13 Aralık 2020 Pazar

ERDAL EREN!

ERDAL EREN! Erdal Eren ve diğer devrim şehitlerimiz mücadelemizde yaşıyor... Erdal Eren kimdir?) Erdal Eren 12 Eylül faşist darbesinin 17 yaşında idam edilen devrimci şehitlerinden biridir! Erdal Eren, 12 Eylül emperyalist piyonlarının T.C. Devletinde yaptırdığı Faşist darbenin adıdır"40. yılında tekrar Erdal Eren ve diğer devrimciler bir kez daha gündeme geldi. 13 Aralık 1980'de idam edilen Eren, kanlı darbenin unutulmayan yaralarından ve 12 Eylül faşist darbenin sembollerdendir. 12 Eylül darbesi öncesinde er Zekeriya Önge'yi öldürdüğü gerekçesiyle anti demokratik mahkeme kararlarıyla hüküm giyen, Ankara Yapı Meslek Lisesi öğrencisi Erdal Eren, 40 yıl önce bugün 17 yaşında asılarak idam edildi Atatürkçü yurtsever devrimcidir. İdam edilişinin 40. yılında Erdal Eren'in ailesine yazdığı son mektubu geçmeden önce bu idama ve katliamlara dair “ bugün dahi 12 Eylül uygulamalarıyla iktidarlarını korumak adına halen antidemokratik uygulamalarla ülkemizi yönetenler var! Eren, 19 Mart 1980’de idama mahkûm edildi. Milli Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan karar, 13 Aralık 1980'de Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde infaz edildi. Erdal Eren, veda mektubunu hücresinde yazmış ve iç çamaşırında taşıyarak avukatına ulaşmasını sağlamıştı. 12 Eylül Faşist darbeci cunta yönetimin uyguladığı insanlık düşmanı uygulamaları “ Başta Mamak Diyarbakır ve Ankara Kapalı "Cezaevinde yapılan işkence ve insan onurunu ortadan kaldıran düşünce sucuna ilişkin yapılanları tüm ceza evi duvarlarından öğrene bilirsiniz çünkü bu onursuzluğun izlerini hiç kimse o duvarlardan asla silemez!- Bundan 40 yıl önce (neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) İnsanlık dışı işkence ve zulüm edilerek T.C. Devletinin aydınlık geleceği olan Atatürkçü yurtsever devrimcileri sırf tam bağımsız Türkiye istediler diyerek yok edilen bir kuşağın hikayesi ne bugün nede gerecekte unutulmayan bir sosyal yardır… Bu O kadar aşağılık, o kadar vahşi insanlık dışı uygulamalardır ki insanı insanlığından eden çağdışı uygulamalardır her idam günü bu işkence ve uygulamalar tekrar tekrar hafızalarda yaşanmış bir işkence haline dönüşüyor. İşte bu durumda insan insanlığından utanıyor ve halen bugün olmuş sırf iktidarlarını korumak adına, şiddeti adeta bir hak görenler var oysa bu arzu içinde olanlar için bu bir kurtuluş değil bir ölümü seçmek demektir. Böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi işten bile değildir”... Belki okuyanlara bu bir hikaye veya bir masal gibi gele bilir ancak bu bir gerçek yaşamın ta kendisidir! Sizlere bu insanlık dışı uygulamaları anlatmamın nedeni gerçek yaşamdan bıkmış kim için ve niçin bu mücadeleyi verdiğini dahi bugün anlayamayan emperyalistler halen bir maşa ve bir piyon olarak görev yapan veya bu piyonlara destek veren kimi satılmışlar “bugün olmuş Atatürk’ün 1919 milli mücadelesini anlayamayan dönekler için bu devrimciler hayatlarını bir hiç uğruna kaybettiğini düşünen hainler için anlatılanlar asla bir hikaye değil gerçeğin kendisidir”… 12 Eylül ABD Maşalarının yaptığı Faşist darbe insanlık onuruna yapılan en büyük ihanettir, oysa bugün 12 Eylül işkencelerden geçirilen ve idama mahkûm edilen yurtsever Atatürkçü Devrimcilerin bu cumhuriyetin tam bağımsızlığını isteyen milyonların daha arttırdı ve mücadele azmimi körükledi gerçeğidir… Mesele benim senin değil bu mesele tam bağımsız cumhuriyeti oluşturan yurttaşların emperyalizme karşı mücadele etme meselesidir. Ancak biliyorum ki yüreği bu ülke ve insanlık onuru için atmayanlar için bu tam bağımsızlık meselesi sizin açınızdan daha farklı, daha zor olduğunu da biliyorum." ERDAL EREN'DEN SON MEKTUP! Eren'in mektubu şöyle: Sevgili annem, babam ve kardeşlerim; Sizlere bugüne kadar pek sağlıklı mektup yazamadım. Ayrıca konuşma olanağımız ve görüşmemizde olmadı. Zaten dışarıdayken de birbirimizi anlayacak şekilde konuşamadık. (Bu konuda sizlere karşı büyük oranda hatalı davrandım. Ancak bunu size karşı saygı duymadığım, bu nedenle böyle davrandığım şeklinde yorumlamamanızı dilerim) Bu nedenle sizlere anlatacağım, konuşacağım çok şey var. Ancak olanak yok. Düşüncelerimi bu mektupla anlatmaya çalışacağım. Şu anda ne durumda olacağınızı tahmin ediyorum. Ama çok açıklıkla söylüyorum ki benim moralim çok iyi ve ölümden de korkum yok. Çok büyük bir ihtimalle bu işin ölümle sonuçlanacağını çok iyi biliyorum. Buna rağmen korkuya, yılgınlığa, karamsarlığa kapılmıyorum ve devrimci olduğum, mücadeleye katıldığım için onur duyuyorum. Böyle düşünmem, böyle davranmam, halka ve devrime olan inancımdan gelmektedir. Ölümden korkmadığımı söylemem, yaşamak istemediğim, yaşamaktan bıktığım şeklinde anlaşılmamalı. Elbette ki hayatta olmayı ve mücadele etmeyi arzularım. Ancak karşıma ölüm çıkmışsa, bundan korkmamam, cesaretle karşılamam gerekir. Biliyorsunuz ki bu ceza işlediğim iddia edilen suçtan verilmedi. Asıl amaçlanan böyle bir olayla gözdağı vermek ve mücadeleyi engellemek hedefine dayalıdır. Bu nedenle sezinde bildiğiniz gibi, kendi hukuk kurallarını çiğneyerek bu cezayı verdiler. Cezaevinde yapılan (Neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. İşte bu durumda Ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi içten bile değildir. Ancak ben bu durumda irademi kullanarak, ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile. Sizlere bunları anlatmamın nedeni yaşamaktan bıktığım ya da meselenin önemini, ciddiyetini kavramadığım gibi yanlış bir düşünceye kapılmamanız içindir. Bütün bu yapılanlar, başımdan geçenler, kinimi binlerce kez daha arttırdı ve mücadele azmimi körükledi. Halka ve devrime olan inancımı yok edemedi. Mücadeleyi sonuna kadar, en iyi bir şekilde yürütmek ve yükseltmekten başka amacım yoktur. Mesele benim açımdan kısaca böyle. Ancak sizin açınızdan daha farklı, daha zor olduğunu biliyorum. Anne, baba ve evlat arasındaki sevgi çok güçlüdür, kolay kolay kaybolmaz. Ve evlat acısının da sizin için ne derece etkili olacağını biliyorum. Ama ne kadar zor da olsa bu tür duygusal yönleri bir kenara bırakmanızı istiyorum. Şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. Bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek, ama yok olmayacaklar. Mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar. Sizlerden istediğim bunu böyle bilmeniz, daha iyi kavramaya çaba göstermenizdir. Zavallı ve çaresiz biriymiş gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz. Hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim. Devrimci selamlar! Ali Berham ŞAHBUDAK…

Hiç yorum yok:

SİYASETTE İLKELERİN ÇÖKÜŞÜ:

SİYASETTE İLKELERİN ÇÖKÜŞÜ: İFTAR SOFRASINDAKİ AYDINLIK VE KARANLIK? Bugün önümüze düşen o fotoğraflar, aslında bizlere görünü nenin çok...