11 Haziran 2015 Perşembe

13 Yıllık AKP İktidarının Yenilgisi?

13 Yıllık AKP İktidarının Yenilgisi?
                İslamcı-faşist AKP otoriterliği derin bir yara almıştır. Mutlak çoğunluk, tek başına iktidar, başkanlık sistemi, ikinci yarıda toplumu ve devleti İslamcılaştırmaya son gaz devam gibi önüne koyduğu tüm hedefler şimdilik yenilgiye uğramıştır.
                AKP, kendisinin mobilize ettiği kesimlerin dışında tüm toplumu dışlayıp ötekileştiren, baskı ve nefret söylemiyle yoğrulan bir çizgi izlediği için başarısızlık çok yönlüdür. Reisi dâhil tüm politik kadrosu kendi içinde de inandırıcılık krizi yaşamaktadır ve “dawa” bağları hızla zayıflamaya devam edecek, teknokratik yönetim kadroları ile “dawa” adamları arasındaki omuzdaşlık eriyecektir. Diz boyu yolsuzluk, iktidar sarhoşluğu, tepeden tırnağa megaloman kadro yapısı, çökmekte olan gemiyi terk etme yarışındaki fare refleksleri grup psikolojisini çökertmeye devam edecektir. Hem uluslararası dengeler hem de güveni bayağı artmış iç muhalefet şartlarında erime kaçınılmaz gibidir. Sermayenin olağan beklentisi olan “istikrar ve huzur”, bu şartlarda AKP‘de seçenekleşemeyecektir.
                Yenilgi tarihseldir, çünkü çökmekte olan salt talancı sermayenin yerli siyasal seçeneklerinden birisi değil, güçlendikçe tüm “İslam coğrafyasını” otoriter gerici-İslamcı-muhafazakâr bir rejim etrafında birleştirme “davasının” kirli savaş politikalarıyla yoğrulmuş “kutlu yürüyüşüdür”. Tüm bunların toplumu ve devleti karakterize etmeye devam eden yapısal dayanaklar olduğu elbette tartışmasız gerçektir, ama böylesi devlet ve topluma karşı mücadelenin meşruiyeti sandıkta da tescillenmiştir. Mücadeleleri terörize eden söylem, çökmüştür. Bu değerli bir başarıdır.
AKP: İslamcı-muhafazakâr ve İslamcı-faşist potansiyel!...
                Her ne kadar Türk halkının özgürlük arayışı başta olmak üzere emek eksenli mücadelelerden feminist hareketlere kadar geniş bir yelpaze AKP’ye güçlü bir tarihsel yenilgi tattırmış olsa da yenilginin kapsamını abartmamak elzemdir. Türkiye 12 Eylül Faşist darbesi dahil, son 13 yıldır AKP iktidarıyla neredeyse total bir gericileştirme-İslamcılaştırma-sağa kaydırma operasyonuna bu kadar tabi tutulmuştır. Başta ordu eliyle yürütülen toplumu faşistleştirme stratejisi AKP döneminde İslamcı toplum mühendisliği tarafından üstlenilip toplumun en ücra hücrelerine kadar taşınmıştır.
                Ülkemizde son 13 yıldır AKP iktidarıyla birlikte değişikliğe tabi tutulan Laik ve sosyal yapı tüm kurum ve kuruluşlarıyla faşizmin tüm özelliklerini üstünde taşıyan devlet yapısı son hamle olarak Cumhuriyetimizin kurucusu önder Mustafa Kemal ATATÜRK’e gelmişti,  Ülkemizde sözde aydın ve sol liberalizmin başta olmak üzere AKP’yi destekleyip meşrulaştırılmasına katkıda bulunanlar son 8 yıldır Laik Cumhuriyette adeta bir örümcek ağı tarzı cıkar ilişkisinde örgütlenmiş“İslamcı- faşist bir sivil toplum ağı kurmuşlardır” (okulları, yayınları, vakıfları, yardım kuruluşları, idare ve sevk, hegemonya ve kadro merkezleri olarak tarikatlar, gençlik, evleri kadın, yaşlı vs. kuruluşlarıyla adeta bir Cumhuriyet karşıtlığıyla yasaları anayasayı kendi lehlerine dönüştürmüşlerdir) devleti ve toplumu sarmalamakta, olan bu yapı gün gectikce  tüm Ortadoğu’nun baş belası haline gelmiş cihat zihniyeti ve silahlı çeteleri dahi kurmakta olduğu potansiyeli tehlike olarak Türk Halkınca sandığa mahküm oldu.
                AKP 13 yıllık iktidarı süre zarfında kutsal islam dinini kendi mirasıymış gibi çarpıtarak kullanmıştır. İslamcı toplum mühendisliği bir ucu Osmanlıcılık-padişahçılığa kadar varan özlemleri güçlendirmiş, lider tapınmacılığını, kulluk psikolojisini, başarıya her değeri kurban edebilecek araççı kişiliği bir sürü halinde disipline etmiş ve pekiştirmiştir. Toplum her yönüyle sosyalpsikolojik bir uçuruma yuvarlanmış, şiddet potansiyelleri beslenerek artırılmıştır. AKP, siyasal temsil boyutunda önemli bir darbe almıştır, ancak onu öncelleyip arka plan sunan tüm bu potansiyel halen diridir.
                Solun siyasal hegemonya mücadeleleri bu gerçeği yadsıyamaz. MHP’nin dayandığı toplumsal ağlar da 12 Eylül’den bu yana süren tüm farklılaşmalara rağmen ciddi bir demokratik dönüşüm yaşamamıştır.
                Emperyalizm-Ortadoğu-Türkiye:
                AKP’nin bir süredir hem sermayenin emelleri için hem de emperyalizm için bir ayak bağı haline gelmeye başladığı bilinmektedir. “Stratejik derinlik” konseptine bağlı Ortadoğu politikası, sermayenin çok yönlü krizini derinleştirici bir işlev görmüştür. AKP, emperyalizmin danışma merkezlerinde hazırlanmış “medeniyetler arası savaş” tezinin “ılımlı” çocuğudur, programı, ehliyeti, yükselişi, siyaseti bundan bağımsız düşünülemez.
                Ancak “ılımlı” çocuk, artık çok hırçınlaşmış, Ortadoğu güçler sahnesinde oyun aktörü olmak istemiş, Sünni-İslamcı Müslüman Kardeşler hattı oluşturmanın bir numaralı sponsorluğuna soyunmuş, hatta kısa  bir süre için bu politikaya emperyalizmi de ikna etmiştir. Emperyalizmi asıl ikna eden AKP değil, desteklediği rejimlere karşı Tunus’tan Mısır’a özgürlükçü halk isyanları ve bunların antiemperyalist özelliklerinin zamanla ağır basma tehlikesi olmuştur. Bu isyanlar, AKP’nin de destek verdiği gerici-İslamcı seçeneklerle boğulmuştur. Ancak Mısır halkının İslamcı Mursi rejimine karşı isyanı, Suriye’nin Rusya ve İran tarafından desteklenen direnci, Tunus’ta halk isyanlarının İslamcı çözüme ikna edilememesi, Ortadoğu kaynakları üzerinde Çin, Rusya, ABD, Avrupa arasındaki artan rekabet vs. politika değişikliğine zorlamış, emperyalizm ile AKP’nin Ortadoğu siyaseti kısmen çatallaşmıştır.
                Toplumsal çelişkileri ve dünya çapındaki sömürü ilişkilerini kültüralize eden ve Huntington tarafından geliştirilen “medeniyetler arası savaş” (kültürler arası savaş) tezi, bir tez olmaktan öte her şeyden önce kendi iç çelişkilerinin kurbanı olan bürokratik reel sosyalizmin çöküşünden sonra tüm toplumsal bağlarından kopan emperyalist sermayenin tüm dünyaya yayılma atağına eşlik eden ideolojik müzik olmuştur. Bir çok kuşu birlikte vurmaya hizmet eden ve oldukça gürültülü kakafonik bir senfonidir söz konusu olan.
                Toplumlar her alanda sermayeye açılır ve teslim alınır, emeğin tüm tarihsel savunma kazanımları tarumar edilirken en ince toplum mühendisliği uygulanmış, toplumsal çelişkiler kimlikler kavgası-atışması-yarışı tarafından üst-belirlenmeye tabi tutulmuştur. Ya mevcut dini ve etnik bölünmeler tetiklenmiş ya da tarihin çöplüklerinden derlenilen parçacıklarla derme-çatma kimlikler oluşturulmuş ve bunlar iktidar ve sermaye kavgalarının ölümcül savaşlara da varan objesi haline getirilmiştir.
                Trajik olan odur ki, tarihsel ve toplumsal kültürlere yönelik çok kapsamlı bir talan girişimi olan bu siyaset, “orijin” kültürlerin kendisini para kazanılır, iktidar ve itibar edinilir fetişler haline getirmekle kalmamış, toplumları da derinden bölüp parçalayarak direnç mekanizmalarını ve kültürlerini tahrip etmiştir. İşte AKP, bu tarumar ve talan siyasetinin Türkiye cephesidir ve güçlendikçe Ortadoğu ve Balkanlar cephesi olmaya soyunmuştur. Derme çatma bir Osmanlıcı-Sünni-Otoriter kültür yumağı inşa etmiş, hücrelerine yerleşen simsarlar her alanda ve pazarda bunu pazarlamaya girişmiştir.
                Anadolu coğrafyasının tarihsel etnik ve kültürel-dini kimlikleri ise bu dar kalıba sığmamış, AKP’nin son 13 yıldır çıkarları için kuşattığı Laik Cumhuriyeti 2015 Genel secimlerinde “ HDP’ ve Sol Bilok birlikteliği ile bu kuşatmaya son verilmiş olduğudur”. 12 Eylül sonrası solun, bu denli büyük bir tarihsel operasyon karşısındaki mücadelesi, ezilenlerin kültürel-etnik kimliklerini cepheden reddeden dogmatik ve sınıf indirgemeci bir üslup olamazdı. Emek ve doğanın özgürleştirilmesi mücadelesini ezilen toplumsal etnik ve kültürel kimliklerin özgürlük mücadelesi ile birleştirmek, egemen sınıfların saldırılarına karşı sosyal hak mücadelelerini-ezilenlerin özgürleşme talepleriyle sıkı sıkıya dayanışan bir kulvara sokmak ve adım adım antikapitalist bir toplum perspektifine hep birlikte yönelmek olabilirdi.
                İşte laik cumhuriyeti kuran Kemalizm tarihi de bu ve benzeri dersleri artık ülkemizde zorunlu kılıyor olmasıdır. Bu tarihsel ders geçilmeden ulaşılabilecek “saf” ve “sade” bir kemalizim mümkün değildir. Gezi’nin sahip çıkılacak arayışı da egemen sınıflara verilen bu tarihsel derstir, Gezi ümitleri ile yelkenlerini dolduranlardan biri olan CHP’dir ve HDP’nin seçim başarısı da CHP’nin Laik Cumhuriyeti kurucu olmasıdır bu dersin Türkiye’de sahici mücadelelerle doldurulduğunun da önemli bir kanıtıdır.  Büyük teorik formülasyonları en küçük toplumsal sorunlarda dahi perspektif açıcı olarak kullanmak gerekirse bu alanda da evrim ve devrim iç içedir.
                Bu anlamda AKP’ye ders verme ihtiyacının dayattığı CHP’den alınan ödünç oylar gerçeğini yadsımadan HDP’yi salt bir kimlik partisine indirgemek, geçici olarak görmek vs.  gerçeği yansıtmaz. Emek hareketinin bağımsız örgütlü kitlesel seçenekler yaratamadığı koşullarda emek ve kimlik derslerini soldan çalışanların solunum özlemidir HDP’nin başarısı. Bu rüzgar, dayanakları toplumsal gerçeklikte olan ve köklü mücadelelere dayanan bir rüzgardır. Yüzünüzü dönüp sırtınıza, önünüze, yanınıza alıp omuz omuza da esebilirsiniz, derme-çatma mağaralara gizlenip şolastik-teorik meditasyon da yapabilirisiniz… Kağıt üzerinde değil pratikte, aşağıdan yukarı mücadele birliklerinin oluşması böyle bir şey olsa gerekHele hele bu rüzgarın değer bayrağının önemli bir kısmı, 12 Eylül’den bu yana çeşitli kulvarlarda sürdürülen köklü mücadelelerin kalemiyle yazılmışsa, Diyarbakır’da, Hopa’da, Gezi’de özlenmişse…
Şimdi ne olacak  bu kaos söylemi?

                 AKP, 8 Haziran’dan sonra  yenilgisini zafere çevirmek için her yola başvuracaktır. Kendisini zaten kaos ve istikrarsızlığın İslamcı otoriter yönetimi olarak hedef tahtasından çıkarıp kaos ve istikrarsızlık tehdidiyle ya bir AKP - MHP koalisyonununa zorlayacak yada (Erdoğan’ın C.B yetkileriyle sınırlanmasıyla bu mümkün olabilir yolunu deneyecek) ya da  yıl çıkmadan bir erken seçimi dayatacaktır. Erken seçim, AKP içerisinde ciddi bir çatlama olmazsa muhtemelen bugünkü sonucu doğurur.

                AKP-MHP koalisyonu ise bilinen sebeplerle zordur, ama olanaksız değildir. Böyle bir koalisyon, ezilenler açısından felaketin katmerleşerek sürmesidir. HDP toleranslı bir CHP-MHP koalisyonunu ise, MHP erime tehlikesinden dolayı zor yutar. Dolayısıyla göstergeler erken genel seçimi zorlamaktadır. Rejimin temsil krizi derinleşerek sürecektir. Sermaye ise farklı çözümleri dayatabilir, sömürü düzenine dokunmayan tüm çözümlere geçici de olsa destek verir.

                Emekçi ve ezilenler açısından ise: Seçim sonuçları doğru okunursa, rüzgâr sol söylemi güçlendirmektedir. Bu nedenle Kemalist sosyalistlerin, HDP ve CHP’nin seçimler için asgari programlı ortak bir sol blok oluşturmaları muhtemel bir erken seçim için en başarılı sonuç olur:   Böylesi bir blok yeni bir ümit ve heyecan patlaması yaratıp iki partinin şu anki % 38’lik oyunu % 43 veya 45’lere çekebilir.
                Bu hiç de ihtimal dışı değildir, yeter ki Kemalist bir sol blok havasıyla bir yıl içerisinde yapılması muhtemel olan genel secimlere CHP ve HDP birlikte girsin. Ülkemiz gelecegi ve Türk Halkının geleçegi için sosyalistlerin tüm örgütlenmeleri de böylesi bir bloğa ya seçim desteği verir ya da içinde yer alabilirler. Ortadoğu’da ve Türkiye’de sürmekte olan muhtemel tüm gerici tehlikeler karşısında şu an için görünen en iyi ve mümkün çözüm bu olur. Kanımca AKP diktatörlüğünde yorulan “tabanların” ve özellikle gençliğin istemi de bu yöndedir.
                Bağımsız Kemalist ATATÜRKÇÜLER elbette kendisinin Kurduğu CUMHURİYETE ve Önder Mustafa Kemal ATATÜRK Devrimlerine sahip cıkmak için seçimlere ve muhtemel yeni Gezi’leri kucaklayabilecek, çeşitli tehlikelere karşı göğüs gerebilecek tarzda örgütlenme ve mücadele arayışlarına devam edecektir. Bu zaten asli görevidir. Özetle solun Kemalist mücadelesi ikili bir karakter arz edecektir önümüzdeki süreçte de: “Sokak” ve “sandık”! “dahada güvende olacaktır. Çünkü belirleyiçi güç artık AKP degil Türk halkı olacak!!!
                                                                                                                              A.Berham ŞAHBUDAK  10.06.2015



1 yorum:

Ali Berham ŞAHBUDAK dedi ki...

13 Yıllık AKP İktidarının Yenilgisi?

SİYASETTE İLKELERİN ÇÖKÜŞÜ:

SİYASETTE İLKELERİN ÇÖKÜŞÜ: İFTAR SOFRASINDAKİ AYDINLIK VE KARANLIK? Bugün önümüze düşen o fotoğraflar, aslında bizlere görünü nenin çok...