
"Yerli" ve "Milli" kelimeleri özellikle Mavi Marmara
olayıyla beraber günümüzde sıkça kullanılmaya başladı ve Google aramalarına
baktığımızdan 2014’ten bu yana da gittikçe yükselen şekilde aranılan kelimeler
olmuş durumda.
"Yerli"
ve "Millî" kısaca “Türk Malı” logosuna bir alternatif olarak “Yerli
Üretim” logosu yerli üretim ürün etiketlerine eklendi.
“Yüzde 100 yerli, yüzde 100 milli maneviyatçı bir doktrin”olarak tanımlandığı “Türk
Milleti, kendi milli tarihini, örf, adet ve ananelerini kendi milli hasletlerini dikkate alan, modern ilmi ve tekniği önder alan yüzde yüz yerli ve
milli bir idare sistemi kurmalıdır” diyen Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyeti kurduktan sonra Tüm milli fabrikaları kurarak demiştir.
Yerli ve
milli bir süredir beraber kullanılsa da ayrı ayrı anlamları da önem taşıyor.
Yerli; malın fiziki olarak Türkiye’de üretilmesi anlamına geliyor. Anlamını
biraz daha açarsak Türk tasarımcı, mühendis, işçiler tarafından üretildiğini
çıkarabiliriz.
Milli ise çıkışı
itibariyle “milli sporcu” deyimindeki gibi Türkiyeyi temsil eden
anlamına geliyor.
Milli ürün tanımının anlamını açtığımızda, sahibinin Türkiye
olması, o mala bakıldığında Türkiye'nin akla gelmesi, malın fonksiyonlarının
çalışır lığının tamamen Türkiye'nin garantisinde olması, malın üretme üretmeme
kararının tamamen Türklere ait olduğunu çıkarabiliyoruz.
Yani ürünün anahtarının
kimde olduğuna göre şekillenen bir tanımdan bahsedebiliriz. Dolayısıyla yerli
olmamak dışarıya bağımlı olma anlamına gelirken, milli olmamak da, anahtarın
sahibinin başkasında olmasında hareketle, dışarıya bağımlı olma anlamına
gelmektedir.
Bir de tersten bakalım. “Bir cihaz bir
Çin firması tarafından Çin’de Çinliler tarafından tasarlanmış, yazılımları
Çin’de üretilmiş ama fiziksel üretimi Türkiye’de yapılmış olsun. Bu durumda bu
cihazın yerli olup olmadığı da önemli bir tartışma konusu olacaktır.
Maalesef bu şekilde bir truva atı yöntemi ile binlerce dolara satılan Çin
ürünleri Türkiye’de yerli malı belgesi alabilmektedir”.
Türkiye’deki
yerli malı belgesi mevzuatı, kabaca, malın üretim maliyetlerinde yerli katkıyı
ölçen bir yerlilik oranı hesabına dayanıyor. Bu mevzuatta tasarım, yazılım ve
üretim aşamasındaki diğer fikri mülkiyet hesaba katılmadığında (yabancı
üreticinin işine gelmediği için) Türkiye’de sadece montajı yapılan bir ürün
kolayca yerli olabiliyor.
Yine bir
ikilem de tamamen Türkiye’de üretilen ama esasen fikrî mülkiyeti yurt dışından
alınmış yani lisans-lanmış olan ürünlerde ortaya çıkıyor. Örneğin Atak helikopteri esasen
İtalyan tasarımı iken, kritik yazılımları, kritik yükleri dahil olmak üzere
Türkiye’de üretiliyor. Motor gibi bazı önemli bileşenleri ise halen ithal
ediliyor.
Buna rağmen bu ürün için tüm yazılımına,
satın alınmış da olsa tasarımına ve üretme/satma haklarına sahip olabildiğimiz
durumda bu ürünün milli olmasından söz edebilir miyiz bunu cevabını da yine
ilerleyen günlerde Türk halkı vermeli!.
“Çünkü
AKP iktidarlarının en büyük kamuoyunu aldattıkları istismar ettikleri alan
olmayan uçakları ve arabaları yıllardır milli olarak her seçimde secim
kampanyası yaparak milli ve yerli uçak havada araba karada diyerek her seçimde vilbortları süslediği de ayrı bir
gerçek”!
“O nedenledir ki
yıllardır “ AKP zihniyetini siyasetini
tanıyan her yurttaş bu milli otomobilde şüpheyle bakmasına neden oluyor?
Cumhuriyetle kazanılmış ne kadar milli ve yerli ne kadar fabrika varsa yandaşa
ve aile yakınlarına çok düşük bedellerle sattığı için yerli ve milli sözü biraz
havada kalmakta!
Gündemin baş konusu milli
otomobil… İşin teknik yanından anlamam. Zaten arabam
yok, hatta ehliyetim bile yok! Toplu taşıma araçlarının kullanılmasını
savunuyorum. Deniz ulaşımının toplam ulaşım içindeki payının artması
gerektiğini düşünüyorum.
Kaldı ki Kanal İstanbul bir
ulaşım projesi değil, bir rant projesidir. ÇED Raporu’ndaki gelir
kalemlerinin en başına “gayrimenkul geliri” yazılması bile bunun
göstergesidir. Cumhuriyet’te
konunun güvenlik boyutunu da yazdım:
“Kanal İstanbul: Karadeniz'e NATO yolu” Milli otomobil de olmalı, uçak da olmalı!
Gelelim Milli Otomobile!…Baştan belirteyim: Kategorik olarak milli
otomobil destekçisiyim.
Tıpkı
milli gemiyi desteklediğim gibi ki bir Makine mühendisi olarak bu büyük
projenin çok küçük bir parçası olmanın gururunu da yaşadım. Milli uçağımız da olmalı. Milli füze savunma sistemimiz de
olmalı. Teknoloji transferi sağladığı için o yolu açacak S-400 alımını da
destekledim.
Diğer yandan “milli otomobil
”in ne kadar milli olduğu konusuna da çok takılmıyorum.
Nitekim yüzde yüz millilik artık pek söz konusu değil.
Genel
bakışım, yerlilik oranının mümkün olduğu kadar artırılmasının esas alındığı bir
anlayışın, yan sanayiye de katkı yapacağı ve toplamda içeriye daha çok gelir
bırakacağı şeklinde…
Milli
tarımı-sanayiyi koruma sorunu Evet, milli otomobil yapmak
önemli. Fakat yerli ve milli kurumlarımızı korumak da önemli. Tam bu günlerde TEMSA’nın konkordato ilan etmesi, Kamil Koç otobüs
şirketinin Almanlara satılması acı…
Evet,
milli otomobil yapmak önemli. Fakat daha önemlisi milli stratejik kurumları
(örneğin Tele kom) özelleştirmemek tir, yabancılara satmamaktır! Evet, milli otomobil yapmak önemli.
Fakat daha önemlisi Tank Palet fabrikası gibi askeri fabrikalarımızın
işletmesini Katar ortaklı özel şirketlere devretmem-ektir!
Evet,
milli otomobil yapmak önemli.
Fakat Cargillere karşı milli tarımımızı korumak daha da önemli! Makam araçlarını millileştirme 18 yılda her şeyi özelleştiren,
yabancılaştıran; satılacak bir şey kalmayınca artık toprakları satmaya başlayan
bir hükümetin “milli otomobil” takıntısı haliyle çoğunuza samimi gelmiyor…
Hatta çoğunuz için AKP’nin “milli otomobil”
projesi, iç politikadaki zayıflamasını durdurmaya yönelik bir propaganda işi
gibi geliyor… Konuyla
ilgili kararnamedeki “22 miyar TL’lik
yatırımın süresinin 13 yıl olduğu, bu sürede gerçekleştirilememesi halinde
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının bu sürenin yarısı kadar ek süre vereceği”
gibi ifadeler de, asıl hedef konusunda
kafaları karıştırıyor.
SONUCU OLARAK:
Türk Milleti olarak da hep birlikte göreceğiz…
Bitirirken şunu belirtelim: Kamuda 115 bin makam aracı var. Cumhurbaşkanından başlayarak
herkes o çok pahalı makam araçlarını milli otomobille değiştirirse, bu bile ülkemiz
için büyük bir para kaybından kurtulmak demektir…
Görüldüğü üzere söz konusu bir
sistem olunca "yerli ve millî" tanımı
oldukça karmaşık hâle gelebiliyor. Zaman zaman birbirine çok yaklaşabiliyor,
hatta birbirinin yerine kullanılabiliyor. Teşvik, kamu alımları ve tüketici
tercihlerinin yerli ve millî ürünlere kaydığı bu dönemde, bu sıfatların
tanımlanması için daha basit ama net kurallara sahip olmak gerekli.
Bu kurallara sahip olmak da
yetmiyor. Uygulanması esnasında da Truva atı
uygulamalara izin vermeyecek netlikte yönetmelikler gerekiyor. 2019 ‘u da böylelikle bu son yazımızı
paylaşarak da kapatmış oluyoruz! Ali
Berham ŞAHBUDAK... 28 /12 / 2019…


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder