa ekonomisinin kutsallığından sivil
toplumun önemine dek hemen her alanda bir algı yönetimini devreye sokar. Bilerek yaratılan
bir kavram kargaşası, özellikle gençler arasında yaratılan bir kafa karışıklığı,
hemen her kesime, her katmana, her sınıfa dayatılan bir yabancılaşma söz
konusudur artık.
Bireyin
önce kendine, ardından yakın çevresine ve son tahlilde toplumuna, halkına,
ulusuna yabancılaşması, kültürde, ahlakta, dinde, ailede büyük bir çözülmeyi,
çürümeyi ve çöküşü hızlandırır. Toplumun ilk sıralardaki gündem maddeleri olan,
büyük çoğunluğun üzerinde hemfikir olduğu terör, yurt ve ulus bütünlüğü,
yoksulluk, işsizlik gibi temel sorunlara karşı sırasıyla önemsizleştirme,
duyarsızlaştırma, tepkisizleştirme, alıştırma ve giderek de meşrulaştırma
yöntemi uygulanır.
Devşirme Süreci ve Yöntemleri
Bu
bağlamda aydınlar, yazarlar, düşünürler bazen iş takipçisi, bazen de açıktan
işadamı olarak öne çıkarlar. Genellikle lobi elemanı veya etki ajanı, istihbarat
elemanı ya da provokatör olarak görev üstlenirler. Toplumun her kesimiyle bağlantısı olan, işleri nedeniyle
toplumun dokusunu iyi tanıyan, ona doğrudan nüfuz edebilen gazeteciler, bilim
adamları, iş adamları ve din adamları bu tür faaliyetlerde kullanılmak için
biçilmiş kaftandırlar.
Aydınların
her türden güç odaklarıyla fazla samimi olmaları, kamu adına soru sorması,
araştırma yapması gereken gazetecilerin temas ve mesafeyi unutarak, çıkar
çevreleriyle aşırı yakınlık kurmaları, sadece mesleki etik açısından değil, çok
daha geniş anlamda önemli bir sorun olarak çıkar karşımıza. Emperyalist güçlerle, onların istihbarat örgütleriyle, bu istihbarat
örgütlerine yakınlığıyla bilinen, hatta doğrudan onların güdümünde olan
üniversitelerle, araştırma kuruluşlarıyla, sivil toplum örgütlerliyle kurulan
yakın ilişkiler ciddi bir aydın, akademisyen kirlenmesine neden olur.
Yurt
dışı konferans davetleriyle, araştırma burslarıyla, sözde bilimsel etkinlik
çağrılarıyla, yüksek telif ücretli makale talepleriyle başlayan ve gelişen
ilişkiler, devşirme sürecinin sonunda, kendileri farkında olmasa da, hatta
aksini söylese de, etki ajanlığı ve 5. kol elemanlığıyla noktalanır.
Karen
Fogg’un elektronik postalarının neden olduğu skandal, bu konuda yakın
tarihimizden verilebilecek örneklerden yalnızca biridir. Nitekim Fogg’un yakın arkadaşı olan bir
gazetecinin ABD istihbarat kuruluşlarının arşivlerine rahat girip çıkmakla
övünmesi, son açılım sürecinde de görüldüğü gibi köşe yazarlarının hükümete
danışmanlık yapmaları, siyasal nitelikli sivil toplum örgütlerinin AB ve ABD
fonlarından desteklenmeleri, kendisini sosyal demokrat, sosyalist, Atatürkçü
olarak tanıtan kimi bilim insanlarının ABD istihbarat kuruluşlarının konuğu
olmaları sık rastlanan olaylardır.
Çünkü
karanlık savaş çerçevesinde, aydınlar, medya, gençler, üniversiteler ve iş dünyası
üzerinde etkili olmak hem akılcıdır, hem kesin sonuç alıcıdır, hem ucuzdur, hem
de askeri operasyonlara oranla daha sessiz, sinsi ve “sevimlidir”.
Demokrasi,
insan hakları, hukuk devleti, sivil toplum, özgürlükler, piyasa ekonomisi gibi
kavramlar öne çıkarılırken, basın davetleri, “bilimsel toplantılar”, öğrenci ve
akademisyen “değişim programları” kılıf olarak kullanılır. Bu tür aydın
devşirme programları akılcıdır, çünkü kan dökerek tepkiye, nefrete, öfkeye
neden olmamaktadır.
Tersine olumlu sonuç alma ihtimali çok daha yüksektir, hem de pek belli etmeden
ve “sivil ve akademik” söylemler kullanarak. Bu tür dönekleştirme,
Mankurt’laştırma yöntemi ucuzdur, çünkü gazetecilere, akademisyenlere, iş
adamlarına, din adamlarına, gençlere aktarılacak kaynak, sağlanacak
“demokratik, akademik ve barış amaçlı” fonlar, bir işgal için harcanan paranın
yanında dikkate alınmayacak kadar küçüktür.
Ve en
önemlisi karanlık savaş yöntemleri liberal demokrasiye uygundur, şiddet
içermemekte, arz- talep mekanizmasına göre işlemektedir. İngilizce “embedded” denen iliştirilmiş
gazeteciler de, yabancı dille eğitimin yaygınlaşması da, “ulus devletin modası
geçti”, “bağımsızlık anlamını yitirdi, artık karşılıklı bağımlılık devri”,
“Türkiye, Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir” gibi söylemler de
hep bu süreçten geçen ağızların laflarıdır. A.Berham ŞAHBUDAK…. 12.02.2016

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder