Bu dinci-dönme tayfası, Osmanlı'nın kaymağını yiyordu. Yavuz'un hilafeti Mısır'dan getirip, sun’i Emevi İslam anlayışını, Osmanlı'nın resmi ideolojisi haline getirmesiyle birlikte, ta Cumhuriyete kadar devleti bunlar yönetiyordu.
Zavallı Türk tarlasında kara sabanını boş, yavuklusunu pınar başlarında dul, Ayşe'sini üç, üç buçuk yaşlarında yetim bırakıp cepheden cepheye koşuyordu. Harbe padişahın düğünü diye gidip "Ölürsem şehit, kalırsam gazi olurum" diyordu. Halbuki bu dinci-dönme tayfası, askerlikten de, Cihat’tan da muaftı!..
Osmanlı'da saray mensupları, memurlar, din adamları, tarikat ehli, seyitler, Şıhlar, medrese talebeleri, gayri Müslimler oldum olası askerlikten ve savaştan muaftı. Hatta, "Halife, cihat ilan etse bile, dua ehli cihattan muaftır" diye, Şeyhülislam Molla Gürani'den fetva bile almışlardır!
Herkes çocuğunu askerden kaçırmak için medreseye yazdırıyordu. 8 yıllık medrese, sırf askere gitmemek için, 15-20 yıla kadar uzatılabiliyordu.. Medreselere, malum, kız çocukları değil, sadece Müslüman erkek çocukları gidebiliyor ve fen bilimleri değil, sadece sahte hadislerle uydurulmuş din öğretiliyordu.
Emevi İslam anlayışının şeyhülislamı, Ebu Suudi Efendi, 1560 yıllarında, fetva vererek; "Akılla iman bir arada olmaz, akıl şeytan işidir" diyerek, medreselerde akli bilimleri (fen, astronomi, mantık, felsefe. Gibi) yasaklamıştı. Osmanlı'nın son dönemlerine kadar medreselerde, Fen’le ilgili dersler okutulmadı, kız çocukları okuma imkanı bulamadılar.
Kız çocuklarının da oğlanlarla beraber okumalarına imkan sağlayan karma eğitim ile mantık ve felsefenin müfredata girmesi, İttihat Terakki'nin (Bilhassa Ziya Gökalp'in baskısıyla) ancak,1908 yılında olmuştur!
Aynı Ebu sudu Efendi, o tarihlerde, İstanbul’da salgın olan, veba hastalığını da bahane edetek, takvim ve saatin babası sayılan Uluğ bey ve Takiyuddun beyin gözlem evini (rasathane) "Bunlar, gökyüzünde meleklerin bacaklarını seyrediyorlar, Cenab-ı Hak da bizi cezalandırdı" diye fetva vererek, topa tutturmuştu.
O dönemin nadide aydını Katip Çelebi, "Takvim-t Tevarüh" isimli eserinde, bu konuyu detaylı yazar ve eleştirir. Akli bilimlerin müfredattan kaldırılmasını tenkit eder. Gutenberg matbayı,1438 de buldu. Elin gavuru o tarihten beri matbaayı kullanır ama bizim bu yobaz dinci-devşirme tayfası, 1729 yılına kadar matbaayı Osmanlı toprağına sokmadı. Tam 291 yıl direndiler!..
Bir de derler ki; "Osmanlı'da yüz binlerce kitap varmış da, Mustafa Kemal hepsini yakıp, yok etmiş! Ulan, hem Osmanlı'da matbaa yok, hem de kitap yazacak alim yok!.. Ayrıca kitap yazılıp basılsa bile, onları okuyup anlayacak okur yazar yok!.. Matbaa, 1729 da geldi de ne oldu?.. 50-100 adet Arapça Kur’anlar, uyduruk hadisleri bastılar..
Bunlardan biri de, Ayıntabi Mehmet Efendi isimli Osmanlı uleması!.. "Tıbyan Tefsiri" isimli kitabında; "Dünya'nın öküzün boynunda asılı olduğunu, Venüs Gezegen’inin taşlaşmış bir günahkar olduğunu" yazıyordu!..
Bu Kadir Mısıroğlu gibi, dinci-yobaz tayfasının Osmanlısında manzara buydu!.. Dahası var; Cumhuriyet'in ilanına kadar bile, Osmanlı tebaaları arasında, aynı anda farklı saat ve takvimler kullanılıyordu.
Müslüman tebaa, alaturka saat kullanıyor; güneşin battığı anı, 12 kabul ediyor, gayri Müslim tebaa, alafranga saati kullanıyor; güneşin en tepede olduğu anı,12 kabul ediyordu. Müslüman tebaa, hicri takvimi kullanırken, gayri Müslim tebaa,rum'i yani miladi takvimi kullanıyordu!..
Kimi şubata, kimi aralığa denk geliyordu! "Saat kaç? “diyorsun, bilen yok!," hangi ay, hangi mevsimdeyiz?" diyorsun, bilen yok! Çeki var, okka var, arşın var, kulaç, endaze, fersah var... Ne ağırlığımız, ne uzunluğumuz dünyaya denk!
Mustafa Kemal, sadece Kurtuluş Savaşı'na liderlik yapıp ülkeyi düşmanlardan kurtarmakla kalmadı; çağın gerisinde kalmış, dünyadan kopmuş, 300 yıldır, yerlerde sürünen borçlu, cahil bir devlet ve tebaadan, şanlı, şerefli ve de çağdaş bir devlet ve millet yarattı. Memalik-i Mülkü, Vatan yaptı. Tebaayı, millet yaptı, Kul’u, vatandaş yaptı!..
Avrupa'nın 100 yılda büyük bedeller ödeyerek elde ettiği rönasans denilen aydınlanma hareketini, hiç bir bedel ödetmeden, bir kaç yılda Türk insanına verdi!..
Türk insanına çağ atlattı. Osmanlı'nın gripte mağlup çıktığı ve bütün topraklarının işgal edildiği, Birinci Dünya Harbinin tahribatını, kurtuluş savaşı ve Lozan'la üç, üç buçuk yılda telafi etmiştir. Üç yılda hem dış, hem iç düşmanlarla boğuş, ülkeyi işgalden kurtar; hem de bütün kurumlarıyla birlikte, "Türkiye Cumhuriyeti" diye yeni ve modern bir devlet kur!.. Dünyanın neresinde görülmüş böyle bir başarı?
Bu dinci-yobaz tayfasının derdi, sadece kan bozukluğundan değil, Cumhuriyetin ilanı ile birlikte, birçok avantajlarını da kaybettikleri için Cumhuriyet ve Atatürk'e düşmanlar! Osmanlı'nın ayrıcalık zümresi iken, cumhuriyetin eşit vatandaşı oldular, statülerini kaybettiler. Askerden, savaştan, cihattan muaf iken, askere gider oldular!
Osmanlı'daki, emevi-İslam fıkıhı (şeriat) anlayışına göre, 12-13 yaşındaki sübyan kızlarla nikah kıyıp ayrıca birden çok evlilik yapıp harem kurar iken Cumhuriyetin modern kanunları ile bu haklarını da kaybettiler...
Kalp ve bilinçaltılarında yatan, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığının asıl sebebi bunlardır. A Berham ŞAHBUDAK.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder