23 Eylül 2019 Pazartesi

ABD EMPERYALİZMİ? VE ORTADOĞU! Anadolu coğrafyası tarih boyunca Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu'da yaşanan her siyasi gelişmeden derinlemesine etkilenmiştir. Aslında bu geniş coğrafya her zaman emperyalist stratejilerin kıyasıya rekabet ettiği ve sürekli değişim geçiren bir alan olmuştur. Bugün de öyledir. ABD'nin stratejik hamleleri açısından Ortadoğu'yu inceleyen bu derleme, akademik (tarafsız) değildir; belirli referans noktaları olan, bölgede yaşanan olayları sosyalist bakış açısıyla ele alan bir dizi değerlendirmeden oluşmaktadır ve bölge halklarından yana olma anlamında taraflıdır. ABD Emperyalizmi ve Ortadoğu'da yer alan makaleler aynı zamanda Türkiye'nin özellikle dış politikasında yaşanan dönüşümü bölgemizde yaşanan olaylar ışığında anlamaya çalışan metinlerdir. Elinizdeki kitap, Ortadoğu, Kafkasya ve bütün Avrasya anakarası üzerinde oynanan satranç oyununa; petrol başta olmak üzere her türlü doğal kaynak ve ulaşım güzergahına, bölgesel askeri taktik ve stratejilerin temellerine ilgi duyan okura yeni ufuklar açacaktır. Ortadoğu deyince, herkesin aklına savaşlar, iç karışıklıklar, katliamlar, her biri çözülmesi imkansızmış gibi gözüken sorunlar geliyor. Peki Türkiye’nin de içine dahil edildiği bu Ortadoğu neresi? Aslında sorunun cevabı, bu bölgeye bu ismi kimin verdiğinde yatıyor. Batı ve Orta Avrupa ve daha sonra da genç kıta Amerika’nın feodal yüklerini sırtlarından yeni atmış burjuvazisi yeni pazarlar ve yeni kaynaklar için gözlerini dört açmışken, kendi yaşadıkları, sistemlerini sürdürdükleri alanların coğrafi olarak doğusuna “Doğu” demişlerdir. Kapitalist ilişkilerin henüz girmediği ya da yeni yeni şekillendiği bu coğrafyada, kendi uygarlıklarıyla ve daha çok da ekonomik-siyasal hedefleri ile örtüşmeyen her şeyi, “Doğu’nun “geri kalmışlığı” olarak tanımlamışlardır. Yağma seferlerine çıkmış İngiliz, Fransız, Alman girişimciler, gittikleri yerlerin yeraltı, yerüstü kaynaklarını talan etmenin kılıfını “barbar halklara” “medeniyet ihraç etmek” fikriyle oluşturuyorlardı. Tarihsel olarak kapitalist üretim ilişkilerinin geç ortaya çıktığı ya da bizzat sömürgeci devletler eliyle girdiği bu ülkeler, yine aynı sömürgeci devletler tarafından yıllarca ekonomik, siyasal ve toplumsal açıdan bilinçli olarak geri bırakıldı. Belli bir aşamadan sonra, “uygar Batı’nın” güçleri kendi yarattıkları “barbar, “kendi kendini yönetmekten aciz Doğu” kavramına bizzat kendileri de inanır oldular. Buna kendilerini öyle inandırmışlardır ki, şimdiye kadar bölgede ortaya çıkmış ulusal kurtuluş mücadelelerini, ülkelerdeki emekçi sınıfların ülke siyasetine etkisini, hatta 1. Dünya Savaşı sonrası Rusya’da, daha sonra İran’da, yakın geçmişte de Irak, Afganistan ve en son Lübnan’da olduğu gibi karşılarındaki “Doğulu” halkların direnebilme ihtimalini hep küçümsemişler, bu bakış açısı yüzünden askeri ve politik yenilgiler almışlardır. Bugün ABD ve AB Ortadoğu’ya müdahalelerini hâlâ bölgeye “özgürlük, demokrasi, huzur ihraç etmek” olarak gösteriyorlar. Kapitalizmin emperyalist aşamasına geçtiği dönemde emperyalizmin talanına açılmış her alan “Doğu” olmuştu. Çin Uzakdoğu’ydu, ancak İngiliz “maceracılarca yerli halkın yaşam alanı yok edilerek kurulan Avustralya asla “doğu ”da olamazdı. Afrika Avrupa’nın güneyinde olmasına rağmen basbayağı “doğuluydu. Ya da Amerika kıtasında yaşayan yerli halk, doğuluları hiç aratmayan cahil yerlilerdi! Emperyalist bir güç haline gelmiş Japonya ise, artık “doğulu” kabuğunu kırmıştı. Onun doğululuğu artık bizzat batılılarca estetize edilmiş bir mistizmin ötesine geçmiyordu. Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’daki halk Cumhuriyetleri’ne, toplumsal, kültürel ve ekonomik gelişmişliklerine rağmen, “Batılı” aydınlar, ancak bir “Doğu Bloğu” olmayı reva görmüşlerdi. Uzun lafın kısası, “Doğu” dediğimiz coğrafya, önceleri Avrupa, 2. Dünya Savaşı sonrası ise Amerika’nın çıkarlarına göre belirleniyor. Ortadoğu dediğimiz bölge de, coğrafi olarak, 3 yaşlı kıtanın kesiştiği bölge olarak tanımlansa bile, Amerikan emperyalizminin hedef ve planlarına göre Ortadoğu’nun sınırları sürekli genişlemektedir. Önceleri, zengin petrol kaynaklarına, ticaret yollarının kesiştiği bir konuma, bu yolların güvenliğini sağlamak için aynı zamanda diğer emperyalist devletlerle olası bir savaşta– stratejik bir öneme, önemli ticari körfezlere ve tabii ki kültürel ortaklıklara sahip olan İran, Irak, Suriye, Arabistan Yarımadası, Filistin, Lübnan, Ürdün, Mısır (Süveyş Kanalı), Kuveyt ve Anadolu diye bir Ortadoğu tarifi yapılabilirken, 2. Dünya Savaşı sonrası, Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’daki halk Cumhuriyetlerini kuşatacak, Batı Avrupalı müttefikleri koruyacak bir hat üzerinden Ortadoğu’nun tanımı yenilendi. Coğrafi olarak Ortadoğu’da olmayan Libya, Afganistan, Pakistan Ortadoğu’nun sınırlarına dahil edildi. SB’nin dağılması sonrası ise, Cebelitarık Boğazı’ndan Çin’e kadar her yer, “Genişletilmiş Ortadoğu’nun bir parçası haline geldi. Genişletilmiş Ortadoğu, dünyanın petrol ve doğal gaz kaynaklarının büyük bir kısmını barındırıyor. Dünya petrol rezervlerinin %74’ü bu bölge ülkelerinde bulunuyor. Dünyanın en büyük on petrol üreticisinin yedisi bu sınırlar içerinde. Nijerya ve Venezüella’yı dışında tutarsak, bu projenin kapsamı dışında kalan büyük petrol ve doğal üreticileri (Rusya, Kazakistan, Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan) de, bu projeye dahil coğrafyanın kuşattığı bölgede. Alternatif enerji kaynağı olabileceği tartışılan başka pek çok madenin de en yoğun bulunduğu bölge bu sınırlar içerisinde. Aynı zamanda bu bölge, başta petrol ve doğal gaz olmak üzere, pek çok sınai ve ticari doğal kaynağın nakil yolunu oluşturuyor. Emperyalizmin propaganda merkezleri tarafından her ne kadar aksi iddia edilse de, en son İsrail’in Lübnan saldırısında da görüldüğü gibi, bir bölgede doğrudan silahlı bir güce sahip olmak askeri açıdan bir avantaj. Yani Ortadoğu; 1) Zengin hammadde kaynaklarına sahip olması, 2) Enerji nakil yollarının güvenliği ve 3) Askeri stratejik önemi bakımından uzun yıllardır emperyalistlerin ilgi odağı. Emperyalist merkezlerden birinin Ortadoğu’da kazanacağı bir mevzi, diğer emperyalist merkezlerin bölgedeki çıkarlarının gerilemesi anlamına da geldiği için, Ortadoğu, yıllardır kaynayan daha doğrusu kaynatılan bir kazan. Ali Berham ŞAHBUDAK…

Hiç yorum yok:

SİYASETTE İLKELERİN ÇÖKÜŞÜ:

SİYASETTE İLKELERİN ÇÖKÜŞÜ: İFTAR SOFRASINDAKİ AYDINLIK VE KARANLIK? Bugün önümüze düşen o fotoğraflar, aslında bizlere görünü nenin çok...