Modern Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, Mustafa Kemal Atatürk, geri kalmış bir toplumdan
çağdaş bir milletin ve uygar bir devletin yaratıcısı olmuştur”. “Lozan’da
Misak-ı Milli hedefleri doğrultusunda bağımsız bir vatan ve millet
yaratılmasına özen göstermiştir”.
Çağdaşlaşma,
Atatürk’ün Türk toplumunu çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkartmak için
yapmış olduğu inkılapların tümü olarak tanımlanabilir. Atatürk’ün temel amacı, Türkiye'nin her zaman için ulusal bağımsızlığını korunabilmesidir.
Bu ise ancak
çağdaş bir Devleti bütünüyle benimsemekle mümkün olabilecektir.
Bu nedenle
çağdaşlaşmak Atatürk için bir amaç
değil, Türkiye Cumhuriyetinin sonsuza kadar yaşayabilmesi için vazgeçilmez bir
araç niteliğini taşımaktadır. Çağdaş medeniyet, tüm insanlığın ortak
katkılarıyla oluşan, rasyonel düşünceye ve laik bir dünya görüşüne dayalı ortak
bir eserdir.
Atatürk’ün
gerçekleştirdiği çağdaşlaşma olayı,
bir batı taklitçiliği veya Avrupa’ya benzeme özentisi değildir. Atatürk, çağdaş
medeniyete geçişi, Türkiye için bir ölüm kalım meselesi olarak algılamış,
çağdaşlaşma eski denemelerin ve kendi gözlemlerinin ışığında farklı bir metot
uygulamıştır.
O’na göre
çağdaş medeniyetin ortağı olmak, bu medeniyetin bir bütün olarak algılanmasıyla
mümkündür.
Atatürk'e göre çağdaşlaşmanın tek yolu vardır: çağa
hakim damgasını vuran ve rakipsiz olan batı medeniyetini, ilmi, kültürü,
teknolojisi ile birlikte top yekun almaktır. Bunu gerçekleştirmek için de ilim
ve fenni rehber edinmek yeterlidir, görüşünü esas olarak benimsemiştir. Atatürk
bütün bu eksiklikleri görmüş, insanca yaşamanın yollarını açan laik ve
demokratik bir toplum düzeni kurmayı hedeflemişti. Atatürkçü çağdaşlaşma bizim
için Batıyı körü körüne taklit etmek değildir.
Burada önemli olan, gerek zihniyet gerekse kurumlar
açısından Batılılaşırken, çağdaş yenilikleri milli bünye içinde erite bilmektir.
Atatürk’ün biz Batı uygarlığını bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda
iyi olarak gördüklerimizi kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya uygarlık
seviyesi içinde benimsiyoruz’ sözleri bu durumu en iyi şekilde özetlemektedir. Atatürk'e göre çağdaş uygarlığın ortağı olmak, bu uygarlığın bir bütün olarak
alınmasıyla olasıdır.
Çağdaş medeniyeti, özgür düşünce ve laik ortam
yaratmıştır. Bu ise her şeyden önce devletin laik bir yapıya sahip olmasıyla
etkinlik kazanmaktadır. Dolayısıyla Atatürkçülükte Laiklik bütün inkılapların
temel taşı ve ön şartı ve güvencesi niteliği taşımaktadır. Atatürk inkılapları,
kısa bir zaman süreci içerisinde kararlılıkla yürütülmüş radikal inkılaplarıdır.
Türk çağdaşlaşması, herhangi bir dış baskıdan
kaynaklanmadığı gibi, tam aksine “batıya rağmen, Batılılaşmak” şeklinde vücut
bulmuştur. Temel dayanağı akılcılıktır. Atatürk bunu “Hayatta En Hakiki Mürşit
İlimdir, Fendir” sözleriyle hayata geçirmiştir ve “Türkiye Cumhuriyetinin her
türlü faaliyetine aklın ve bilimin hakim olmasını temel ilke olarak
benimsemiştir. Ulusal kurtuluş savaşı sonrası bağımsız bir cumhuriyet,
demokratik ve laik bir devlet ve çağdaş bir toplum yaratılmıştır.
Çağdaşlaşma,
Atatürk’ün yarattığı bu birbirinden ayrılmayan unsurların bir arada icrasıyla
gerçekleştirilmiştir.
Atatürkçü
Düşünce Sistemi, şu temel esasları içermektedir: Merkezi Milli ( Üniter ) Devlet, Tam Bağımsız Devlet,
Milli Egemenliğe Dayalı (Demokratik-Laik) Devlet ki bu özellikler Türkiye Cumhuriyetinin temel esaslarıdır. Şu halde Atatürkçü Düşünce Sistemi, Türkiye
Cumhuriyeti devletini yaşatma ve yarınlara taşıma bilincini de ifade
etmektedir.
XXI. Yüzyılın eşiğinde dünyaya örnek olarak, model olarak
gösterilen Laik, Demokratik Türkiye Cumhuriyeti, bir takım siyasi, ekonomik
eksikliklerine, iç ve dış bazı tehditlere rağmen, bugünlere ulaşıp aydınlık bir
geleceğe yürüyorsa, bunu Atatürk'e borçludur. Doğru tercihler yapılmış olmasına
ve sağlam temeller üzerine oturuyor olmasına borçludur. Anlaşılacağı gibi,
Atatürk’ün kurup gençliğe emanet ettiği bu çağdaşlaşma modeli, kağıt üstünde
kalmış, soyut bir model değildir.
Çağdaş uygarlığa; onun bilimine, teknolojisine, ekonomisine,
üretimine, refahına ulaşma, onu adil bir biçimde paylaşma, geliştirme ve
yaşamadır. Sonuç olarak, Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu zorluklar,
Atatürk’ün tercihlerinden değil, kendisinden sonra gelen liderlerin, zaman
zaman Türkiye Cumhuriyetinin temel esaslarından sapmalarından ve doğru olan bu
temel esaslar üzerinde çağa uygun yeni dönüşümleri gerçekleştirme konusunda
başarısız olmalarından kaynaklanmaktadır.
Bugün için yapılması gereken, Atatürk’ün akıl ve bilime
dayalı pragmatik-demokratik düşünce sistemini ve çağın yeni oluşumlarını iyi
anlayarak, Merkezi-Milli (Üniter),
Demokratik ve Laik Türkiye Cumhuriyetinin temel esaslarından taviz vermeden,
milletler arası siyasi sisteminin bu konudaki dayatmalarına da göğüs gererek
“Bilgi Çağı” dönüşümünü yapmaktır.
En geniş anlamıyla; hem düşünce sisteminin, hem de
oluşturulan ve öngörülen toplumsal, siyasi ve ekonomik modelin kendi kendisini
yenilemesini ifade eden “İnkılapçılık” ilkesi de bu dönüşümün itici gücü olarak
kullanılmalıdır. Ali Berham ŞAHBUDAK…


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder