"Kemalizm’i
anlamak için Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN Bağımsızlık mücadelesini iyi anlamaktan
geçer.? Kemalizm bir "Çağdaşlaşma Modernleşme" ideolojisidir.
Kemalizm,
Milli Hakimiyet prensibine dayalı bir Demokratik Ekonomik Kalkınma ve
Modernleşme İdeolojisidir. Kemalist İdeolojinin en önemli niteliği,
"Akılcı ve Bilimci" olmasıdır. Bunun anlamı ise "Milli",
"Milletler arası" sorunlara duygusal ve dogmatik açıdan ve peşin
hükümler ve kalıplara değil, akılcı, bilimci ve pragmatik bir yaklaşımla
eğilmektir.
Bu
konuda en başta belirtilmesi gereken nokta "Kemalizm" in katı bir
"Doktrin" olmadığıdır. Esasen, bizzat Mustafa Kemal' in hareket ve
dinamizm' i önlediği gerekçesiyle çağın Marksizm - Leninizm, Faşizm, Nasyonal
Sosyalizm gibi dogmatik, katı ve totaliter doktrinlere karşıdır. Bu
nedenle "Kemalizm" ile ifade ettiğimiz görüş, Modern Türk Devleti'
nin kuruluşunda temel olan ilke uygulamaların bütünün ortaya çıkardığı davranış
ve hayat tarzı anlamındaki pozitivist, akılcı, ampirik, ( Yani deneye dayalı
pragmatik bir ideoloji" dir. )
Bu
anlamda olmak üzere, çağımızdaki siyasal ideolojileri "totaliter" ve
"demokratik" olarak ikiye ayırmak adet olmuştur. "Marksizm -
Leninizm" sol' un "Nasyonal Sosyalizm - Faşizm" ise sağ' ın,
hoşgörüsüz ve totaliter ideolojileridir. Aralarında "demokratik
sosyalizm" de bulunmak üzere, siyasal yelpazenin "ortanın solu"
ndan "ortanın sağı" na kadar yer alan tüm çağdaş ve sosyal adaletçi,
hürriyetçi rejimlerin "demokratik" olan ideolojilerinin temeli
"dogmatizm" değil, "rasyonel amprizm" veya
"pragmatizm" dir. Kendine akıl ve bilimi mürşit olarak kabul eden ve
ayrıca 1789 Fransız İnsan ve Vatandaş Hakları Beyannamesinin "Milli
Hakimiyet" ilkesinden ve İnsan Hakları anlayışından esinlenen Kemalizm
"dogmatik" yada "totaliter" ideolojiler arasında değil,
"rasyonalist" ve "pragmatik" olan "demokratik"
ideolojiler arasında yer almaktadır.
Bilindiği
gibi, faşizm' in "millet", "devlet" , "lider" ve
"ırk" ; "Marsizm - Leninizm" ise, "sınıf " ve
" sınıf kavgası " gibi değişmez ve dolayısıyla "dogmatik"
kavramlara dayanmasına karşın "Pragmatizm" , "mutlak
gerçek" yerine, "deney" e; yani akıl ve bilimin gözlem ve
bulgularına dayanan ve dolayısıyla zaman içinde değişen gerçekleri kabul eder.
Mustafa
Kemal 1920 ve 1930' ların Komünist ve Faşist doktrin uygulamalarını görmüş,
fakat bunları reddetmiş bir liderdir. Atatürk katı bir parti programı içinde
doktrin oluşturmak yerine, bu işi akıl ve bilimin önderliği altında Türk
Toplumu'nun ihtiyaçlarına göre oluşturma yolunu seçmiştir. Kurtuluş Savaşından
sonra Türkiye Cumhuriyeti adı ile oluşturulan yeni Türk devleti' nin dayandığı
"Atatürk İlkeleri"nin Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık,
Laiklik, Devletçilik ve Devrimcilik gibi çeşitli ideolojik ilkelerden oluştuğu
ve "Altı Ok" olarak sembolleşen bu ilkelerin özellikle tek parti
döneminde "Kemalizm" olarak adlandırıldığı bilinmektedir.
Fakat
ideoloji olarak Kemalizm bunlardan ibaret değildir.
Hiç
şüphe yok ki, Türk Toplumunun ihtiyaçlarından doğan bu ilkelerin yalnız sözlük
anlamı ile tanımlanması mümkün değildir.
Bunlar Atatürk tarafından hem sözle hem de uygulama ile belirlenmiştir.
Ayrıca bunları birbirinden çözüp ayırmaya tek tek değerlendirmeye girişmek
büyük yanlışlık olur. Bunlar, bir bütünü oluşturan unsurlardır. İşte bu uyum, bütünlük ve tutarlık
"Kemalizm" dediğimiz dünya görüşünü ortaya çıkarır.
Dogmatizm'
e karşı bir başkaldırma hareketi ve akılcılık demek olan Kemalizm, sürekli çağdaşlık
ve ilericilik demektir. Esasen, önce Liberalizmin, daha sonra da "Marksizm
- Leninizm" in uğradığı bunalımlar karşısında çağımızda "katı ve
dogmatik" ideolojilerin sona ermesinden dahi bahsedilmiştir. Nitekim
1960'ların başında, devrin Sovyet lideri Kruşçev' in Marksist - Leninist
Dogmatizm' ine "Pragmatik" bir yaklaşımla yaptığı değişiklikleri
"revizyonizm" olarak suçlayan çin yöneticileri, Mao' nun ölümünden
sonra "Dogmatizm" den "Pragmatizm" e yönelik uygulama içine
girmişlerdir.
Kemalizm'
in bir ideoloji olmadığını ileri sürenlerin başında Türk Toplumu' nda bir
"ideolojik boşluk" yaratmak ve bu boşluğu yabancı ve temsilcisi
oldukları ideolojilere doldurmak isteyenler gelmektedir. "Kemalizm düşmanları" olan ve "
Marksizm ve Leninizm" den " Nasyonal Sosyalizm" e, Kapitalist
Liberalizm' e, Teokrasi' ye kadar değişen "çağ dışı" dogmatik ve
totaliter ideolojileri savunan bu gibi kimselerin, "Kemalist
Atatürkçü" ideolojiyi inkâr veya tahrif etmek suretiyle Türk Toplumu' nda
bir ideolojik boşluk yaratmak tabii karşılanmalıdır.
Ne
var ki, "Kemalizm - Atatürkçülük' ün bir ideoloji olmadığını düşünen bazı
kimseler ise, ideolojiyi sadece "katı ideoloji" anlamakta, çağımızda
dogmatik ve totaliter ideolojiler karşısında "Pragmatik ve
Demokratik" ideolojilerin yer aldığını ve bir "hayat tarzı"
anlamındaki bu tür ideolojiler arasında Kemalizm' in yer alabileceği gerçeğini
ya bilmemekte veya gözden kaçırmaktadırlar.
Mustafa
Kemal' i kendinden önce gelmiş reformculardan ayıran nokta; Tanzimat Hareketi
gibi sadece kanun ve yönetim alanında kalmayıp, bütün hayatı içine alan bir
değişiklik istemesiydi. Memleketin siyasi yapısını değiştirmek, halkı
uyandırıp, onu Fransız İhtilalı ile doğan ve Batı Avrupa'nın birçok ülkesinde
gelişen Milli Hâkimiyet kavramını çekmek istiyordu.
Böyle
bir değişiklik pek çabuk olmayacaktı. Mustafa Kemal bunun da sebebini
biliyordu. Gücünü tartışmadan değil, tahakkümden düşünce hürriyetinden değil,
kayıtsız-şartsız itaatten alan "dinsel kuvvetler", demokrasinin
yerleşmesine karşı koyacaklardı. Onun için Mustafa Kemal, siyasi devrimi her
şeyden önce, bir "inanç devrimi" olarak görüyordu.
Kurtuluş
Savaşımızın askeri yönü sona erip, vatan toprakları dış düşmanlardan
temizlenince, başta bilgisizlik, yoksulluk ve geri kalmışlık olmak üzere, bütün
iç düşmanların tüm güçleri ile ayakta kaldığı ve ülkemizin çağdaş milletler
düzeyine çıkabilmek için çok şeyler yapmak gerektiği görüldü.
Bunun için,
öncelikle, toplumda uyanmış bulunan "millet olma bilinci" ni
pekiştirmeye lüzum vardı. Yüzyılların birikimi olan yanlış inançlar ve
anlayışlar yüzünden, milletimiz bu bilinçten oldukça yoksun bir seviyede
kalmıştı.
Öyleyse,
belirgin ilkeler üzerinde yeni bir devlet yapısının kurulmasına ihtiyaç
ortadaydı. Bu da, millet olma bilincinin
uyanık tutulmasına bağlıydı. Böylece, Türk Toplumunun adı " Türk Milletinin yeni "Türk Devletinin
adı "Türkiye Cumhuriyeti" olarak belirmiş, Kurtuluş Savaşından sonra, Türkiye
Cumhuriyeti adı ile ortaya çıkan yeni Türk Devletinin dayandığı Atatürk
ilkeleri, nin ve fikirlerinin anlayış olarak gelişmiştir.
Cumhuriyetçilik,
Milliyetçilik Halkçılık, Laiklik, Devletçilik ve Devrimcilik olarak ifadesini
bulan bu ilkeler, bir bütünü oluşturan ve "ortak özellikleri" bulunan
ilkelerdir. Atatürk ilkeleri Türk Toplumunun ihtiyaçlarından doğduğundan, bunlarda baskı, taklitçilik veya
özenti yoktur.
Bu ilkeler
yalnız sözlük anlamıyla tanımlanamaz.
Zira bunlar Atatürk tarafından hem sözle, hem de uygulama ile
belirlenmiştir. Bu ilkeler bir bütünü oluşturan unsurlar olduğuna göre, bunları
tek tek değerlendirmeye girişmek yanlış olur. Bunların sağladığı uyum ve
bütünlük "Kemalizm" dediğimiz Dünya görüşünü ortaya çıkarır. 25.05.2010
“Bu yürüyüş tamamlanmıştır artık! A.Berham ŞAHBUDAK
ÇÜNKÜ Cumhuriyetin
ve Kuruluşunun Kurtuluşun adı " KEMALİZ İMDİR...
DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİ BİRLİĞİ
Genel
Başkanı A.Berham ŞAHBUDAK


1 yorum:
AYDIN BİR BİREY OLMAK İNSANA KİŞİLİK KAZANDIRIR!..
İnsan, neyi nasıl yapacağını, doğru kararlar almak için nasıl doğru düşüneceğini önündeki doğru örneklerden yola çıkarak hatalarını aza indirgeyip ancak doğru düşünce ve uygulama sağlığına kavuşabilir. Örneğin; söz konusu "vatan" olunca, önümüzdeki en doğru düşünceyi toplumumuza eşsiz bir deha ile örneklemiş olan“ Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, ilk ve hemen akla gelen” Yıkılan bir imparatorluktan, yeni bir cumhuriyet vardır.
Yorum Gönder